Erdoğan neden savunmaya geçti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM konuşmasında konuşmasında iki önemli konuda adeta savunma pozisyonuna geçti...

Araya Ahmet Hakan’a saldırı girdi, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 1 Ekim Meclis açılış konuşmasına yeterince değinemedik; bugün ona yoğunlaşacağız.

***

Bu arada hazır söz açılmışken, AK Parti Ahmet Hakan’ı CNN Türk’teki program çıkışından itibaren takip edip evinin önünde saldıran 4 kişiden üçünün partilerinin üyesi olduğunu kabul etti ve bunların partiden atıldığını ilan etti.

En azından bu aşamada yapılması gerekeni yapmış. Tabii bir de bu kişilerin aynı zamanda uyuşturucu ve tehdit gibi suçlardan sicili olduğu haberleri iddiaları var.

Doğruysa, nasıl partiye üye kabul edilmişler ve nasıl özel güvenlik şirketinde işe kabul edilip, güya insanları korumakla görevlendirilmişler? Bunlar da ortaya çıkan yeni sorular.

***

Konumuza dönersek, malum Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yasama yılına başlaması 1 Ekim’de cumhurbaşkanının açış konuşmasıyla olur.

Bu yıl da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasıyla açıldı, ama yasama yılına başlayamadan tekrar kapandı.

Çünkü 1 Kasım’da seçim tekrarına gidiyoruz, bu dönem Meclis çalışması yapılamadı.

O kadar ki, AK Parti 7 Haziran’dan 1 Kasım’a yüzde 42’sini değiştirdiği milletvekili adaylarını da sanki iki yıl görev yapmışlar gibi milletvekili emekliliğinden yararlandırmak için yasa çıkarmaya niyetlendi, ama nabız yoklamasında gelen tepkilerden sonra onu dahi yapamadı.

***

Erdoğan’ın konuşması öncesi Meclis kulisleri gayet heyecansızdı.

Konuşma başlarken ise Meclis Genel Kurulu gergindi. Gergin başladı, HDP’lilerin Erdoğan’ın gelişiyle salonu terk edişi, CHP’nin sessiz protestosu, MHP’lilerle Erdoğan’ın atışmalarıyla gergin devam etti ve öyle de bitti.

Bu kadar yıldır izlediğim Meclis açılışları arasında belki de en sıkıntılı ve sıkıcı olanıydı.

***

Erdoğan’ın konuşmasında en çok dikkatimi çeken, iki önemli konuda adeta savunma vermesi, savunma pozisyonuna geçmesi oldu.

Birincisi, koalisyon görüşmelerinin başarısızlığıyla oluşan siyasi boşluk ve 1 Kasım seçim tekrarına gidilmesinin faturasının kendisine kesilmesine karşı çıkmasıydı.

İkincisi de, Kürt çözüm sürecinin bitmesine neden olan “hadiseleri şahsının ve hükümetin başlattığı propagandasını”, bir yerde onun faturasını da reddetmesiydi.

***

Özellikle bu ikincisine neden ihtiyaç duyduğu izaha muhtaç…

Çünkü Türkiye kamuoyundaki kabul, sürecin İmralı görüşmelerinin 7 Haziran seçimlerden sonra başlatılmadığı gerekçesiyle sürecin KCK tarafından yapılan 11 Temmuz açıklamasıyla bitirildiği, PKK’nın 20 Temmuz’da eylemlerine başladığı yolunda.

Acaba bunda, örneğin The Washington Post gazetesinin başmakalesinde öne sürüldüğü üzere, Erdoğan’ın başkanlık sistemine geçip güç kazanmak hedefiyle süreci kasten bitirdiği türünden dış kökenli iddiaların mı payı var? Yakında ortaya çıkar.

***

İlki, yani koalisyonun kurulamayıp ülkenin çok sancılı bir süreçten geçerek 1 Kasım’da yeniden seçime gidiyor olması tamamıyla iç kaynaklı bir tartışma.

Erdoğan’ın seçim tekrarından yana olanlar dahi, kendisini başkanlık yetkilerini Anayasa değişikliği olmadan da kullanmaktan alıkoyacak bir koalisyonu istemediğini, yeni bir seçimde AK Parti’nin yeniden Meclis çoğunluğunu alma şansını denemek istediğini kabul ediyor.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile heyetler aracılığıyla yaptığı görüşmelerin iyi gittiğine dair iki kez açıklama yaptı, ikisinden de Erdoğan’dan kamuoyu önünde laf işitti.

***

İlkinde Erdoğan “koalisyonların çözüm getirmeyeceğini” söyledi, ikincisinde “siyasi intihar” olacağını.

Başında olduğu partinin cumhurbaşkanlığına yüzde 52 oyla seçilmiş doğal liderinin bu uyarılarını, seçimde yüzde 41 almış Davutoğlu, üstelik önünde 12 Eylül Kongresi, o Kongrede Binali Yıldırım tehdidi varken görmezden gelemezdi.

Nitekim gelmedi de, koalisyon kurulmadı, Erdoğan da tamamen yasal bu gerekçeyle Anayasa’da daha önce hiç kullanılmamış bir madde ile ülkeyi, 1 Kasım’da seçim tekrarına götürüyor; ama faturanın kendisine kesilmesini istemiyor.

***

Tabii Erdoğan aslında bu faturayı HDP’nin 7 Haziran’da yüzde 10 seçim barajını aşarak Meclis’e girmesine kesiyor.

Eğer HDP daha öncekiler gibi bağımsız vekillikler yoluyla Meclis’e girip orada partileşmeyi seçseydi, AK parti Doğu ve Güneydoğu’da yine oy sayısının üzerinde temsil imkânı bulacak, şimdi iktidarını koruyacak ve Erdoğan da fiilen başkanlık yetkilerini kullanıyor olacaktı.

HDP’nin seçime parti olarak girme kararı ve Selahattin Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız!” sloganıdır oyunun kurallarını değiştiren.

Devamında Dolmabahçe masası devrilmiş, İmralı görüşmeleri kesilmiş, KCK süreci bitirdiğini ilan etmiş, PKK kanlı eylemlerine başlamış, hükümet ona misliyle karşılık vermiş, bugünlere gelinmiştir.

***

Yine de Erdoğan’ın koalisyon ve seçim faturasının kendisine kesilmesini, istememesinde sanırım bir gün önce, 30 Eylül’de Kılıçdaroğlu’nun CHP seçim bildirgesini yayınlarken söylediklerinin etkisi oldu.

Kılıçdaroğlu, kendilerine “Erdoğan ve ailesine dokunulmaması” yolunda “bir mesaj” geldiğini, kendilerinin de bunun “yargının işi” olduğunu söylemeleriyle koalisyonun kurulamadığını öne sürdü.

Dün AK Parti sözcüsü Ömer Çelik görüşmelerde bu konunun gündeme gelmediğini açıkladı, yalanladı. Gerçi Kılıçdaroğlu görüşmelerde değil, “mesaj olarak” geldiğini söylemişti ama açıklama sırası CHP’ye geçti sanırım. O pilav daha çok su kaldırır.

***

Bir de açılış konuşmasında Erdoğan’ın siyasi hayatı boyunca “şahsi çıkarın, rütbenin, payenin peşinde olmadığını” vurgulayarak adeta başkanlık tartışmalarına yaptığı gönderme var.

Oysa sistem ola ki değişirse, cumhurbaşkanı unvanı başkan olarak değişecek kişi, devletin başı olması dolayısıyla Erdoğan.

Ama o noktada değiliz zaten. Bırakın Anayasal çoğunluğu, AK Parti’nin basit Meclis çoğunluğunu alması üzerine kurulu şu anda Beştepe’nin hesabı: Acaba dört partili bir Meclis’te de tek başına AK Parti hükümet çıkar, böylece Anayasa değişmeden de başkanlık yetkileri kullanılabilir mi?

***

Bu kolay bir hesap değil. Çünkü PKK’nın bütün eylemlerine, yeniden başlayan terör, şiddet ortamına rağmen HDP’nin baraj altı kalacağını göstermiyor anketler.

Tabii anketler yanılıyor olabilir. Ama mesela Habertürk gazetesine göre, uluslararası bahis şirketleri en yüksek oranı HDP’nin baraj altında kalmasına veriyorlarmış, yani onlara göre büyük sürpriz olacak bu.

Bir de dün HDP’nin seçim bildirgesinin açılışı sırasında eş-başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın “İnadına HDP!” sloganıyla başkanlık sistemine karşıtlıklarını, cumhurbaşkanı yetkilerinin düşürülmesi talebiyle daha da tırmandırması söz konusu oldu.

***

İşte bu koşullar altında seçime gidiyoruz.

Bu seçimden de 7 Haziran’dakine benzer bir sonuç çıkar da AK Parti tek başına hükümet kuramazsa, Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimi yeniden tekrarlamak ister mi?

Anayasa buna el veriyor, ama artık sanırım o da ülkenin bu kadar gerilimi, yükü, sadece başkanlık sistemine geçiş uğruna taşıyamayacağını görerek milli iradenin “uzlaşma” istediğini kabul edecektir.

***

Sizin de içinizden “Şu 28 gün daha fazla kaza bela olmadan bitse, hayırlısıyla seçim yapılsa”  diye geçtiği oluyor mu?