Erdoğan, sürecin Meclis ayağını iyi yönetemiyor

Çözüm sürecinin Meclis ayağına gelindiğinde, en azından şu ana kadar iyi yönetildiğini söylemek zor.

"Sizi PKK ile baş başa bırakıyoruz” sözü kuşkusuz ağırdı; Oktay Vural, MHP’li vekillerle birlikte Meclis Genel Kurulu’nu böyle terk etti 9 Nisan Salı günkü gergin oturumda. CHP’li Muharrem İnce’nin gizli nesneli “Baş başa bırakıyoruz” sözü de tıpkı Vural’ınki gibi AK Parti’nin Meclis Komisyon çalışmasında BDP ile baş başa kaldığını anlatıyordu.

Oysa Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘barış süreci’ diye adlandırdığı Kürt sorununa siyasi çözüm sürecinde kamuoyuna vermek istediği en son resim herhalde bu işi diğerleri olmadan BDP ile baş başa yürüttüğü görüntüsüdür.

İşin ilginç yanı, BDP de bundan rahatsız ve PKK sözcüleri de hükümetin CHP’yi bir şekilde çözüm sürecine dahil etmesi için daha çok çaba harcamasını istiyor. PKK adına konuşan hem Murat Karayılan hem Zübeyir Aydar bunu ortaya koydu. O cenahtaki kaygı açık: Cumhuriyetin ‘kurucu’ partisinin bu restorasyon adımının içinde olmasının, meşruiyetini güçlendireceğine inanıyorlar.

Çünkü bu atılmakta olan, yalnızca 2014-2015 seçimlerine kadar şehit cenazesi gelmemesini sağlamanın ötesinde kapsamlı bir restorasyon, bir ‘yeniden inşa’ adımı olacaksa bunun önce isminin konulması, sonra daha geniş toplum tabanına yayılması da gerekebilir. Bir yandan PKK’nın KCK aracılığıyla kendi tabanına süreci anlatma çabası, diğer yandan Başbakan’ın isimlerini belirlemiş olduğu ‘Âkil İnsanlar’ grubunun çalışmaları eşzamanlı olarak devam ediyor. Ancak karar alacak, uygulayacak, Meclis’te gerektiğinde oy verecek olanlar âkil insanlar olmayacak; Meclis’teki partiler, milletvekilleri olacak.

İşte salı günkü oturumun önemi de buradan kaynaklanıyor. Zaten oturum öncesi Erdoğan AK Parti grubunda Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli’yi yerden yere vurmuş, onlar da cevapta altta kalmamışlardı; gerilim zaten yüksekti. Bunun üzerine CHP’nin daha önce sürecin Meclis gözetiminde yürütülmesini isteyen önergesinin bölümleriyle birleştirilerek AK Parti’nin bir ortak Meclis komisyonu kurulması manevrasının yapılması gerilimi arttırdı.

MHP’nin tutumu zaten bellidir; beğenmeseniz de kendi içinde tutarlıdır. CHP’nin kendi içinde homojen olmadığı, ilerici ve gelenekçi kanatların komisyonlar ve hatta Genel Kurul’da başka partililerin önünde bu konuda tartıştığı da bir vakıadır. Hatta AK Parti içinde CHP’nin yeterince zorlanması durumunda parçalanacağı, AK Parti’ye yeni katılım ya da desteklerle aranan geniş taban görüntüsünün yakalanabileceğine inananların varlığı da dillendirilmektedir. Bunlar doğrudur. Ama AK Parti’nin BDP desteğiyle kabul edilen komisyon manevrası, birleştirici olmak bir yana, kutuplaştırıcı olmuştur.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, aslında MHP lideri Bahçeli gibi toptan reddiye içinde değil. Abdullah Öcalan ile diyaloğa da Meclis bilgilendirmesi dahilinde karşı olmadığını söylemiştir. Kendisinden destek istenen sürecin amaçları konusunda bizzat sürecin sahibi Başbakan tarafından bilgilendirmek talebi de meşru. Öte yandan hükümet üyelerinin büyük kısmının da süreçten bilgisiz olduğu, Başbakan dışında süreci tam bilen tek kişinin MİT Müsteşarı Hakan Fidan olduğu bilgisi yaygın. İrlanda’da muhalefetin IRA’nın silah bırakıp çözüme razı olması sürecinde hükümete nasıl destek olduğu anlatılırken, muhalefetin yapılan her şeyi hiç sorgulanmadan destekleyip desteklemediği de anlatılmalı; aksi psikolojik operasyona girer.

Erdoğan doğrusu sürecin başlangıç kısmını iyi yönetti; kamuoyunda büyük tepkilere yol açılmadan, AK Parti oy desteğinde anketlere yansıyan büyük düşmeler olmadan bir noktaya kadar iyi getirildi. Ama sürecin Meclis ayağına gelindiğinde, en azından şu ana kadar iyi yönetildiğini söylemek zor. Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nu hedefleri konusunda bilgilendirerek, gerekirse yöntemlerini gözden geçirmekle sonuçlanacak şekilde sürece katmanın bir yolunu bulsa süreç de ülke de daha rahat nefes almaz mı?