Erdoğan neden açıklamıyor?

Başbakan Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağı konusundaki açıklamayı 16 Nisan-26 Nisan arasındaki anayasal sürece bırakmakta kararlı.

Başbakan Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağı konusundaki açıklamayı 16 Nisan-26 Nisan arasındaki anayasal sürece bırakmakta kararlı. Kendisi neden daha önce açıklamayacağı konusunda bugüne dek sarih bir açıklama yapmadı. Partinin iki numarası ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, bir süre önce Radikal'e bu durumu, muhalefetin tuzağına düşmemek gerekçesiyle izah etti. AK Parti kaynakları
ise, Başbakan'ın, aday olmadığını değil, ama olduğunu açıklaması halinde muhalefet tarafından yıpratılması ihtimalini gerekçe gösteriyorlar.
O zaman soruyu tersine bükelim: Başbakan Erdoğan aday olup olmayacağını açıklamadı da yıpratılmadı mı, yıpranmadı mı?
Yanıt vermeden önce geldiğimiz aşamada olup bitenleri sıralayalım.
- En son dün Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği, Başbakan Erdoğan'ın AK Parti'yi kurmadan önceki dönemde Avusturalya'da yaptığı bir konuşmada PKK lideri Abdullah Öcalan'a "Sayın" diye hitap ederek suçu ve suçluyu övme suçunu işlediği iddiaları üzerine soruşturma başlattı. Ayrıca, "Konuşulması, gerçek olmasından beter" deyimini hatırlatacak şekilde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın AK Parti'ye kapatma davası hazırlığında olduğu yolunda Ankara'da kesif bir söylenti var; doğrulatmak şu anda mümkün olmuyor.
- Yine dün, dünya mali çevrelerinin nabzını yansıtan yayınlar arasında sayılan İngiltere'nin Financial Times gazetesindeki yazı kurulu makalelerinden birinde, Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmaması talebi yazıldı. Gerekçe olarak gösterilen iki unsurdan "Başbakan olarak kalırsa AK Parti birinci olmaya devam eder, istediklerini yapar" yorumundan çok, "Cumhurbaşkanı olursa, ülkesinin kültürel bir çatışmanın içine düşmesini izler" yorumunu uyarı olarak almak gerekiyor. Uluslararası sermayenin Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığında Türkiye'nin ciddi sıkıntıya sokacak çekişmelerden endişe ettiği ve bu durumda kimi sorumlu tutacağı belli olmaya başladı.
- Yine dün, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Işık Koşaner'in TBMM Başkanı Bülent Arnç'a yaptıkları bir "iade-i ziyaret", medyada "Cumhurbaşkanlığı uyarısına maruz kalacağı" peşin hükmüyle yorumlanmaya başladı. Genelkurmay, işin hakçası son birkaç hafta zarfında siyasete ve özellikle de cumhurbaşkanlığı seçimine kamuoyu önünde müdahil olmamak için azami gayreti gösteriyor. Ancak bu, askerin uyarıda bulunacağı beklentisini hafifletmiyor.
- Bunun başlıca nedeni, toplumda Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı altında, Financial Times'in 'kültürlerarası çatışma' deyimiyle elma şekerine buladığı bir laik-dinci çatışmasının yaşanacağı ve askerin de laik cumhuriyetin bekçisi olarak buna müdahil olacağı ön kabulü. Muhalefet partilerinin bu yöndeki ima ve pasları, böylesi bir beklentiyi ve baskıyı güçlendiriyor.
- Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in komutanlarla yediği yemekten, Milli Güvenlik Kurulu toplantısını 16 Nisan öncesine (10 Nisan'a) aldırmasına dek her hamlesi Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığını engellemeye yönelik
bir girişim çerçevesinde yorum buluyor. Bu durumun Sezer'i de rahatsız ettiği artık biliniyor.
- AK Parti bünyesinde yapılan anketlerin medyaya sızması ardından, Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı tartışmalarına bir de Erdoğan olmazsa kim olur tartışmaları, hatta bahisleri eklendi. Başbakan'ın medya için 'Verdik bir çelik çomak oynuyorlar' sözü, belki kulağa bir espri olarak gelip bazı çehreleri gülümsetebilir, bazılarını kızdırabilir. Ama gerçeği yansıtmıyor. Gerçek, Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığını çok istemesine karşın, biraz da kendisinin neden olduğu bu tablonun getirdiği ağır baskı altında karar verememesi. Belki de hâlâ bir yerlerden gelecek ek girdileri beklemesi; bir çıktı üretebilmek adına. Yani Başbakan'ın 'Çelik-çomak' benzetmesi, medyayı küçümsemeye yönelik bir kinaye olmakla beraber, daha çok kendisini savunma refleksinin su üzerine çıkmasına benziyor.
Şimdi tekrar sormakta yarar var: Erdoğan, bir karara varmış olsa ve bunu açıklasaydı, bugün yıprandığından daha mı fazla yıpratılmış olurdu?
Başka bir soru daha: Bu kadar yıpratıldıktan sonra, "Üç gün yürüyüş yapar, beş gün konuşur, unuturlar" mantığıyla cumhurbaşkanlığına çıkmayı Erdoğan ne kadar kabullenebilecek?