Erdoğan önce mi, sonra mı konuşacak?

Hükümetin Kürt açılımı, demokratik açılım derken milli birlik projesi demekte karar kıldığı, kısaca 'Açılımın' üzerine genel görüşme yarın, 13 Kasım'da Meclis Genel Kurulu'nda yapılacak.

Hükümetin Kürt açılımı, demokratik açılım derken milli birlik projesi demekte karar kıldığı, kısaca ‘Açılımın’ üzerine genel görüşme yarın, 13 Kasım’da Meclis Genel Kurulu’nda yapılacak.
Görüşmenin 12 Kasım’dan daha sonraya kalması halinde açılımın gecikeceği gerekçesiyle, açılımın üzerine bir de 10 Kasım Atatürk’ü anma gölgesi düşürülmüşken, şimdi ‘12 Kasım’da oturum geç başlayacak’ gerekçesiyle 13 Kasım’da karar kılınması üzerinde artık durmamak lazım. Hükümet, başlangıçta toplumun geniş kesimlerinde destek bulan açılım fikrini böyle ‘denizi geçip derede boğulma’ sakarlığıyla kendisi zedeliyor çünkü.
Ama hiç değilse yarınki Genel Görüşme ile açılım üzerine bir gölge daha düşürmemek, zararın neresinden dönülse kârdır tedbirliliğiyle hareket etmekte yarar var.
Bunun için en az konuşmaların esası, içeriği, hatta ondan çok daha önemli olmak üzere usulü önem taşıyor.
AK Parti kaynaklarından öğrendiğimize göre, önce İçişleri Bakanı Beşir Atalay söz alarak şimdiye dek atılan ve kısa dönemde atılması düşünülen adımları açıklayacak.
AK Parti kurmayları, daha sonra grubu olan partilerin genel başkanlarının konuşacağını hesap ediyorlar. Bunun anlamı, CHP lideri Deniz Baykal ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Atalay’ın açıklamaları üzerine söz alıp konuşacaklarının düşünüldüğü. Daha sonra AK Parti adına ‘Açılım’ sözcülerinden Adana Milletvekili Ömer Çelik kürsüye gelecekmiş. Son olarak da hükümet adına Başbakan Tayyip Erdoğan söz alıp, Açılım hakkındaki şimdiye kadarki en önemli konuşmasını yapacakmış.
Sonra? Sonra paydos. Yani Başbakan’ın lafı üzerine laf söyleme, onu tartışma yok. En azından AK Parti’nin kurmay heyeti böyle planlamamış.
Eğer durum bu olacaksa, yanlış olur, bir hata daha yapılmış olur.
Eğer planlama buysa, Başbakan söyleyeceğini söyleyecek ve onun söyledikleri muhalefet liderleri tarafından tartışılmayacaksa, o zaman Meclis’te Genel Görüşmeye ne ihtiyaç var? Başbakan bir basın toplantısı yapsın, hatta daha sağlamı, soruya muhatap olma ihtimalini de ortadan kaldırmak için bir Ulusa Sesleniş çeksin, herkes ekranları başında düşüncesini öğrensin.
Oysa Genel Görüşme’nin, ad üzerinde anlamı, görüşmedir.
Başbakan Erdoğan, daha önce DTP’li Ahmet Türk ile görüştükten sonra CHP ve MHP liderliğine hitaben, ‘Onlara da Bakanımı göndereceğim’ demiş olmasının sonuçlarını mutlaka değerlendirmiştir.
Hal böyle iken, muhalefet liderlerinin, biraz sonra Başbakan konuşacakken Bakan’ın az çok bilinen görüşleri üzerine gölge boksu yapacaklarını varsaymak, Başbakan’a bunu tavsiye etmek, sürece bir sabotaj daha demektir.
Doğrusu, açıklamaları Başbakan’ın, oturumun başında yapması olacaktır.
Ondan sonra muhalefet liderlerinin konuşması, ardından hükümetin o konuşmalar üzerine cevap vermesi; 1- Açılımın bundan sonraki seyri üzerine gerçek bir tartışmanın yapılmış olması, 2- Çoğunlukçu değil, gerçek anlamda çoğulcu demokrasinin ilkelerine uygunluk açısından doğru tutum olur.
Başbakan Erdoğan’ın sürecin şimdiye kadar yürütülmesindeki verimi dikkate alarak, kendisine teklif edilen Genel Görüşme konuşma planını bir daha gözden geçirmesinde fayda var.

Gül, Sarkozy ile gizli anlaşma mı yaptı?
Fransa’nın AB işlerinden sorumlu bakanı Pierre Lelouche’un Fransız parlamentosunun dışişleri komisyonuna bilgi verirken Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin, Türkiye’nin gizli mutabakata vardığı iddiası yoğun gündem içinde fazla öne çıkmadı.
Ama iddia önemliydi. Fransız bakana göre Gül’ün Sarkozy ile mutabık kaldığı üç madde arasında, Fransa’nın Türkiye’nin AB’ya tam üye değil ‘ayrıcalıklı ortak’ olması isteğine Türkiye’nin itiraz etmemesi gibi bir durum ortaya çıkıyordu.
Bu iddiayı dün Çankaya’ya sordum. Üst düzey bir Köşk kaynağı ‘Söz konusu bile değil’ diye yalanladı ve devam etti: “Sayın Cumhurbaşkanı her fırsatta Türkiye’nin hedefinin AB’ye tam üyelik olduğunu ve bu hakkın uluslararası anlaşmalardan doğduğunu vurgulamaktadır. Fransa’da da öyle olmuştur. Böyle bir konuda açık, ya da gizli bir mutabakat yoktur”.
Köşk kaynağı şöyle bir ekleme yapma ihtiyacı da duydu: “Fransa ile siyasi ilişkilerimizi durumu ortada. Sizce bir düzelme var mı? Bu iddia asılsız.”