Erdoğan kararlı, Davutoğlu mütevekkil, 1 Kasım sınavına...

Erdoğan 1 Kasım'da da 7 Haziran'da olduğu gibi AK Parti'nin tek başına hükümet kurma çoğunluğundan düştüğünü görmek istemiyor; bu onun anayasa ne derse desin, fiilen başkanlık sistemine geçiş hedefinin suya düşmesi demek olacak.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın seyahat programı aylar öncesinden yapılmaya başlamıştı.

Önce 7-9 Eylül'de Güney Kore, ardından 9-10 Eylül'de Hindistan ziyaretlerinde özellikle ekonomik ve teknolojik bağların güçlendirilmesi üzerinde durması planlanıyordu.

Ardından 10-11 Eylül'de Kazakistan'ın başkenti Astana'daki Beşinci Türkçe Konuşan Ülkeler İşbirliği zirvesine katılacaktı.

***

Malumunuz, bu ziyaretler yapılmadı, Erdoğan Ankara'da kaldı ve bütün ağırlığını 12 Eylül'deki kongrede AK Parti'nin yeniden tasarımına verdi.

Kimilerine göre Başbakan Ahmet Davutoğlu kongreyi 12 Eylül'e alırken zaten öncesinde Erdoğan'ın bir kaç gün uzaklarda olacağını hesaplamıştı. Böylece o da 50 kişilik Merkez Karar Yönetim Kurulu listesini istediği gibi yapacak, Erdoğan'ın görmek isteyebileceği bazı isimler için de listede boş yerler bırakacaktı.

Ama Erdoğan bunu görür görmez ziyaretleri iptal etti, ipleri eline aldı.

***

Kimilerine göreyse Davutoğlu böyle bir hesap içine girmedi, ama Erdoğan yine de kendi geleceği açısından kritik önem taşıyan 1 Kasım "seçim tekrarı" için işi şansa bırakmamaya karar verdi, ziyareti iptal edip ipleri eline aldı.

Her iki senaryo da aynı kapıya çıkıyor; Davutoğlu'nun Genel Başkan olarak girdiği ilk kongrede ipler kendisinin değil, Erdoğan'ın elindeydi.

Erdoğan 1 Kasım'da da 7 Haziran'da olduğu gibi AK Parti'nin tek başına hükümet kurma çoğunluğundan düştüğünü görmek istemiyordu; bu onun anayasa ne derse desin, fiilen başkanlık sistemine geçiş hedefinin suya düşmesi demek olacaktı.

***

Erdoğan'ın 1 Kasım'da istediği sonucu almak için elindeki bütün gücü tamamen kendi stratejisi içinde kullanmaya ihtiyacı vardı.
Seçime 45 gün kadar bir süre varken, bir de AK Parti'den çıkan çatlak seslerle uğraşamazdı.

Binali Yıldırım AK Parti delegelerini arayıp, aratıp gerektiğinde Davutoğlu yerine aday olması için destek toplamaya o aşamada başladı.

***

Davutoğlu mesajı aldı, genel başkanlığını korudu.

Dün gazetelerdeki kulis haberlerine göre, yanında görmek istediği yakın danışmanları olmasa da, memleketi Konya'dan iki ismi listesine dahil etmeyi de başardı.

Erdoğan'ın istemediği hiç bir isim yeni AK Parti yönetiminde artık yok.

***

Kongreden bir gece önce "yarı Tanrı" eleştirisinde bulunan, AK Parti'nin kuruluşunda Erdoğan ve Abdullah Gül ile birlikte üç ağır toptan biri sayılan Bülent Arınç yok artık mesela.

Sonra siyasete Gül'ün davet ettiği, AK Parti kurucuları arasında genç yaşında yer almış, dış dünyada itibara sahip ekonomi kaptanı Ali Babacan ve onun ekip arkadaşı Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de yok. (Faiz indirimi ve Merkez Bankası'na müdahaleye itiraz etmişlerdi hatırlarsanız.)

Gül'e, Arınç'a yakın bilinen, siyasete gözünü Erdoğan ile açmamış -Cemil Çiçek ve Mehmet Ali Şahin gibi bir kaç isim dışında- pek az isim kaldı MKYK'da.

***

Buna karşın Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak var yeni yönetimde; AK Parti'nin geleceğinde ona yer olduğu ilk kabinede en azından ekonominin sorumluluğunun ona verileceği konuşuluyor kuliste.

50 kişilik MKYK'da 31 ismin yeni olması, kimilerine göre büyük bir tasfiye harekatı, kimilerine göre 1 Kasım odaklı müthiş bir yenilenme operasyonu.

Her halükarda Erdoğan, eş-kurucu olduğu AK Parti üzerindeki tam hakimiyetini ancak cumhurbaşkanı seçilip, şeklen istifa ettikten sonra Davutoğlu altında gidilen 2015 kongresinde sağladı.

***

Davutoğlu 1445 delegeden geçerli oy kullanan 1353'ünün oyuyla yeniden genel başkan seçildi ama, yeni parti yönetimindeki, MKYK içinden çıkacak icra organı MYK'daki hemen bütün kilit görevlere Erdoğan'ın istediği isimler gelecek gibi bir tablo var ortada.

Ve 1 Kasım seçimlerine katılacak milletvekili adaylarını 18 Eylül'de Yüksek Seçim Kurulu'na teslim edecek olan başında Davutoğlu'nun bulunduğu işte bu yönetim belirleyecek.

İşte 12 Eylül Kongresi'nde bunun tasarımı yapıldı, Erdoğan rahatladı diye düşünüyorsanız, fena halde yanılıyor olabilirsiniz.
Çünkü Erdoğan bu defa işini çift dikiş sağlama almak istiyor.

***

Nuray Babacan'ın siyaset kulisindeki iddialara dayanarak bildirdiğine göre, Binali Yıldırım hala 900 civarında delegenin imzalı desteğine sahip ve bu destek istendiği an Davutoğlu karşısına çıkarılabilir.

Zaten yeni parti yönetiminde artık Yıldırım da var.

O nedenle 18 Eylül'deki milletvekili aday listeleri üzerinde de Erdoğan'ın ağırlığının olması artık kaçınılmaz görünüyor.

***

Davutoğlu bütün bunları göze alarak listeyi kimseye göstermez, 18 Eylül'de gidip YSK'ya verebilir mi? Evet bunu yapabilir, yasalar yapmasına izin veriyor.

Peki, yapar mı?

Buna ihtimal veren neredeyse kimse yok; hepimiz için büyük sürpriz olur.

***

Bunun öyle cesaretle filan da fazla ilgisi yok.

Davutoğlu, Erdoğan'ın elindeki bütün silahları sonuna dek kullanmak istediğini gördü ve yolundan çekildi.

Artık 1 Kasım'da da 7 Haziran sonucu çıkarsa, yani AK Parti tek başına hükümet olamazsa, kimse bundan Davutoğlu'nu sorumlu tutamaz; bu tasarım tamamen Erdoğan'a ait olacak çünkü.

***

Erdoğan'ın stratejisi tutar da AK Parti yeniden tek başına iktidar olursa zaten artık bambaşka bir Türkiye var demektir, sular başka türlü akacaktır.

O durumda Davutoğlu'nun bugünkü tevekkülü başına fazla dert olmaz.

Belki -artık bir önemi kalmamış olacak- koordinatör başbakanlık koltuğunu Erdoğan'ın uygun bulduğu isme teslim eder, kendisinin itibarlı bulacağı bir göreve çekilir, mesela Meclis Başkanı olur.

***

Ama Erdoğan'ın stratejisi tutmaz, HDP barajı yine aşar ve AK Parti yine tek başına iktidar çoğunluğunu yakalayamazsa?

O zaman Davutoğlu başbakan olarak koalisyon görüşmelerini yürüten kişi olur, neticede yine bir kaybı olmaz. Baksanıza, ilk tebrik edenlerden birisi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu olmuş.

Peki, öyle bir durumda artık Erdoğan'ın sözünden çıkmayacak isimlerden kurulu bir AK Parti yönetimi CHP ile hükümet ortaklığına gider mi, gitmez mi?

Ya da MHP ile?

Ya da HDP ile?

***

Ya da "anayasal engel yok" diye yeniden "seçim tekrarı" gerilimine mi sürükleniriz?

İşte on puanlık soru o.

O sorunun cevabını önümüzdeki günlerde birlikte arayacağız.

1 Kasım partililerin Hoca dediği Davutoğlu için de Erdoğan için de kader sınavı olacak.

***

Ama bu kongreye demokrasi adına gölge düşüren öyle bir şey var ki, onu yazmadan bu yazı bitmez.

Hürriyet binası önünde 6 Eylül gecesi bir şiddet eylemine dönüşen protestonun baş aktörü, AK Parti milletvekili ve Gençlik Kolları Başkanı Abdurrahim Boynukalın idi.

1 Kasım seçiminin sonucu ne olursa olsun, Erdoğan'ı "Başkan yaptıracakları" sözünü verip o durumda Aydın Doğan ve grubuna (yani bizlere) Türkiye'de yer olmayacağı tehdidini savuran Boynukalın, AK Parti Kongresi'nde divan üyesiydi.

Bu durumu "Gençlik Kolu başkanı kim olsa Divan'da yer alır" diye bir usulle izah etmek, Divan Başkanı Bekir Bozdağ gibi bir hukukçunun işi olmamalı; basına saldırılara karşı çıkmış olan Başbakan Davutoğlu'nun da işi olmamalı.

Medyaya yapılan bir saldırıda, velev ki kendisi taş atmadığını söylese de baş rol oynayan birisine siyasette itibarlı roller vermek yanlıştır, kınanmalıdır.

Peki, yeni AK Parti yönetiminde Boynukalın da yükselen değer olur mu, olmaz mı sizce? Cevabınızı bana değil, kendinize verin lütfen, çünkü bir buçuk ay kadar sonra hep beraber göreceğiz.