Erdoğan, 'Gül' demezse ne olur?

Başbakan Tayyip Erdoğan 24 Nisan'da AK Parti grubuna çıkıp, on birinci cumhurbaşkanı adayının Dışişleri Bakanı Abdullah Gül olduğunu söylemişti.

Başbakan Tayyip Erdoğan 24 Nisan'da AK Parti grubuna çıkıp, on birinci cumhurbaşkanı adayının Dışişleri Bakanı Abdullah Gül olduğunu söylemişti. Şimdi, 22 Temmuz seçiminde bu tartışmanın da katkısıyla yüzde 47 oy almışken çıkıp artık Gül'ü değil başkasını desteklediğini söylerse ne olur?
Bu soruyu toplumun değişik kesimlerine sorduğunuzda, ya da değişik konuları odağınıza alıp sorduğunuzda değişik yanıtlar alabilirsiniz.
Örneğin, Erdoğan'ın desteğini Gül'ün adaylığından çektiğini söylemesi ve AK Parti tabanını buna ikna etmesi için çok güçlü gerekçeler bulması gerekecektir. Bu gerekçelerin, 'Çünkü Gül'ün eşi kapalı' ya da 'Asker öyle istiyor' ya da 'Uluslararası sermaye gerilim istemiyor' şeklinde algılanmayacak gerekçeler olması gerekir.
Erdoğan'ın Gül ile birlikte birden fazla adayla ortaya çıkabileceği de siyasi kuliste konuşuluyor. Ancak bunun Gül'e 'Ben sana söyleyemiyorum, ama çekilsen elim rahatlar' demekten ne farkı olacağı da yine açıklanmaya muhtaç olur. Bu seçenek, ancak Gül'ün onayını vermesiyle izah edilebilir hal alır.
Şu anda Erdoğan kendisini fazlasıyla baskı altında hissediyor olmalı.
Baskının bir kaynağı açık: AK Parti seçmeninin, özellikle eski Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın 'dindar cumhurbaşkanı' seçtirilmediği söylemi ardından bu konudaki hassasiyetinin arttığı gözleniyor. Anadolu sermayesi, özellikle Kayserililer grubunun öncülüğüyle Erdoğan'a mesaj üzerine mesaj, elçi üzerine elçi gönderme çabasını sürdürüyor.
Vakit gazetesinin günlerdir yaptığı yayınlar ve İslamcı çizgideki bazı yazarların ifadeleri aynı hassasiyetin onlarca da paylaşıldığını gösteriyor. Liberal-entelektüel yazar ve akademikler
arasında bir kesim ise bunu askerle hesaplaşma fırsatı görüyor ve bu hesaplaşmayı kendileri adına Erdoğan'ın yapması için onu meydana çıkmaya zorluyor.
Erdoğan üzerindeki psikolojik ya da manevi baskının başka kaynakları da var. Örneğin, Anadolu'nun muhafazakâr sermayesinin her ne pahasına olursa olsun Gül'ün desteklenmesi doğrultusundaki ideolojik ağırlıklı tutumuna karşın, İstanbul'da yoğunlaşan dünyaya açık sanayi ve finans sermayesi farklı düşünüyor. Onlara göre, Gül'ün cumhurbaşkanlığı asker, yargı ve diğer kurumlar ile cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulundan oluşan yürütme arasında yeni gerilimlere yol açabilir. Erdoğan bu kesimin özgül ağırlığı yüksek desteğinin kendisi için en az Anadolu'nun muhafazakâr oy desteği kadar kıymetli olduğunun farkında.
Keza, nasıl askeri müdahalelerden ağzı yanan bir kısım aydın (Erdoğan üzerinden de olsa) meydan okuma ve hesaplaşma yanlısı ise, bir kısım aydın da, ne olursa olsun yeni gerilim ve müdahalelerden kaçınmanın ülke ve insanları için daha iyi olacağı kanısında. Her uzlaşma isteyeni, 'azınlığın diktatörlüğünü' savunmakla suçlamaya izin vermeyecek bir durum var ortada.
Şu ana kadar yazılanları başka şekilde söyleyecek olursak Erdoğan, Gül'den desteğini çekerse ideolojik olarak hasar alabilir, parti içinde ve toplum gözünde konumunu tamir etmek ihtiyacı duyabilir. Gül'ü desteklemeye devam ederse de ideolojik olarak güçlenmesine karşın, siyasi olarak hasar alabilir, anayasal reformlar dahil, merkez parti olma iddiası ikna edici olmaktan çıkabilir.
Öte yandan Gül yerine Köksal Toptan gibi, ideolojik kimliği baskın olmayan bir aday çıkarırsa, AK Parti'nin merkez parti kimliğini güçlendirebilir, kısa vadeli çalkantılardan, özellikle de parti içinde güçlenerek çıkabilir. Bunu bir sonraki parti kongresinde, cumhurbaşkanı seçimindeki tercihi nedeniyle kendisini topa tutması muhtemel isimleri kongrede tasfiye ederek yapabilir.
Tabii 12 Nisan, 27 Nisan, 28 Nisan gelişmelerinden sonra 4 Mayıs'ta Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile Erdoğan'ın ne konuştuklarını bilemediğimiz için, birbirlerine verdiklerini söyledikleri sözlerin ne olduğunu da bilemiyoruz. Yani yapılan bütün tahlillerde bir maddi hata payı, bu eksiklikten dolayı var.
Bu eksikliği baştan kabul ederek bu tablodan Erdoğan'ın Gül'ü desteklemekten vazgeçmesinin zor olduğu görülüyor. Erdoğan bu zor kararı alırsa, yalnızca farklı bir Türkiye olmayacak önümüzde, farklı bir Erdoğan da olacak.