Erdoğan, Obama'ya "Ben söylemiştim" dedi ama...

Obama'nın Kobani harekâtı çuvallamalarla devam ederken, Erdoğan'ın çıkışı Ankara'nın doğruluğundan çok Washington'un da fena halde yanıldığını gösteriyor.

Bir iyi, bir de kötü haberim var demek isterdim ama diyemiyorum.

Bir kötü, bir de daha kötü haberim var.

Kötü haber şu: IŞİD’e karşı mücadele, Suriye ve Kürt siyaseti sularında karaya oturan sadece Ankara değil.

Son iki gün içindeki gelişmeler, Kobani’ye adeta kovboy filmlerinin son sahnesinde hücum borusuyla ortaya çıkıp saldırı altındaki kaleyi kurtaran süvari birliği edasında müdahale eden ABD’nin de fena halde yanıldığını göstermeye başladı.

Yalnızca ABD Başkanı Barack Obama’nın “IŞİD’e karşı bir stratejimiz yok” demesinden iki hafta sonra, ne yandan tutsanız oradan dökülen bir “strateji” ilan etmesinden, hava operasyonlarıyla çözülme sağlayacağız demesinden iki hafta sonra “Hava operasyonu yetmez” demesinden söz etmiyorum.

Mesela 20 Ekim sabahı Kobani’deki Kürt direnişçilere ulaşması niyetiyle atılan silahlardan bir kısmının IŞİD’in eline geçmesinden ve dahası bunun bir IŞİD propagandasına dönüşmesinden söz ediyorum.

***

“Sokak sokak çatışmaların yaşandığı bir şehre havadan atılan yardımı hedefe hangi kesinlikte ulaştırılacağını biz anlayamadık, ama Amerikalılar emin görünüyorlar, göreceğiz”.

Bu sözler bir Türk askeri uzmana ait; ABD’nin Kobani’ye havadan silah ve malzeme yardımına başladığını duyurduğu 20 Ekim günü telefonda konuşmamızda sarf etmişti.

Ertesi gün, Amerikan savaş uçaklarının Kobani’ye yaptığı akınlarda vurup imha ettiği bir hedefin yanlışlıkla IŞİD kontrolündeki bir bölgeye düşen silah yükü olduğu haberleri duyuldu.

Sonra bir de video kaydı yayılmaya başladı IŞİD bağlantılı internet siteleri tarafından. Videoda, dev bir paraşütün, dev bir pazar filesine benzeyen ucu içindeki yüke yaklaşan eli Kalaşnikof tüfekli, yüzü maskeli bir militan görülüyordu. İlerleyen sahnelerde yük boşaltılıyor, sandıklar açılıyor, içinden çıkan el bombaları ve başka patlayıcı maddeler kameraya sergileniyordu. Konuşan kişi, bunların “Amerikalılar tarafından ateist PKK’lılara” atılmış silahlar olduğunu pek eğlenerek söylüyordu.

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon bu videoların ciddiye alınarak incelenmekte olduğunu duyurdu. Dün akşam saatlerinde ise Kobani direnişçilerine C-130 nakliye uçaklarıyla atılan 27 silah ve diğer malzeme içeren paketin ikisinin (artık en az ikisinin demek lazım, diğerlerinden de emin değiliz) Kobani’ye saldıran IŞİD’çilerin eline geçtiğini duyurdu.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan dün Baltık seferine çıkmadan önce Obama ile 19 Ekim gece yarısı (Washington’da hala 18 Ekim akşamı iken) yaptığı telefon konuşmasına dair açıklamalarda bulunurken bu konu üzerinde özellikle durdu.

“Şehrin düşmesine iki gün kaldı, açıklamak zorundayım” demişti Obama. Ama işte dördüncü gündeydik ve Kobani hala düşmemişti; Erdoğan bir hafta önce kendisinin “Kobani düştü düşüyor” dediğini unutmuş görünüyordu.

Zaten Erdoğan, Kobani’nin ABD için neden stratejik önemde olduğunu da anlamıyordu. Şehirde neredeyse hiç sivil kalmamış, hepsi Türkiye’ye geçmiş, iki bin kadar kişi kalmış savaşıyordu.

Erdoğan o konuşmada, tıpkı Afganistan dönüşü uçakta verdiği demeçteki gibi, “PYD ve PKK gibi gruplara” silah verilmesinin “kabul edilemez” olduğunu Obama’ya da ilettiğini söyledi.

Destek verilecekse, ki buna Türk topraklarından koridor açılarak Kobani savunmasına takviye silahlı güç gönderilmesi de dahildi, Türkiye’nin bu konuda iki önerisi vardı: Ya Beşar Esad’a da, IŞİD’e de karşı olan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), ya da Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) silahlı gücü olan Peşmerge birlikleri.

***

Burada bir nefes alıp bunların ne anlama geldiğine bakalım:

Türkiye’nin yakın zamana dek tek tercihi ÖSO idi. Bu ısrarın şu aşamada sonuç getirmeyeceği anlaşılınca Peşmerge seçeneğinin ortaya çıktığı anlaşılıyor. Dün Hürriyet Daily News’tan Sevil Erkuş’a konuşan PYD lideri Salih Müslim, kendi tercihlerinin PYD güçlerinin Kobani’ye geçmesi olduğunu, ancak bu mümkün olmayınca Peşmerge’ye razı olduklarını söyledi. PKK/PYD’nin öteden beri Suriye’deki bölgelerinde Mesud Barzani etkisinden haz etmedikleri biliniyor.

Müslim aynı mülakatta 14-16 Ekim’de Irak’ın Dohuk kentinde yapılan (ve ABD’nin doğrudan temas kurduğu) toplantılar sırasında Peşmerge için koridoru “Türkiye kabul etti” haberinin geldiğini söylüyor. Bu da Erdoğan’ın dün Peşmergeye izin konusunu Obama’ya kendisinin söylediği beyanıyla örtüşüyor. Bu tarih Obama-Erdoğan telefon görüşmesinin öncesindedir.

Hükümet bir yandan PKK lideri Abdullah Öcalan ile bir yandan MİT, diğer yandan HDP kanalıyla temastadır. Ankara’nın uzun vadeli enerji ve güvenlik planlarında yeri olan Mesud Barzani’nin Kürt diyalog sürecinin gizli ortağı olduğu artık daha rahat söylenebilir; PKK istese de, istemese de.

Neticede Barzani Peşmergeleri hem Obama, hem Erdoğan, hem PYD/PKK için uzlaşma formülü olmuştur.

KBY Meclisi dün 200 Peşmergeyi ağır silahlarla Kobani’ye destek amacıyla göndermeye karar vermiştir. Evet, yazıyla, yalnızca iki yüz Peşmerge, Türk Genelkurmayı'nın belirleyeceği yoldan Türk toprakları üzerinden Suriye’ye geçecekler ve Kobani’nin düşmesini durdurmaya çalışacaklar.

***

Yani Obama eğer havadan indirme yaparak Irak ve Suriye Kürtlerinin yanında olduğunu dosta düşmana göstermeyi amaçlamışsa, bütün bunların bir anlamı belki olabilir. Yok, bu sembolik hareketlerle sonuç almayı bekliyorsa, o çok mümkün görünmüyor.

Erdoğan dün “Yapılanın yanlış olduğu ortaya çıktı” diyerek Obama’nın kendi uyarısına karşı Kobani’deki PYD güçlerine doğrudan yardım ulaştırmasının küçük çaplı bir askeri çuvallamaya dönüşmüş olmasına işaret etmiştir; adeta Obama’ya “Ben söylemiştim” demektedir.

Erdoğan’ın “C-130’la atılan o silahların bir kısmı IŞİD’in eline geçti” saptaması, PYD lideri Müslim tarafından da tekrarlanmaktadır.

ABD yönetimine “Siz kime destek veriyorsunuz?” sorusu, “Çok daha akılcı, netice alıcı yollar varken” eleştirisi, bugüne kadar Ankara’nın Suriye ve IŞİD çizgisinin doğruluğuna kanıt değildir ama sadece ABD’nin çizgisinin de yanlış, sonuç getirici olmaktan uzak olduğunu gösterir.

Aslında bakarsanız, filmi geriye aldığınızda göreceğiniz daha çok ABD yönetiminin Irak ve Suriye felaketindeki ayak izleri olur.”

Şimdi gelelim daha kötü habere: IŞİD kendisi çekilmedikçe ne Kobani’nin düşmesi önünde ciddi bir engel görünüyor şu anda, ne de Türkiye’nin bu savaşın içine, Ortadoğu bataklığının içine daha da çekilmesine engel olacak bir umut ışığı.