Erdoğan siyasi iklimi yumuşatma çabasında

İş dünyasıyla beş yıldır düzenlenmeyen toplu yemek, Davutoğlu'nun muhalefet görüşmesi seçim sonrası değişim görüntüsü veriyor

Başbakan Tayyip Erdoğan önceki gün İzmit’teki Ford fabrikasından ABD’ye ihraç edilen ilk otomobili yanında Mustafa Koç olduğu halde yük gemisi kaptanına teslim etmek üzere sürerken, Rahmi Koç arkasından el sallıyordu.
Tören bittikten sonra ekip dağılmadı.
İstanbul-Hasköy’deki Koç Müzesi’nde verilecek bir yemek için yola çıktılar. Ev sahibi Rahmi Koç’un davetli listesine son şekil, Erdoğan’ın müdahil olmasıyla daha bir gün önce, 21 Mayıs’ta verilmişti. Erdoğan toplam 20 kişilik bu yemeğe beş bakanını da getirmişti. Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi Bakanı Nihat Ergün, Dış Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan ve Çalışma Bakanı Ömer Dinçer oradaydılar.
İş dünyası bu yemeğe önem veriyordu. Katılımcılar, bu genişlikteki son yemeğin Nisan 2004’de vefat eden rahmetli Sakıp Sabancı tarafından verildiğini hatırlıyorlar.
Bunu siyasi lisanda ve siyasi takvimlere göre söylersek, Erdoğan Mart 2004’deki yerel seçimlerde 2002’deki yüzde 34 desteğini 42’ye çıkardıktan sonra iş dünyasının yüksek takımıyla bu tür sosyal bir ortamda topluca görüşmemişti. 2007 seçimlerinde bu destek yüzde 47’ye çıktıktan sonra -belki iş kuruluşları ve bazı seçilmiş isimlerle tek tek diyalog kapısı açık olsa da- siyasi atmosferdeki (çoğulcu değil) çoğunlukçu hava, iş dünyası ile ilişkilere de yansımıştı.
Ama zaten bu yemeğin düzenlenmesi de Erdoğan’ın diyalog zeminini 29 Mart 2009 seçimlerinde yüzde 39’un altına inmesinden çıkardığı sonuçlardan biri olarak başlattığı diyalog zeminini genişletme hamlesinin parçasıydı. Temas noktası Koç Holding’in başındaki Rahmi Koç olmuştu. Onun en son Ankara’da Başbakan’la yaptığı görüşmede fikir ortaya atılmıştı.
Ama Başbakan’ın hal ve hareketlerini yakından izleyen iş çevreleri, 29 Mart öncesi mümkün olmayan bazı başka temasların da 29 Mart sonrası yapılabildiğine dikkat çekiyorlar. Bunlar arasında örneğin Türkiye Esnaf Zanaatkârlar Konfederasyonu Genel Başkanı Bendevi Palandöken ile görüşmeyi kabul etmesi var. Örneğin Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar ile görüşmeyi kabul etmesi var.
Yemekte konuşulanların da -Meclis’te onay bekleyen yeni Ticaret Yasası dışında- dişe dokunur önemde olmadığını, daha çok ‘genel sohbet’ havası taşıdığını öğrendik. Bu da amacın büyük bir projeyi tartışmak değil bir sonraki seçimlere -ki Erdoğan dün Düzce’de ‘2011 ya da 2012 diyerek akılları karıştırdı- 2009’daki
gibi kavga ederek girmek istemediği izlenimini vermek olduğu anlaşılıyor.
İstanbul’da Koç tarafından verilen yemek bu açıdan hem bir başlangıç, hem değil, çünkü Erdoğan’ın 29 Mart sonuçlarından çıkardığı siyasi ve ekonomik atmosferin -özellikle de ekonomik kriz ortamında- ılımanlaştırma gereğinin bir parçası.
İstanbul’daki yemekte nasıl somut bir proje değil, genel havanın ılımanlaştırılması gereği masayı belirlediyse, aynı gün Ankara’daki dört önemli temas da aynı amaca hizmeti amaçlıyordu.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun sırasıyla CHP, MHP, DTP ve DSP genel başkanlarını ziyaretinde somut projelerden AB’den Ermenistan’a, Irak’tan Kıbrıs’a ana konular üzerinde ufuk turu yapıldığını öğrendik. Hatta bu ziyaretin Kürt sorununa çözümde pazarlığın başlangıcı olabileceğini var sayan DTP’lilerin hayal kırıklığı kulise yansıdı. Oysa burada da amaç diyalog zeminini gerçekleştirmekti. Ziyaretlerin en önemli durağı ise CHP lideri Deniz Baykal’ın Davutoğlu ile görüşmeyi kabul etmesiydi. Yaklaşık iki yıl boyunca Baykal’da randevu alamamak Dışişleri Bakanı olarak Ali Babacan’ın suçu değildi mutlaka. Baykal’ın AK Parti dışişleri bakanı olarak Davutoğlu’nu Babacan’a tercih edip etmeme sorunu olduğu da düşünülemez. Demek ki cevap, değişen koşullarda aranmalı; 29 Mart’tan sadece Erdoğan değil diğer liderler de sonuç çıkarıyorlar.
Erdoğan’ın siyaset ve ekonomideki ilişkileri ılımanlaştırmak ,istediği izlenimini verdiği açık. Ama özellikle iş dünyasında ‘Bir çiçekle bahar gelmez’ görüşü var; diploamtik lisan ile ‘ihtiyatlı iyimserlik’. Kavga olmayacaksa bu ortamın toplumun ve iş dünyasının bütün kesimleri için geçerli olması gerekmez mi?