Erdoğan ne istiyor, halk ne istiyor?

İçişleri Bakanı, AB Bakanı'nı Cizre'ye almayacağını açıkladı. Karabasan gibi günlerden geçmesek belki ağlanacak halimize gülerdik, onu da yapamıyoruz.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 9 Eylül günü Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Donald Tusk’ı kabul etti.

Ne kabulde, ne resmi görüşmelerde, AB Bakanı Ali Haydar Konca yer almadı.

Çünkü Konca o sırada, AK Parti’nin mecburi koalisyon ortağı HDP’nin diğer bakanı Müslüm Doğan ile birlikte, Selahattin Demirtaş liderliğindeki heyetle, araçla girmelerine izin verilmeyen Cizre’ye yürüyüş halindeydi.

***

Yürüyüş kolu dün İdil’e ulaşmış, orada durmuştu.

İçişleri Bakanı Selami Altınok kameraların karşısına geçti. Hayır, 4 Eylül’de ilan edilen sokağa çıkma yasağı henüz kaldırılmıyordu ve HDP heyetinin girişine de izin verilmeyecekti.

İçişleri Bakanı’nın hükümet ortağı bir başka bakanı ülkenin bir şehrine sokmayacağını açıklaması, başka koşullarda ağlanacak halimize gülmemize vesile olabilirdi, ama şu karabasan gibi günlerde olamıyor.

***

Bakan dedi ki, bu sokağa çıkma yasağı sayesinde şehirde özerklik ilan eden PKK’nın açtığı hendekler kapatılıyor, mayınlı tuzaklar imha ediliyor ve devlet güvenlik güçlerinin kontrol altına alabildiği mahallelerde kamu hizmetlerinin –yanlış anlamayın, fırınların açılması gibi en temel düzeyde- yeniden başlaması için önlem alınıyor.

Ama mesela sağlık hizmetlerinin hâlâ tam sağlanamadığını, çünkü PKK’nın buna izin vermediğini söyledi sayın bakan.

Benim aklıma da çatışmalar sırasına öldürülen yavrusunun cansız bedenini bozulmasın diye derin dondurucuda saklamak zorunda kalan acılı anne geldi, içim yandı.

***

“Yeter artık” dedi, Kürtçe “Edi bes e” dün Leyla Zana, Kürt siyasetinin simgeleşmiş isimlerinden.

“Elinde silah olan” herkesi bu işe son vermeye çağırdı, “Müzakere yeniden başlasın” dedi, “Yoksa ölüm orucuna yatacağım, bilirsiniz yaparım” dedi.

Şimdi “Zana yapar da, ne Ankara’nın umurunda olur, ne Kandil’in” diyebilirsiniz, ama unutmayın Mandela da ilk başlarda kimsenin umurunda olmamıştı; dünya bu konulara duyarlı.

***

Bakın, Tusk da Erdoğan gibi PKK’nın terör eylemlerini kınadı, son vermesini istedi, HDP parti binalarına saldırıları kınadı.

Ama başka bir şey daha yaptı; Hürriyet’e yapılan saldırıları da kınadı.

Artık iletişim çağındayız, sizin umursamadığınızı başkaları umursuyor, özellikle de konu hak ve özgürlükler olunca.

***

Erdoğan’ın işi kolay değil. Mesela CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “PKK’nın iki yıldır silah yığınağı yaptığı” sözlerine takmış durumda Erdoğan’ın. “O zaman kim vardı iktidarda?” diye soruyor.

Bu vesileyle size bir tahminimi paylaşayım. Hani PKK ile MİT üzerinden ve HDP aracılığıyla süren diyalog sürerken işlerin yolunda gittiği günler var ya…

İşte o günlerde askerin, hatta karakolları saldırı altındayken ateşe cevap verip vermemek, silah yığınaklarını, tuzakları, sevkiyatı durdurmak için valilere başvurup aldığı ret yanıtlarının tamamını Necdet Özel’in emriyle arşivleyip sakladığını tahmin ediyorum. Bugünlerin yarınları var düşüncesiyle…

***

Bugünden yarına Erdoğan için iki hedef var şimdi. Biri 1 Kasım seçimleri, diğeri ise yarınki, yani 12 Eylül’deki AK Parti Kongresi.

Erdoğan için AK Parti’nin 1 Kasım’da yeniden tek başına iktidar olması ve ona başkanlık yetkilerini fiilen kullanma imkânı vermesi ne kadar önemliyse, yarın AK Parti Kongresi’nde parti yönetim kurullarına ağırlığını koyması da o kadar önemli.

Baksanıza, son iki gündür küçük bir vücut çalışımıyla, Başbakan Ahmet Davutoğlu’na Binali Yıldırım’ın adaylık ihtimaliyle ölümü göstererek sıtmaya razı ettiği, yani MYK listesine ağırlığını koyduğu konuşuluyor siyaset kulislerinde.

***

Yani Erdoğan’ın önceliği, gücü daha geniş yetkilerle ve daha az denetlemeyle kullanabilecek iktidar imkânı; kendi gücünün devamını ülkenin siyasi istikrarı adına gerekli görüyor.

Tabii 1 Kasım’da Erdoğan’ı en rahatsız edecek sonuç, HDP’nin bütün bu yaşananlara rağmen yeniden yüzde 10 barajını aşıp Meclis’e girmesi, AK Parti’nin de tek başına hükümet kurabilecek sandalyeye ulaşmaması olacak.

Halk ise artık bunalmış vaziyette, 1 Kasım seçimlerinin daha fazla kan dökülmeden, kazasız belasız yapılmasını, artık bir hükümetin kurulmasını ve bu kâbusun bitmesini istiyor.

Üstelik daha 50 küsur gün var seçime, neyle karşılaşacağımızı bilmediğimiz…