Erdoğan gerçekten sürpriz yapabilir mi?

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olması konusuyla en az ilgilenen kesim, herhalde Türkiye'de devlet kâğıtlarına oynayarak para kazanan yabancı fonlar;

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olması konusuyla en az ilgilenen kesim, herhalde Türkiye'de devlet kâğıtlarına oynayarak para kazanan yabancı fonlar; yaygın deyimiyle sıcak parayı yönetenler. Geçtiğimiz hafta Londra'da Deutsche Bank'ın düzenlediği Avrupa'da yükselen pazarlardaki risk durumunu masaya yatıran toplantılar çerçevesindeki temaslardan edindiğim izlenim bu.
Japonya gibi para fazlası olan ülkelerde bazen sıfıra dek düşen, genelde çok düşük faizlerle borçlanıp, Türk Lirası satın alıp, Türkiye'de yüzde 18-19 faizle Hazine kâğıtları alan bu fon yöneticilerinin umurunda olan bir tek şey var: Türkiye'de faizlerin düşmemesi. Milyarlarca dolarlık fon yöneten böyle bir uzmanın söylediği "Bizim için Türkiye'de önemli olan fazilerin düşmemesi. Bize şu anda Türkiye kadar kazandıran ülke yok" demesini önemli saymak gerekiyor. Önceliği kısa günün kârı olan bu yaklaşım sahiplerinin, Türkiye'de cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında ve sonrasında yaşanmasından endişe edilen gerilimi, faizleri daha da yükseltebileceğinden dolayı, risk değil fırsat olarak görmeleri de beklenebilir.
Türkiye'de hisse senedi yatırımı yapan uluslararası finans şirketleri bir gerilim ihtimaline daha özenli ve dikkatli bakıyor, yakından izliyorlar. Siyasi gerilimin borsayı düşürmesi, dolayısıyla hisse senetlerinin değerini azaltması ihtimali üzerinde duruluyor, Türkiye'nin uzun dönemde Avrupa Birliği'nin siyasi ve ekonomik ekseninde kalmasına önem veriliyor.
Deutsche Bank toplantıları öncesinde, yine İngiltere'de Wilton Park toplantılarında gözlediğimiz manzara, bundan biraz daha farklı idi. Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olup olmayacağı ciddi bir merak konsuydu. Türkiye'nin bu tartışmalar sonucu alacağı istikamet de öyle.
Türkiye'nin genel istikametinde, yani laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olarak AB çerçevesinde kalmasının yurtdışından Türkiye'ye bakan pek çok çevrenin arzusu olduğu görülüyor. İstanbul'da geçen hafta yapılan Enerji Arenası toplantılarında, pek çok stratejinin Türkiye'nin işbirliği ve genel gidişatı üzerine kurulduğu da görülebildi; buna ABD ve AB'nin Kafkaslar, Orta Asya ve Ortadoğu ile ilişkileri dahil. Türkiye'nin Batı sisteminden, geleneksel Ortadoğu sistemine kaymasından dile getirilmeyen bir endişe var. Bu endişe yaygın olmasa da, karar mekanizmalarında mevcut.
Acaba 25 Mart'ta Berlin'de yapılacak AB'nin 50'nci yaşgünü toplantılarına, Türkiye'nin çağrılmamasında böyle bir endişe rol oynamış mıdır? Bu bir işaret sayılabilir mi? Gerçi toplantıya yalnızca Türkiye çağrılmıyor değil. Dönem Başkanı Almanya'nın Şansölyesi Angela Merkel 'Yalnızca üyeleri çağırıyoruz' diyerek, iki aday üyeyi, Türkiye ile birlikte Hırvatistan'ı da davet listesinden dışlıyor. Ama bu Hırvatistan'ın Türkiye nârına ilk yanışı değil. AB'nin, Avrupa ruhuna aykırı bir siyasi çizgiyi, seçim kazanarak işbaşına gelmiş olmasına rağmen nasıl dışladığına daha önce Avusturya seçimlerinde Jörg Heider örneğinde görmüştük.
Başbakan Erdoğan'ın adaylığı konusunda bu kadar ketum davranmasında ABD kaynaklı sinyallerin karışıklığı, AB kaynaklı sinyallerin karışıklığından daha çok rol oynuyor gibi görünüyor. Ama asıl unsur, Türkiye kaynaklı işaretler.
Erdoğan'ın son Bakü seyahatinde gazetecilerin "Sürpriz olabilir mi?" sorusuna, "Hayır, sürpriz olamaz" demesini herhalde soruyu soranlar
dahil kimse beklemiyordu. Belli ki habere başlık sıkıntısına çare olarak düşünülüp, zekice tasarlanmış bir soruya yanıttı.
Ama Erdoğan gerçekten bir sürpriz yapabilir mi? Yani gerçekten son 10 yılda hızlanan siyasi performansının son halkasına ulaşmaktan, cumhurbaşkanı olmaktan kendisini alıkoyabilir mi?
Erdoğan, milletvekilliğini ve başbakanlığını -yasama anlamında- borçlu olduğu CHP lideri Deniz Baykal'ın uyarılarını, kendisine bugüne dek değeri yadsınamaz destek veren TÜSİAD'ın uyarılarını, etkili dinsel cemaatlerin, kendi partisi içinden yükselen seslerin itirazlarına rağmen yola devam eder mi? 'Tepkiler gelir geçer. Birkaç ay sonra, ortalık durulur, yola devam ederiz' diye mi düşünür?
Yoksa bir sürpriz yapar mı? Bir sürpriz yapar ve gerilim senaryolarına, gerilimden fırsat umanların senaryolarına son verir mi?
Bunu anlamak için önümüzde fazla zaman kalmadı.