Erdoğan için gitmek mi zor, kalmak mı?

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Riyad'a giderken ve gelirken cumhurbaşkanlığı konusunda söylediklerinden ve söylemediklerinden sonuca varıcı bir anlam çıkarmak zor: Erdoğan'ın kararını hâlâ vermediği anlaşılıyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Riyad'a giderken ve gelirken cumhurbaşkanlığı konusunda söylediklerinden ve söylemediklerinden sonuca varıcı bir anlam çıkarmak zor: Erdoğan'ın kararını hâlâ vermediği anlaşılıyor.
Oysa Başbakan, Çankaya'ya elini uzatıp dokunacağı mesafede. Yasal zeminde, on birinci cumhurbaşkanı olmak için her koşula sahip görünüyor. Meclis'te yeterli çoğunluğu var. Geride bırakacağı hükümetin genel seçimde birinci parti olmaya devam edeceğini öne süren anketler her gün yayımlanıyor. Üstelik, Erdoğan bu fırsatı kaçırırsa yedi yıl sonra bir daha aynı Meclis çoğunluğunu bulmasının zor olacağını da biliyor. Seçim istatistikleri, bir seçimde tek başına iktidar olan partinin, ikinci seçimden de birinci çıktığını, ancak sonra tutunamadığını gösteriyor.
Deneyimli siyasetçi Süleyman Demirel'e göre bu koşullar altında ve Erdoğan'ın beyanlarına bakılarak, iktidar liderinin Köşk'e çıkması değil, çıkmaması sürpriz. Peki o zaman Erdoğan neden kararsız?
Erdoğan, cumhurbaşkanı olunca; 1- AK Parti'nin ideolojik çekirdeğini oluşturan talepleri yerine getirme önünde bir engel kalmayacağının; 2- Bunları yerine getirmesi durumunda toplumdan, kurumlardan, ayrıca AB ve ABD'den ne tepkiler geleceğini; 3- Gece gündüz temsil meşruiyetinin sorgulanacağı, önceki cumhurbaşkanlarından da çok aile üyelerinin eleştiri hedefi altında olacağı bir cumhurbaşkanı olmanın, bir tür 'Pirus zaferi' olup olmayacağını hesaplıyor olabilir mi? Böyle bir galibiyettense, cumhurbaşkanı seçilme kararının CHP lideri Baykal'ın muhtemel 'zafer' beyanlarına karşın neden daha evla olduğunu kendisine kabul ettirmeye çalışıyor olabilir mi?
Demirel'in bir uyarısı daha var. Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesinin bir seçim sayılmayacağını, ancak bir "muamelenin tamamlanması" sayılacağını söylüyor. Demirel'e göre, bu Meclis'i bir tasdik makamı durumuna düşürecek ve artık seçim kazanan her partiye kendi cumhurbaşkanını seçme yolunu açacak.
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini sağlayacak Anayasa değişikliği için hâlâ geç olmadığını söyleyen Demirel, hiç değilse "mahsurların azaltılması" için üzerinde toplumsal uzlaşma olan bir ismin Çankaya'ya çıkmasından yana.

* * * * *
Hamas'ın maliyeti yüksek olabilir
Erdoğan'ın Riyad'da Filistin Devlet Başkanı Abbas ile görüşüp Türkiye'ye davet ederken, heyette bulunan Hamaslı Başbakan Haniye'yi de davet etmiş sayılması, Ankara'nın aylardır ördüğü Ermeni soykırım tasarısını gündemden düşürme planını çökertme tehlikesine yol açtı.
Ankara tasarının reddi için ABD'deki Yahudi lobisi ve İsrail'le ilişkilere bel bağlamış durumda. Bu çerçevede Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Tom Lantos'un tasarıyı oylanmak üzere Melis Başkanı Nancy Pelosi'ye göndermemesi için çalışıyor. Yahudi lobisi Pelosi'yi, tasarı önüne gelmezse özel çaba harcamamaya ikna etmiş görünüyordu. Ancak Haniye'nin Türkiye'ye davet edildiği haberi manzarayı değiştirdi. Lantos önce uçağa atlayıp, İsrail'i ziyaret etmekte olan Pelosi'nin yanına gitti, Vaşington'daki toplantı onsuz yapıldı. Bir de Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le telefonda konuştu. Yahudi lobisinin İsrail'i tanımayan Haniye'nin Türkiye'ye daveti durumunda, Türkiye'nin fazla yardım beklememesi görüşünü iletti. (ABD ve AB'nin Abbas'la görüştüğünü, ancak Haniye ile görüşmediğini burada eklemek gerekiyor.) Başbakanlık sözcüsü Akif Beki, bir açıklama ile özel olarak Haniye'ye yapılmış bir davetin olmadığını izah etti. Ancak ABD başkentinde kritik bir dengeye getirilmek üzere olan ilişkiler üzerinde kuşku bulutları belirdi.
Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Erdoğan bu dönemde kendisine içeride de el kazandıracak dış politika adımları atabilmek için risk alıyor. Yüksek risk, yüksek kazanç da getirebilir, büyük kayıp da. Ancak bu durumda asıl kaybedecek olanın ülke olduğu unutulmamalı.