Erdoğan seçim adaletine gölge düşürüyor

Seçimlerin sadece serbest olması yetmez, adil de olmalı. Halkın asli haber kaynağının TV olduğu ülkede Erdoğan Davutoğlu'na ek olarak fiilen AK Parti seçim kampanyası yürütüyor.

Sanırım rekor 1 Mayıs günü kırıldı.

Zamanalama sadece manidar değil, mükemmeldi. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun bir konuşmasının canlı yayını biterken Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ınki başlıyor, Erdoğan’ın sözünü tamamlamasından bir kaç dakika sonra Davutoğlu bir başka yerde sözü alıyordu.

Bütün bu konuşmalar haber televizyonları tarafından canlı yayınlanıyordu.

O gün binlerce polisin insanların 1 Mayıs’ta Taksim’da olmalarını zorla engelleyişini vermeye çalışan bir kaç kanal da, söz konusu olan Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın konuşmaları olunca yayını kesiyor, bir Erdoğan’ı, bir Davutoğlu’nu veriyorlardı.

Rekor o gün kırıldı dedim ama, bu rekorun 7 Haziran seçimlerine dek daha bir kaç kere kırılacağını tahmin etmek zor değil.

***

“Havuz medyası” diye isim takılan, hükümetten dev ihaleler alan inşaat şirketlerinin “havuzundan” beslendiği öne sürülen TV kanallarının bunu yapması, zaten millet tarafından içselleştirilmiş durumda; sanki dünyanın en normal işiymiş gibi karşılanıyor.

Türkiye’nin hepimizin vergileriyle yaşayan kamu yayımcısı TRT de öyle. Gerekçe belli, yasaya göre Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın faaliyetini veriyorlar ama, TRT yasası muhalefet partilerinin faaliyetlerini, konuşmalarını vermeyi de öngörüyor; işte o kurala pek uyulmuyor.

Kamu ve havuz dışında kalan, ana akım TV haber kanalları da bu düzene ayak uydurmak zorunda hissediyorlar kendilerini.

İki gerekçeleri var. Ama birinci gerekçe daha çok ikinciye bahane bulmak amacıyla arkasına saklanılan gerekçe: Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın konuşmalarında yeni haber unsuru olabilir, bunu kaçırmak istemiyor, habercilik görevlerini yapıyorlar.

İkinci ve asıl gerekçe ise açıkça dile getirilemiyor pek: Cumhurbaşkanı ve Başbakan konuşmaya başladığında bunu canlı yayınlamayan kanal yöneticileri en hafifinden basın danışmanlarının telefon sitem ve sorgulamasını göze almak demek. Bunu bazen göğüsleyebiliyorlar, ama mesela RTÜK’ün başka zaman görmezden gelinebilecek konularda sudan bahanelerle dünyanın para cezasını kesmesini, ya da müfettişlerin ertesi sabah kapılarına dayanmasını göze  almak istemiyorlar.

***

Oysa Cumhurbaşkanı'nın da Başbakan'ın da bu konuşmalarının büyük ölçüde haber değeri olmuyor; aynı sloganların, sözlerin sürekli tekrarına dayanıyor. Önemli mesajlarını çünkü, genellikle kendi seçtikleri, ters soruya muhatap olmayacaklarını düşündükleri gazetecileri davet ettikleri uçak seyahatlerinde veriyorlar.

Ama bunun bir önemi yok, TV kanalları laf işitip başlarına bir şey gelmemesi için hangisi, nerede konuşursa canlı yayınlıyor.

Ve bu durum gündüz saatleriyle sınırlı değil. Akşam ve ertesi sabah haber bültenleri de ağırlıkla Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın daha önce canlı yayında verilmiş sözlerinin özetinden oluşuyor.

Hatta mekanla da sınırlı değil. Örneğin İstanbul’da şehir hatları vapurları, deniz otobüslerine binenler sürekli olarak bu konuşmaların verildiği kanalları izliyorlar; kapatma, ya da sesini kısma imkanınız yok.

Hani Melih Gökçek’e akıl vermiş gibi olmak istemiyorum ama, insanın aklına sırada belediye otobüsleri ve metroların mı olduğu sorusu geliyor; kara ütopyaları andıran bir propaganda dünyasına dönüşüyoruz adeta.

***

Başbakan Davutoğlu’nun (devlet imkanlarını kullandığı eleştirileri dışında) propaganda konuşmaları yapmak, bunların yayınlanmasını istemek yasal ve meşru hakkıdır.

Ne de olsa resmen AK Parti Genel Başkanı'dır ve seçime girmektedir.

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan seçime girmemektedir, dahası Anayasa’ya göre (haydi bağımsız ve tarafsızlığı da bir kenara bırakalım) partisiz olmak zorundadır.

Oya Erdoğan, Davutoğlu’ndan da çok, muhalefet partilerinin seçim vaatlerini yerden yere vurmakta, liderlerini küçümseyip alaya almakta ve Davutoğlu’nun seçim başarısından da çok, kendi süper-başkanlığı için oy istemektedir.

Bütün bunlar seçim kampanyası gibi değil, “açılış törenleri” görüntüsü altında yapılmakta, bir süre önce AK Parti’den sızdırılan “temenni” niteliğindeki “Erdoğan sahaya inmeyecek, meydanı Davutoğlu’na bırakacak” haberlerini yazan meslektaşları mahcup etmektedir.

***

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçenlerde bir muhabirin Erdoğan’ın tutumu üzerine soru soran muhabire “550 milletvekili önünde namusu ve şerefi üzerine yemin etti” diye sitem etti; “Namus ve şeref kavramından ne anlıyorsunuz siz?' diye neden ona sormuyorsunuz? Beni niye muhatap ediyorsunuz onunla? Gerçekten üzülüyorum."

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ise Erdoğan’ın da Davutoğlu’nun AK Parti seçim kampanyasına paralel bir kampanya yürüttüğünü söyleyerek, bunun için devlet imkanlarını kullandığı iddiasından bulundu. Erdoğan –biz kısmını zaten daha önce kendisinin açtığı- tesis açılışlarına giderken Cumhurbaşkanlığı uçağını, helikopterlerini, otobüslerini, otomobillerini kullanıyordu. Köy muhtarlarından taksicilere, işçilerden esnafa dek meslek gruplarından seçim için oy istemek amacıyla Cumhurbaşkanlığı binasında toplantılar yapıyordu.

Cumhurbaşkanlığı binası da AK Parti seçim propagandasına hizmet ediyordu buna göre.

Erdoğan bütün bu vesilelerle yaptığı konuşmalarla her gün, bazen günde bir kaç kez ekranlardadır.

***

Erdoğan, belki de anketlerde kendisine süper-başkanlık getirecek bir sonucu garanti görmediğinden Davutoğlu’na ek olarak ikinci bir kanaldan AK Parti seçim kampanyası yürütmektedir.

Bu kampanyanın özünde ekranlarda olabildiğince sürekli olarak görünmek, başka kimseye yer bırakmamak vardır.

Halkın asli haber alma kaynağının TV olduğu Türkiye’de bu durum 7 Haziran seçimlerinin adil koşullarda gerçekleşmesi üzerine gölge düşürmektedir. Tarhan Erdem dün Radikal’de Erdoğan’ın tutumunun Anayasa’nın 67’inci maddesiyle ters düştüğünü yazmıştır.

Demokrasilerde seçimlerin yalnızca serbest ve güvenli değil, adil olması da gerekmektedir.