Erdoğan'dan Baykal'a bayram şekerleri

Hükümetin Kürt açılımının ilk aşamalarındaki adımları bugün Ankara'da gelişmelerin tam ortasındaki yetkililer tarafından da 'taktik hata' sözleriyle tanımlanıyor.

Hükümetin Kürt açılımının ilk aşamalarındaki adımları bugün Ankara’da gelişmelerin tam ortasındaki yetkililer tarafından da ‘taktik hata’ sözleriyle tanımlanıyor.
Başbakan’ın bu konudaki yakın mesai yaptığı kişilerden birisi -az sonra alıntı yapacağım Ömer Çelik değil, yanlış anlaşılmasın- geçtiğimiz hafta bir sohbet sırasında “İlk başta iş biraz inisiyastifimiz dışına çıktı galiba” dedi, “Buna sivil toplumla görüşmeler dahil. Bir kesim dışarıda kaldığı duygusuna kapıldı sanırım.”
‘Taktik hata’ ifadesiyle anlatılmak istenen ise daha bu işe başlarken, daha hiç kimseye gitmeden, açık ya da örtülü olarak CHP’ye gidilmemiş olması.
Sürecin ilk aylarında ciddi toplumsal kutuplaşmaya yol açan ve AK Parti’nin CHP ile MHP’yi, muhalefetin de AK Parti ile DTP’yi aynı kefeye koymasına yol açan bu hatadan dönülmeye başladığı yolunda işaretler alınmasında iki gelişme etkili oldu.
Birincisi, 20 Ağustos’taki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı idi.
MGK toplantısında Anayasa’nın başlangıç ilkelerine yapılan güçlü vurgu, CHP lideri Deniz Baykal’ın ilan etmiş olduğu ‘Federasyon ve Kürtçe resmi dile ilişkin muhtemel anayasal değişikliklerine’ set çekmesine bir ölçüde karşılık geldi.
Gerçi gerek Baykal, gerekse MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bu sürecin başından beri içinde oldukları
20 Ağustos MGK bildirisiyle artık ayan beyan ortada olan askere yönelik sitemleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un 25 Ağustos’ta bir açıklama yapmasına yol açtı. Ama o tarihten itibaren CHP ve MHP’nin söylemleri belirgin bir şekilde ayrışmaya başladı.
CHP, tutumunu ‘Biz sürece yol arkadaşı, suç ortağı olmayacağız’ noktasına getirirken, MHP ‘Gerekirse dağa çıkarız, hiç bir şekilde muhatap değiliz’ tutumunu daha da katılaştırdı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün MGK’da konuşulanları izah etme davetine, askeri de ihanet çizgisine ortak olmakla suçlayan Bahçeli tarafından geri çevirmiş olması buna örnekti.
Yaklaşım değişimine doğru ikinci gelişme, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 3 Eylül’de Orgeneral Başbuğ ve yeni komuta kadrosuyla yaptığı güvenlik toplantısıydı.
Gerçi bu toplantının hemen öncesinde Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın gazetecilerle 28 Ağustos’ta yaptığı bir iftar sohbetinde ısrarlı sorular üzerine ve esprili bir üslupla ‘Gerekirse Baykal’ın elini öperim’ demesi vardı, ama bu tek başına bir değişim işareti sayılmazdı. 3 Eylül’deki o toplantı sonrasında Başbakan Erdoğan’ın, gerekirse Baykal’a gidebileceğini söylemesi ilk işaret oldu. Onu Başbakan Yardımcısı -ve Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı- Cemil Çiçek’in ‘Ayağına gideriz’ açıklaması izledi.
Baykal bu yaklaşımları ‘devlet ciddiyetine uygun bulmasa’ da tutumunda bir kapı açtı. O da, ‘ben size ortak olmam, kamuya açıkladıklarım dışında fikir vermem, ama bana özel olarak anlatacağınız varsa dinlerim’ yaklaşımıydı.
Bu yaklaşımı ilan ederken Baykal, Erdoğan’ı eleştirmeye devam ediyordu ve aslında bu durum medya üzerinden görüş alışverişinin başladığı izlenimini veriyordu.
Baykal, Erdoğan’ın ‘mektupla randevu isteme’ yoluyla uzattığı çiçeği de doğrudan çöpe atmadı. ‘Fikirlerimi biliyor. Mektup gelince bakarız’ dedi.
Erdoğan İstanbul’da bunları söylerken, biz Ankara’da Fikret Bila ile CNN Türk’te Başbakan’ın siyasi danışmanı Ömer Çelik’le konuşuyorduk.
Ömer Çelik’in sözleri, bayram sonrası önemli gelişmelerin beklendiği bu konuda AK Parti’nin artık MHP ile CHP’yi aynı kefeye koymadığı ve adeta önceki hatasını düzeltmek istercesine CHP’ye şeker sunduğu izlenimini güçlendiriyordu. Beraber okuyalım:
* “CHP muhalefeti siyasi çerçevede tutuyor. Bu son derece sağlıklı. MHP kapıları kapatıyor. MHP dağa çıkmaktan söz ediyor. Dağın demokrasilerde yeri yoktur.CHP kaygılarını dile getiriyor. Ama görüşme kapılarını kapatmıyor. CHP’nin kaygılarını dile getirmesi, siyasi eleştiridir. CHP toplumdaki siyasi eleştiri ihtiyacını karşılıyor. Bunu meşru ve gerekli görüyoruz.
Ömer Çelik başka şeyler de söyledi ki, Fikret ile benim canlı yayında ‘Sanki, Baykal konuşuyor’ dememize yol açtı. İki ana partinin tartışmaların aksine, aslında önemli konularda benzer düşündüğü izlenimi veren bu sözlere örnek vermek gerekirse:
- (DTP ve PKK’ya hitaben): Bugünkü dünyada, hele ki bu bölgede self-determinasyon, özerklik, federasyon gibi şeyleri ima edecek taleplerde bulunmak, cehennemi talep etmektir.
- Türkiye gibi bir ülkede tek bir resmi dili ortadan kaldırırsanız, çatıyı taşıyan kolon yıkılır, çatı tepenize çöker.
- Anayasa’da grup haklarının teminat altına alınmasını istemek, Anayasa’ya dini ya da etnik kimlik sokmak istemek ilkelliktir. Kızamık gibi bir çocukluk hastalığıdır.
Bu gelişmeler Erdoğan’dan Baykal’a gönderilmiş bayram şekerleri mi, yoksa sürecin olumlu sonuçlar vermesi için düşünülmüş kurumsal bir tutum mu?
Çelik, Başbakan Erdoğan’ı ABD’ye taşıyan uçakta olacak. Herhalde o uçakta bu konular da konuşulacaktır.
Ama anlaşılıyor ki, bu konular baştan doğru kanallarda konuşulsaydı, bugün daha fazla mesafe alınmış olabilirdi.
Yine de hiçbir şey için çok geç sayılmaz. Hatadan dönmek herkes için erdemdir.
Hepinize sağlıklı, mutlu bayramlar.