Erdoğan gücün elinden gitmesine izin verir mi?

1 Kasım seçiminin asıl sorusu AK Parti'nin 7 Haziran'da kaybettiği iktidarı bulup bulamayacağından çok, Erdoğan'ın gücün elinden kayıp gitmesine izin verip vermeyeceği.

7 Haziran seçimlerinin temel sorusu, HDP’nin adaletsiz yüzde 10 barajını aşıp aşamayacağı idi.

Aştı. Aşmasında en büyük pay, Selahattin Demirtaş’ın çıkıp Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a “Seni başkan yaptırmayacağız” diye meydan okuması oldu.

Böylece sadece solcu, laik, ya da milliyetçi Kürt seçmen değil, solcu, liberal, hatta bir kısım sosyal demokrat seçmen de gitti HDP’ye oy verdi; yüzde 13 böyle ortaya çıktı.

***

1 Kasım “tekrar” seçimlerinin temel sorusu artık HDP’nin seçim barajını aşıp aşamayacağı değil.

Tabii asıl olan sandık ama bütün seçmen araştırmaları HDP’yi yüzde 10’un üzerinde gösteriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun HDP’ye yüklenmesi o belki de ters tepti; PKK’nın eylemlerini terör eylemi olarak gören ve reddeden bazı kesimler dâhil 7 Haziran’da HDP’ye oy vermiş seçmenlerden çoğunun 1 Kasım’da da oyunu değiştirmeyeceği anlaşılıyor.

***

1 Kasım seçimlerinin konusu, AK Parti’nin yeniden Meclis çoğunluğunu kazanıp tek başına hükümet kurup kuramayacağıdır.

1 Kasım’da da 7 Haziran’a benzer bir dört-partili Meclis kurulması senaryosu artık AK Parti Genel Merkezi'nde de yüksek ihtimal olarak kabul ediliyor.

Şimdi hem Beştepe’deki Erdoğan’ın, hem Söğütözü’deki Davutoğlu’nun çabası, bu dört partili Meclis’ten bir tek-parti hükümeti çıkarabilmek.

***

Bu zor bir ihtimal, ama imkânsız değil; en azından kâğıt üzerinde.

Bu yalnızca 7 Haziran’da yüzde 41’in altında oy alan AK Parti’nin yüzde 43-44 düzeyine çıkmasını gerektirmiyor, aynı zamanda bazı seçim bölgelerinde siyasi dengeyi lehlerine çevirmeyi de gerektiriyor.

AK Parti kurmayları, 7 Haziran’da birkaç yüz, ya da birkaç bin oyla milletvekili kaybettikleri illerden vekil çıkarmaya çalışıyorlar.

***

Tabii onlar çalışırken CHP, MHP, HDP’lilerin elleri armut toplamıyor; bütün partiler öncelikle ellerindekini korumak, sonra da artırmak için mücadele veriyor

Dünkü Hürriyet’te Nuray Babacan, Umut Erdem ve Rifat Başaran’ın ortak çalışması, 39 ilin nasıl bu dört parti arasında daha fazla oy kazanmak amacıyla adeta savaş meydanına dönüştüğünü gösteriyordu.

AK Parti’nin 7 Haziran’da kaybettiğini bulması, Erdoğan’ın ülkeyi seçim tekrarına götürmesinin amacıydı; böylelikle Anayasa değişikliğiyle gerçekleştiremeyeceği belli olan rejim değişikliğini, AK Parti hükümetinin kendisine karşı çıkmayacağı varsayımıyla fiilen gerçekleştirebilecek, gücü kullanmaya devam edebilecekti.

***

AK Parti’nin tek başına hükümet kuracak çoğunluğu alması halinde, Erdoğan bu amacına ulaşacak.

O çoğunluğu alamaması halinde de tek başına hükümet kurabilmesi için siyasi kuliste konuşulan “gri senaryoları” dün size aktardık.

Çünkü Erdoğan koalisyon hükümeti, özellikle de CHP ile koalisyon hükümeti istemiyor. Bunun elindeki gücü bir AK Parti hükümeti sayesinde olduğu gibi kullanmasına engel olacağını biliyor.

***

Erdoğan gücün elinden kayıp gitmesini istemiyor.

Seçim sonucu ne olursa olsun AK Parti’yi tek başına iktidarda görmek, ya da ülkeyi bir yeni seçime taşımak isteyebilir.

Dolayısıyla 1 Kasım seçiminin asıl sorusu AK Parti’nin 7 Haziran’da kaybettiği iktidarı bulup bulamayacağından çok, Erdoğan’ın gücün elinden kayıp gitmesine izin verip vermeyeceği.

***

Bu soruya bulacağımız yanıt, aslında Türkiye’deki demokrasinin kalitesiyle de yakından ilintili.

Demokrasiyi yalnızca bize iktidar gücü veren bir araç olarak değil, bizden iktidar gücünü alıp, tıpkı bir zamanlar bize verdiği gibi başkalarına da veren, ya da taraflar arasında paylaştıran bir araç olarak görmemiz gerekiyor.

Milli iradeye saygıyı yalnızca sandıktan bizi çıkardığı zaman değil, her zaman göstermek gerekiyor.

Aksi halde o rejimi laik, demokratik, hukuk devleti olarak adlandırma imkânımız giderek zorlaşıyor, o artık başka bir rejime dönüşmeye, bozuşmaya başlıyor.