Erdoğan Gezi sonrası oy kaybını nasıl telafi edebilir?

Oylarda 6 puan görülen düşme AK Parti'yi hala tek başına iktidar yapar, ama Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına yetmez.

Sonar araştırma şirketine göre, geçen hafta sonu seçim yapılsaydı, Başbakan Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti, 2011 seçimlerine göre 6 puan gerilemiş görünse dahi yüzde 44 oyla yeniden tek başına iktidar olacaktı. CHP oylarını yüzde 26’dan 28’e, MHP yüzde 13’ten 16’ya çıkarmış olsa da muhalefet konumunda kalacak, BDP’nin oyu ise yüzde 7’nin biraz altında kalacaktı.

Bu araştırmanın iki özelliği var. Birincisi, mayıs sonu ile haziran ortası arasındaki üç hafta boyunca Türkiye’yi sarsan Gezi Parkı olayları sonrasında yapılması. İkincisi de Sonar’ın 12 Haziran 2011’de Erdoğan’ı üst üste üçüncü defa ve yüzde 50 oyla tek başına iktidara taşıyan seçim sonucunu en büyük isabetle tahmin etmiş olması.

Yüzde 44 oy, yüzde 10 barajıyla korunan mevcut seçim sistemiyle AK Parti’yi dördüncü dönem de iktidar yapar, ama Erdoğan’ı cumhurbaşkanı yapmaya yetmez; cumhurbaşkanı olmak için yüzde 50 artı 1 oy gerekiyor çünkü.

Sonar yöneticisi Hakan Bayrakçı’ya göre, 8-16 Temmuz arasında yapılan bu ankette AK Parti’de görülen destek kaybı büyük ölçüde parti politikalarına değil, Erdoğan’ın katı tutumuna duyulan tepkiden kaynaklanıyor. Gidenlerin büyük kısmı daha önce merkez sağ partilere oy vermiş olanlar ve bunların yeniden AK Parti’ye dönmesi zor. Buna karşın Erdoğan’ın tutumu AK Parti’nin muhafazakâr gövdesini daha da partiye bağlamış, siyaset deyimiyle ‘kemikleştirmiş’ durumda. Dolayısıyla Gezi olaylarının etkisiyle görülen kaybın AK Parti açısından sonun başlangıcı olduğunu söylemek, en azından rakamlara bakarak mümkün görünmüyor.

Aslında CHP Genel Merkezi’nde Gezi sonrası yapılan değerlendirmeler de bunu doğrular nitelikte. CHP yönetimi, üç hafta boyunca yurt sathında protestolara katılanların büyük çoğunluğunun hayatları boyunca AK Parti’ye oy vermemiş ve vermeyecek kesimlerden oluştuğunu düşünüyor. O açıdan AK Parti’nin büyük bir kaybı olmaması doğal. Öte yandan, protestolara katılanların sadece az bir kısmı daha önce CHP’ye oy vermiş kesimlerden geliyor; çoğu hiçbir partiye oy vermemiş. Dolayısıyla CHP şimdi o kesimi kazanmaya, Mart 2014’teki yerel seçimler, Ağustos 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Haziran 2015’teki milletvekili seçimleri için sandığa gitmeye ikna etme yolları arıyor. Özetle, AK Parti ile CHP arasında, en azından mevcut siyasi ortamda ciddi bir oy geçirgenliği, alışverişi olduğunu varsaymak gerçekçi olmaz.

Ama MHP öyle değil. MHP oylarında görülen artışın sebebini Gezi olaylarından çok, Erdoğan’ın yasadışı PKK ile siyasi çözüm görüşmelerine duyulan tepkiyle açıklamak daha gerçekçi olur. CHP’nin aksine, MHP görüşmelerin yöntemine değil, içeriğine de karşı; ‘müzakere değil, mücadeleyi’ savunuyor. PKK ile görüşmeler ilerledikçe AK Parti üzerinde baskısı daha da hissedilebilir. Erdoğan bu durumun da, ancak MHP’den kopuşlarla Cumhurbaşkanlığı seçimini garantiye alabileceğinin de farkında.

Erdoğan’ın MHP’den AK Parti’ye seçmen kaydırmasının geçerli bir yolu, milliyetçilik yerine Sünni vurgusunu öne çıkarmak olabilir. Erdoğan’ın ‘Ben de Aleviyim’ türünden çıkışları, Alevi cemaati tarafından kendilerinin Türk toplumu içindeki yerini önemsizleştirmeye yönelik algılanıyor. MHP içinde Sünni çoğunluk kadar, özellikle Türkmen kökenli Alevi gruplar da bulunuyor. AK Parti, MHP’nin milliyetçilikten çok Sünni aidiyete önem veren tabanını bu kartı oynayarak kendisine çekmeyi deneyebilir. Bu riskli kartın zorlanması, Erdoğan’a yetkileri arttırılmış, üzerindeki denetim azaltılmış bir başkanlığın yolunu da açabilir, bütün dengeleri altüst de edebilir. Bir ihtimal de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de Başbakan Erdoğan’ın da yerinde kalacağı bir dengeye gidiş söz konusu.

Yasadışı PKK ile barış sürecinin, bir yandan PKK’daki hararet artışı, diğer yandan Suriye ve Irak’taki belirsizliklerle nereye varacağını, muhalefetin yükselip yükselmeyeceğini bugünden kestirmek güç. Keza küresel ekonomideki belirsizliklerin Türkiye’yi nasıl etkileyeceğini kestirmek de… Bu iki alandaki değişim tabloyu mutlaka değiştirecektir, ancak mevcut koşullarda siyasi görünüm budur.