Erdoğan, Gül ve Baykal'ın arasında

Başbakan Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığı konusunda şaşırtmaya devam ediyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığı konusunda şaşırtmaya devam ediyor.
CHP lideri Deniz Baykal'ın 'Üç ay önce olsa AKP'li seçerdik, şimdi olmaz, Meclis dışından olmalı' demesi üzerine, pazartesi günkü 'uzlaşma' çıkışını geri almaya yönelik konuştu dün.
Anayasa Mahkemesi'nin cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi konusunda ekimde halkoylamasına onay vermesi ve Erdoğan'ın 'on birinciyi Meclis'te uzlaşmayla seçeriz, on ikinciyi halk seçer' sözlerinden sonra, bilindiği gibi AK Parti yönetimi de görüş bildirmişti. Buna göre, Ahmet Necdet Sezer'in yerine cumhurbaşkanı seçmek için koşullar daha fazla 'zorlanmayacak', Meclis'te uzlaşma aranacaktı.
Bunun üç anlamı vardı. Birincisi AK Parti'nin başarısız kalan girişimindeki cumhurbaşkanı adayı, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın imaları aksine (seçime on gün kala Meclis'i olapanüstü toplayarak) halkoylamasını öne çekme gibi bir arayışı olmayacaktı. İkincisi, Erdoğan'ın adaylığı uğruna toplumun ciddi kesimlerini kaşısına aldığı, hazır olmadığı bir erken seçime gittiği Gül'ün adaylığını gözden çıkardığının parti tarafından da onaylanması anlamına geliyordu.
Son olarak Erdoğan, 22 Temmuz meclisinin de cumhurbaşkanı seçememesi halinde Anayasa hükmü uyarınca yeniden genel seçime gidilmesi gerektiğini biliyordu. Koşulları zorlamamak, Erdoğan'ın kendisini ve partisini biraz daha hırpalayacak bir seçime daha gitmek istemediğini gösteriyordu.
Muhalefet bu mesajı aldı. Gerek CHP lideri Deniz Baykal, gerek MHP lideri Devlet Bahçeli, gerekse DYP lideri Mehmet Ağar konuşmalarını yeniden cumhurbaşkanlığı seçimi odaklı hale getirdiler.

Sıcak tutmak için mi?
Bu ilk bakışta Erdoğan'ın istediği bir durum gibi görünüyordu. Çünkü AK Parti, daha başından beri bütün seçim taktiklerini 'Bizi seçtirmediler' sızlanması, mağduriyet söylemi üzerine kurmuştu. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin Sezer ve CHP'nin başvurularını geri çevrimesiyle, bu konu gündemden düşme eğilimine girdi. İşte Erdoğan ve arkadaşlarınca hedef tahtasına konulan Yüksek Mahkeme'den bu defa onları (Gül'e NTV'de 'yanılmışım' dedirtecek kadar) şaşırtan referanduma onay kararı çıkmıştı. Seçim tartışmasını yeniden bu zemine çekmek, AK Parti'nin 27 Nisan'dan sonra artma eğilimine giren ancak sonra tersine dönmeye başlayan oylarını yeniden toparlamak işine yarayabilirdi. Çünkü seçim görevlileri 'Tek başına cumhurbaşkanı seçecek çoğunlukla seçileceğiz' propagandası yapsalar da, partinin üst yöneticileri 300 civarında alınacak sandalyenin dahi AK Parti'ye güçlü muhalefeti olan, kırılgan bir iktidar armağan edeceği değerlendirmesi yapıyorlar.
Dolayısıyla cumhurbaşkanlığı seçimini gündemde sıcak tutmak AK Parti'nin işine gelebilirdi.
Ancak Baykal'ın 'çoktan seçmeli cumhurbaşkanı olmaz, Meclis dışından olsun' demesi ve ilk gün sessiz kaldıktan sonra Abdullah Gül'ün yeniden 'Adayım, ama 22 Temmuz'daki tabloya bakacağım' diyerek geri adım atmadığı işaretini vermesi, gelişmelerin farklı seyretmesine neden oldu.

Kimin dediği oluyor?
Baykal (Gül'e 'AKP militanı' diye hitap edecek kadar söylem sertleştirerek) bir AK Partiliyi cumhurbaşkanı seçtirme fırsatını Erdoğan'ın nisan-mayıs sürecinde kaçırdığını ve artık böyle bir şeye izin vermeyeceklerini söyledi.
Bunun üzerine Erdoğan, dün Baykal'ı mızıkçılıkla suçlayarak 'Gerekirse her şeyi göze alırız' dedi ve referandumu öne almak için girişimde bulunabileceği iması yaptı. Gerçi Erdoğan'ın dünkü sözlerinde yeni bir erken seçimi ne kadar göze aldığına ilişkin bazı çelişkiler yok değil. Örneğin, 'Demokraside uzlaşma kalkıp da birinin dayatması anlamına gelmez' sözü, bir gün önce Baykal'ın ağzından çıkmış gibi. Öte yandan 'Meclis içinden olmazsa halka gidelim' ifadesiyle adeta tehdit ediyor.
Burada bir küçük ayrıntı var. Erdoğan daha önce Çankaya konusunda kesin ifadelerde bulundu ve bunların hiçbiri olmadı. Örnek, on birinci cumhurbaşkanını (artık sonuna gelen) Meclis'in seçeceği, bir AK Partiliyi seçeceği, erken seçim olmayacağı ve (olduğunda da) milletin önüne iki sandık konacağı gibi.
On birinci cumhurbaşkanının mutlaka Meclis'ten seçileceği sözü de buna benzeyebilir. Tabii MHP Meclis'e (AK Parti ile 367 bulacak kadar) güçlü girer ve AK Parti ile Meclis içinden cumhurbaşkanı konusunda uzlaşırsa o başka.
Çünkü CHP buna yanaşacak gibi görünmüyor.