Erdoğan-Obama ve perde önünde olup görmediklerimiz

Erdoğan'ın Obama ile buluşması, şimdiye dek bir Türk başbakanının Amerikan başkentine yaptığı en muhteşem ziyaret oldu.

Önce ABD Başkanı Barack Obama’nın, Başbakan Tayyip Erdoğan’a Beyaz Saray davetini ne zaman ve nerede yaptığını hatırlayalım: Davet, Obama’nın ikinci kez başkan seçilişinin ardından çıktığı ilk denizaşırı seyahatte gittiği İsrail’den ayrılırken Ben Gurion Havalimanı’nda gelmişti. Obama, yanına aldığı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya Mavi Marmara’da 9 Türk vatandaşının öldürülmesi nedeniyle Erdoğan’a özür dilettikten ve Erdoğan’ın da özrü kabul ettiğini duyduktan sonra ‘Yakında görüşmek üzere’ bitiş cümlesiyle gelmişti. Türkiye ve İsrail’in ilk tur tazminat görüşmeleri için tarih belirlediği sıralarda da Erdoğan’ın Obama görüşmesinin tarihi 16 Mayıs olarak belirlenmişti.
Erdoğan’ın Obama ile buluşması, şimdiye dek bir Türk başbakanının Amerikan başkentine yaptığı en muhteşem, en hatırlanmaya değer ziyaret oldu.
Saymaya başlarsak, 6 bakanın yanı sıra AK Parti’nin 3 yetkilisi de resmi heyetteydi. Medyaya verilen fotoğrafta, belki de bugünün Türkiye’sinde seçilmiş olmayanların hükmü kalmadığını gösterecek bir sembolizmle, Obama ve ABD heyeti karşısına dizilmiş Türk heyetinde bir tek bürokrat yoktu. Resimlerde ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone masada görüldüğü halde Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Namık Tan görünmüyordu. Belki o da Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu gibi masanın gerisinde duvara sıralanmış sandalyelerde yer bulmuştu.

Renkli ev sahipliği
Heyetteki bütün üyeler Başbakan gibi tercüme desteği alamadığı halde, görüşmelerden duydukları memnuniyet yüzlerinden okunuyordu. Görüşmeler başladığında masadaki bazı bakanların, parti yetkililerinin sandalyelere ya da ikram odasına geçip yerlerini asıl işi yapmakta olan devlet memurlarına bırakıp bırakmadıkları fotoğraflardan belli olmuyordu. Ama belli ki Obama ve ekibi, Türkiye’nin birbiri peşi sıra üç seçime hazırlandığı bir dönemde bu fotoğrafların ve inanılmaz renkli ev sahipliği örneğinin Erdoğan ve ekibine verilmiş en kıymetli hediye olduğunun farkındaydı.
Türk Başbakanı’nın Amerikan Başkanı’na hediyesi ise üzerinde Arap harfleriyle isminin yazılı olduğu nefis bir hat sanatı örneği oldu.
Neredeyse bütün aile efradı Erdoğan’ı bu önemli gezide yalnız bırakmadı. Obama kibar bir şakayla, kızlarını yetiştirme hususunda Erdoğan’ın tecrübesinden yararlanabileceğini söyledi. Bayan Erdoğan’a Georgetown Üniversitesi’nde özel bir tören düzenlendi, İran asıllı bir profesör kendisine ‘Diktatörlüğün Psikolojisi’ başlıklı kitabını armağan etti; Bayan Obama’nın ev sahipliğinin de, yine fotoğraflardan görüldüğü kadarıyla uzun süre konuşulacak türden olduğu anlaşılıyor.
Türkiye’nin neredeyse bütün büyük patronları da bu kritik gezide Erdoğan’ın yanındaydı. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın ileride daha çok konuşulmaya aday ısrarlı davetleri sayesinde, yaklaşık on saat boyunca Türkiye’nin gayri safi milli hasılasının yüzde 70’ini temsil eden isimler aynı uçakta, ABD’ye uçuyordu. Başbakan’ın, önceden planlandığı üzere onlarla aynı uçakta olmaması iş dünyasının üstlendiği ‘Başbakan’ın yanındayız’ tablosunu değiştirmedi; Amerikan yönetiminin bunun kıymetini anlayıp anlamadığını zaman gösterecek. Ama hem iş dünyası hem de resmi kaynaklar, bu gezinin en önemli ekonomik hedeflerinden olan ABD-AB ticaret görüşmelerinin dışında kalmama konusunda Obama görüşmesi sonrasında daha umutlu konuşuyor.
Siyaset konularını merak ediyorsanız, yani uluslararası siyaseti, şimdi geliyoruz. En önemli gündem olarak açıklanan Suriye konusunda, Obama’nın yanı başında “Esed gitmeli” demesi Erdoğan’ı memnun etti; Türkiye’de ve Suriye konusuyla ilgilenen diğer ülkelerde Obama bu sözleriyle başlıklara çıktı. Ancak ABD Başkanı’nın “Tek başımıza adım atmayız” demesi hem onu daha etkin adımlar konusunda ikna edebilmeyi deneyen Erdoğan’ı memnun etmedi hem de Rusya’nın dahli olmadan Suriye krizinin çözülmeyeceğine inandığını gösterdi. Nitekim onlar bu konuşmayı yaparken Rus Pasifik filosuna bağlı 10 savaş gemisi Süveyş Kanalı’ndan Akdeniz’e girerek Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin Limasol Limanı’na demirlemeye başlamıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de dün ‘Rusya olmadan’ olamayacağını söyledi.

Perde arkasındakiler
Enerji konusunda yeni adımlar atılabilir. Hem Irak hem de Doğu Akdeniz konusunda Türk tutumunun Amerikan tutumuyla yakınlaştığı bir süreç yaşanıyor. Bunun sonucu Ankara’nın birkaç ay öncesinde olduğu gibi Irak Kürt bölgesindeki petrol ve gaz yatakları konusunda Amerikan ortaklıkları dışında adım atmasının beklenemeyeceği söylenebilir. Nitekim Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın katılmayacağı belli olunca 30 Mayıs’ta Erbil’de yapılması planlanan konferans, Erdoğan-Obama görüşmesi günü iptal edildi. Doğu Akdeniz ise hem Kıbrıs hem İsrail’in gaz yataklarını kapsıyor.
İsrail deyince, başa dönelim. Netanyahu özür dileyince, Erdoğan nisan ayında Gazze’yi ziyaret etme niyetini söylemişti. ABD ve Filistin yönetimi Erdoğan’a sadece Gazze değil, Ramallah’a da gitmesini önerdi. Ankara bir süre Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı da (Hamas lideri Halid Meşal’in arzusu hilafına) Gazze’ye getirerek, Erdoğan’ın İsrail kara ve hava sahasına girmeden, Mısır’la Refah kapısından Gazze’yi ziyaret edip geri dönmesi üzerine çalıştı. Obama görüşmesinin ardından Erdoğan, haziran ayında Gazze yanı sıra Ramallah’a da gideceğini ilan etti. Bu durumda muhtemelen İsrail’in Ben Gurion Havalimanı’nı kullanacak. Yani o zamana dek tazminat görüşmelerinin sonuçlanması ve Türk-İsrail ilişkilerinin yeniden büyükelçilik düzeyine yükseltilmesi, büyükelçiler atanması sürpriz olmamalı.
Peki, Erdoğan’ın yanına Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve MİT Müsteşarı’nı alarak Obama, ABD Dışişleri Bakanı Kerry ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Thomas Donilon ile Suriye, Irak, Kıbrıs dışında İran ve Kürt meselesini konuşup konuşmadığını merak ediyor musunuz? Şu an ben de merak ediyorum. Onlar henüz perde arkasında, bu yazı perde önünde olup bitenler içindi. Perde arkasındakileri öğrenince onu da paylaşırız, kısmet olursa...