Erdoğan HDP'nin süreci bırakan taraf olmasını mı istiyor?

Erdoğan sanki HDP'yi parti olarak seçime girmekten caydırmak, yüzde 10'un altında kalması için de süreci bırakan taraf olmasını istiyor. Demirtaş da sanki bunun farkındaymış gibi sakin durup, bozan tarafın HDP olmayacağını söylüyor

Kürt sorununa siyasi çözüm için yasadışı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile MİT aracılığıyla diyalog başlatma cesaretini gösteren 2012’de başbakanlığı döneminde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olmuştu.

Daha 2005’te Diyarbakır’da “Kürt sorununu çözmek boynumun borcudur” diyen de kendisiydi; gereğini yapıyordu bir yerde.

Diyalogun başlaması ardından atılan her adımda Erdoğan’ın bilgisi ve onayı vardı; HDP’nin hükümetle PKK merkezi arasında aracılık yapmasından Öcalan’ın müzakereler için şart koştuğu “İzleme Heyetine” ve Öcalan’ın silah bırakma çağrısına kadar.

***

Dolayısıyla tam da Öcalan’ın PKK’yı silahlı mücadeleye son verme amacıyla karar almaya çağırdığı 21 Mart mesajı öncesinde, üstelik hükümet cenahından sızdığı anlaşılan “İzleme Grubu” oluşumuna karşı olduğunu açıklaması yadırgandı.

Aslında bir süredir “Kürt sorunu yoktur, Kürtlerin sorunu vardır” söylemini dile getirir olmuştu, bu MHP söylemine yaklaşan bir hamle gibi duruyordu.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın itirazı, melih Gökçek’in topa girişi, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ikisini de susturması gibi AK Parti içine dair otorite sorunları da bu çerçevede su yüzüne çıktı.

***

AK Parti’de diğer bütün yetkililerin, tam da aday belirleme sürecinde Erdoğan’a mı, Davutoğlu’na mı bakacaklarını şaşırtan bu gelişmeleri bir yana bırakacak olursak, geriye AK Parti’nin PKK ile diyalog süreci üzerine tutumu kalıyor.

Çünkü Erdoğan’ın karşı çıktığı yalnızca İzleme Grubu oluşumu değildi. Mesela hükümetin 28 Şubat’ta HDP heyetiyle aynı fotoğraf karesi içinde çözüm iradesini teyit etmesini de yanlış bulduğunu söyledi.

O resmin merkezinde yer alan Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan dün en azından kendi konumu açısından belirsizliğe son verdi: Sürecin mimarı Erdoğan’dı, o ne diyorsa oydu; süreci bozuşturan HDP idi.

***

Akdoğan perde arkasında nelerin yaşanmış olabileceğine dair izler de verdi demecinde.

Mesela bir bilgilendirme eksikliği varsa, bu sorumluluğun kendilerine ait olduğu özeleştirisinde bulundu; aynı sözü daha önce Arınç da söylemişti.

Kulise bakarsanız, İzleme Grubundaki bazı isimlere Öcalan’ın veto etmesinden sonra Erdoğan’a sorulmadan “yedek listeden” isimler eklenmiş olması ve o haliyle sızdırılması gibi bir konudan söz ediliyor.

***

Öcalan’ın mesajının son haliyle Erdoğan’a gösterilmemiş olduğu sözü ise daha çok bu liste meselesini perdelemek için adeta bir sis bombası gibi ortaya atılmış görünüyor.

Anlaşılıyor ki, Erdoğan, başında kendi seçtiği Ahmet Davutoğlu bulunmasına karşın İzleme Grubundaki isimlere varana dek hiçbir ayrıntıyı başkasına bırakmak istemiyor, kontrol bizzat kendisinde olsun istiyor.

Peki, Erdoğan’a Akdoğan ve Arınç’ın açıklamalarına göre “eksik bilgi” veren kim? Davutoğlu mu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan mı, ya da bir başka isim mi kast ediliyor? Açıklasalar da öğrensek…

***

Dün AK Parti Kürt süreci konusunda bir adım daha attı. Öcalan’ın Nevruz açıklamasına doğru komisyona havale edilen İç Güvenlik Yasası yeniden Meclis Genel Kurulu’na getirilecekti.

Erdoğan sanki HDP’yi parti olarak seçime girmekten caydırmak ve girerse de –kendisine süper-başkanlık projesine mal olacak şekilde- yüzde 10 alamaması için süreçten çekilen taraf olmasını sağlamak istiyor gibi.

HDP’nin siniri bozulur da çekilirse Erdoğan ve AK Parti için HDP’nin süreçten kaçtığı, barış değil savaş istediği söylemiyle propaganda dönemine girmek kolay hale gelebilir.

***

Peki, Erdoğan bunu neden yapmak istesin? Kendi başlattığı süreci neden şimdi geri plana itmek istesin?

Yine kulislere kulak verecek olursanız, AK Parti bünyesinde yapılan son anketlerde oy potansiyelinde gerileme saptamasının gerekçe oluşturduğunu görebilirsiniz.

Yanlış anlaşılmasın bu gerileme henüz AK Parti’yi birinci parti olmaktan alıkoyacak düzeyde değil, ama Erdoğan’ı seçimden sonra süper-başkanlık getirecek bir anayasa değişikliğinden alıkoyabilecek sınırda.

***

Öte yandan Erdoğan, kendi izlediği çizginin de oy kaybına yol açabileceği ihtimalini hiç dikkate almadığından bütün fatura PKK ile anlaşma görüntüsünün milliyetçi Türk ve muhafazakâr Kürt seçmen oylarında kaçışa yol açabileceğine kesiliyor.

Kürt meselesiyle arasına mesafe koymasının AK Partideki milliyetçi Türk ve muhafazakar Kürt seçmenin, birinin MHP’ye diğerinin HDP olmasa da küçük partilere gidişini durdurabileceğini düşünüyor gibi Erdoğan.

***

Ama sanki Demirtaş bunun farkında. Her hangi bir sinir bozukluğu emaresi göstermeden, süreci bozan, süreçten çekilen tarafın HDP olmayacağını söyleyip duruyor.

En son dün, bunu üstelik Kafkas derneklerini ziyaretinde söyledi; HDP’nin Kürt kökenli olmasa da daha geniş haklar peşindeki kesimlere erişim arzusunu Çerkes Açılımı ile gösteriyor sanki.

Bu sakin duruşun ve süreçten kopmama iradesinin HDP’ye siyasi puan olarak döneceği söylenebilir.

***

Tabii söz sinirleri bozmaktan açılmışken, CHP lideri kemal Kılıçdaroğlu’nun emeklilere iki maaş ikramiye vaadinin Başbakan Davutoğlu’nu sinirlendirmiş olduğunu söylemeden geçmek olmaz.

Dün Türk-İş’i ziyaretindeki konuşmasında bu konuya önemli yer ayırdı. Uzmanlara göre bu durum Kılıçdaroğlu’nun vaadinin AK Parti’nin canını yaktığına işaret ediyor.

Çünkü yine ekonomiden anlayanlar bunun yapılabilir ve üstelik ekonomiyi canlandırabilecek bir proje olduğunu öne sürüyorlar, ama şimdi kalkıp Davutoğlu yapsa, CHP istedi diye yapmış olacak, yine de aradan emekliler kazanacak.

Siyaset fena ısınmıyor seçime doğru, ne dersiniz?