Erdoğan ve Baykal cephesi

Çankaya seçimi yaklaştıkça tansiyon yükseliyor. Birileri Erdoğan'ı boş havuza itmeye, Baykal'ı da kışkırtmalara açık ortamlara çekmeye çalışıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine başlamak için son ayın içindeyiz.
Aday gösterme süresinin başlangıcı olan 16 Nisan yaklaştıkça Ankara'daki siyasi tansiyon da artıyor.
Çankaya savaşlarında iki cephe var:
Erdoğan ve Baykal cepheleri.
Önümüzde kalan süre azaldıkça, bu iki cephe arasındaki tansiyon gibi, her iki cephedeki iç tansiyon da artıyor.
Baykal, Erdoğan, ya da 'Erdoğan'ın anlayışındaki bir ismin' Çankaya'ya çıkmamasını istiyor. Özellikle cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi üyelerini atama yetkisinin, kısa sürede yargı-yasama ve yürütmenin aynı siyasi görüş tarafından belirlenir hale geleceğine dikkat çekiyor. CHP tabanında Erdoğan'ın eşi Emine hanımın kapalı olması sorun görülmesine karşın, Baykal bu konuya şimdiye dek doğrudan hiç dokunmadı.
Erdoğan cephesindeki sorun da tam burada. Baykal istemiyor ama, zaten Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkıp çıkmayacağı belli değil. Bu belirsizlik, Erdoğan'ın Çankaya'yı istememesinden kaynaklanmıyor. Yoksa yasal ve anayasal olarak Çankaya, Erdoğan'ın elini uzatıp avuçlarında tutacağı mesafede. Belirsizlik, kendisini onbirinci cumhurbaşkanı seçtirirse muhtemel gerilimin,
1- Ülkeyi nereye götüreceğinden, 2- Hükümeti nereye götüreceğinden, 3- Partiyi nereye götüreğinden emin olmamasından kaynaklanıyor.
Anket sonrasında Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener gibi iki ağır topun sözlerinden ve Meclis Başkanı Bülent Arınç gibi bir ağır topun derin sessizliğinden anlaşılıyor ki, 1- Ankette Erdoğan dışında ismen sorulan partililerin ortak noktasının eşlerinin başlarının açıklığı olması, parti içinde "Eşi kapalı aday olacaksa, bu ben olurum" yorumuna ve sıkıntıya yol açtı, 2-Erdoğan'ın, başka kimseye danışmasa bile kendisini cumhurbaşkanı adayı göstermesine homurdanmalar olsa da, ciddi bir iç muhalefet olmayacak, 3- Ancak Erdoğan sonrası parti içinde fay hatları ortaya çıkacak, 4- Bu fay hatları ülkede laiklik ekseninde yaşanabilecek gerilimden etkilenecek, 5- Erdoğan, kendisi dışında bir ismi, parti içinde danışmalarda bulunmadan aday gösterirse, AK Parti içindeki dengeler üzerinde tam kontrolünü yitirecek.
Erdoğan için (ve ülke için de) bu durumda en kolay ve gerilimden kaçınacak yol, Başbakan olarak kalması gibi görünüyor. O durumda da yine parti içinde fay hatları ortaya çıkabilir. Ama bunlar;
1- Dış etkiler kimin cumhurbaşkanı olacağına göre ihmal edilebilir düzeye inebilir, 2- Erdoğan'ın başkanlığında fazla büyümeden kontrol altına alınabilir.
Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığından vazgeçmesi, kuşkusuz Baykal için siyasi bir zafer olarak sunulabilir bir gelişme olacak. İktidara göre üçte bir sandalye sayısına sahip muhalefet partisi, iktidar liderinin en üst siyasi makama çıkmasını engellemiş olacak.
Belki de bu nedenle Baykal, cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki stratejisini Erdoğan'ı Meclis zemininde caydırmak üzerine kurdu ve belki de bu yüzden sokağa çıkma taleplerini reddediyor.
Bu taleplerden sonuncusu dün DSP'den geldi. DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, 8 Nisan'da Ankara'da Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına karşı düzenleyeceği miting için CHP'ye güçbirliği çağrısında bulundu. CHP'deki hava, merkezi destekten yana esmiyor.
Bunun başlıca nedeni, kışkırtma eylemleri endişesi. Bu endişe belki bir DSP mitingi için geçerli olmayabilir.
Ancak örneğin DSP'nin de merkezi desteği reddettiği 15 Nisan eylemi için CHP'nin çekincesini açıklayabilir. Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı, eski Jandarma Komutanı Şener Eruygur, Akşam gazetesine hafta içinde Baykal'a ziyaretinin gerekçesini 'Miting organizasyonu' olarak açıklamış. Baykal'ın, tıpkı daha önce olduğu gibi, eyleme merkezi destek verdiğine dair bir açıklama, ya da işareti yok. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi öncesindeki 555K (yani 5'inci ayın, 5'inci günü, saat 5.00'te Kızılay'da) sloganını anımsatacak şekilde "15 Nisan saat 15.00'de Anıtkabir'de" sloganıyla örgütlenen mitinge başlıca desteği bazı sağcı sendikalarla, kendilerini ulusalcı olarak tanımlayan parti ve gruplar veriyor.
İzlerin birbirine karıştığı bu ortamda, siyasetlerine sonuç alacak durumda olanların dikkatli olmalarından doğal bir şey yok aslında. Birilerinin Erdoğan'ı boş havuza atlamaya zorladığı, Baykal'ı da kışkırtmalara açık ortamlara çekmeye çalıştığını görmek çok zor değil.