Erdoğan'dan sürpriz CHP hamlesi

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın anayasanın AK Parti-CHP işbirliğiyle halkoylamasına gerek kalmadan değiştirilebileceğini söylemesinden söz ediyorum... Eğer bir perde arkası diplomasisi ihtimalini yok sayarsak, bu hamleyi CHP'ye göz kırpmak olarak da aba altından sopa göstermek olarak yorumlamak da mümkün.

Bir açıdan bakarsanız tam “Bayram değil, seyran değil” denecek durum...

Diğer açıdan bakarsanız hem taktik değişikliği, hem de zamanlama bakımından önemli gelişmelere yol açma ihtimali olan bir hamle.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın anayasanın AK Parti-CHP işbirliğiyle halkoylamasına gerek kalmadan değiştirilebileceğini söylemesinden söz ediyorum.


***

Erdoğan’ın 18 Kasım akşamı ATV’de yayınlanan mülakatından bölümler aktarıyorum:

·         “Gerçekçi olmak lazım… Meclis Başkanını bir kenara koyduğumuz zaman 316 milletvekili var AK Parti’nin. Eğer referandumla bir çözüm bekleniyorsa en az 330 gerekiyor. Diğer gruplardan bir desteğin olması lazım ki yeni anayasa bu oylamadan geçsin.

·         “Ben yalnız şuna inanıyorum: Referandumla yeni anayasa ile ilgili hazırlıklar, metin geçerse, millet bunu kesinlikle onaylar.

·         “Sadece ana muhalefetin vereceği destekle de hiç milli iradeye başvurmadan, milli iradenin parlamentodaki temsilcileriyle, burada 1 ay bile sürmez, değişiklikler süratle parlamentodan geçer.”


***

Şimdi burada Erdoğan’ın daha önce halkın seçtiği cumhurbaşkanını Meclis’in seçtiğinden daha meşru gören sözlerini öne çıkarıp ona takılmak da var ama niyet üzüm yemek ise, bu sözlerin ne anlama geldiğine ve neden şimdi söylenmiş olabileceğine yoğunlaşmak daha yapıcı olur.


***

1 Kasım seçiminin kurduğu Meclis ile anayasayı değiştirmenin iki yolu var.

1-      Erdoğan’ın dediği gibi, 330’u bulup Erdoğan’ın uygun bulduğu metni halkoylamasına götürmek mümkün... Bu durumda, aradaki farkı kapatmak üzere mesela MHP’den, HDP’den, hatta kim bilir CHP’den tedarik edilecek destek üzerine –aslı olsun olmasın Güneş Motel gölgesi, 28 Şubat transferleri gölgesi vurma ihtimali var.

Bu senaryonun seçim yorgunu bir ülkeyi bu defa Erdoğancılar ve karşıtları ikileminde yeniden gereceği de ortada, sonuç Erdoğan’ın istediği gibi çıksa da, çıkmasa da...

2-      İkinci yol, 367’yi bulup halkoylamasına gitmeden yeni anayasayı Meclis’te oylamak. Bu ancak CHP ile mümkün. AK Parti ve CHP’nin birlikte oy temsilleri yüzde 75’i geçiyor. Ülkedeki iki büyük siyasi akımı temsil eden iki partinin uzlaştığı bir metnin toplumda genel kabul görme ihtimali yüksek.


***

Eğer bir perde arkası diplomasisi ihtimalini yok sayarsak, bu hamleyi CHP’ye göz kırpmak olarak da aba altından sopa göstermek olarak yorumlamak da mümkün.


Göz kırpma ise, CHP’nin oyuna girmesi durumunda ortaya çıkacak anayasa metninin başkanlık, ya da yarı başkanlık sistemi olsa da gücün tek elde merkezileşmesine açık olmayacağını tartışmaya hazır demektir.

CHP’ye üstü kapalı da olsa bu teklif, CHP’nin “varım” demesi durumunda mesela yargı, yasama, yürütme erklerinin ayrılığı, yargı ve yasamanın güçlendirilmesi yoluyla yürütmeyi dengeleme ve denetleme imkânlarının artması taleplerine Erdoğan’ın açık olmayı kabul etmesi olarak anlaşılır.

Öte yandan CHP’ye “sen gelmezsen halkoylamasına başkasıyla giderim” mealindeki sözleri tehdit olarak algılamak da mümkün ama bu seçeneğin yeni cepheleşmeleri ve riskleri getirebileceği de görülebilir.

Dolayısıyla bu hamleyi bir taktik değişikliği, ya da B-planının ilan edilmesi olarak okumak, ciddiye almak doğru olur.


***

Burada bir parantez açmalıyız.

Başkanlık, ya da yarı-başkanlık sisteminin Türkiye’nin her durumda diktatörlüğe götüreceğini söylemek de, gelişmiş demokrasilerin ancak parlamenter sistemde mümkün olduğunu söylemek de doğru değildir; bu ihtimal sistemin nasıl kurulduğuna bağlıdır.

Yani, başkanlık ve yarı-başkanlık sistemiyle yönetilen (ABD ve Fransa gibi) gelişmiş demokrasiler olduğu gibi, parlamenter sistemle yönetilen ülkelerde otoriter liderler de olabiliyor günümüz dünyasında.


***

Kaldı ki Türkiye’deki parlamenter sistemin 12 Eylül darbesi ardından tahrif edildiği, başbakanın yanı sıra cumhurbaşkanına (Anayasanın 8 ve 104’üncü maddeleriyle) geniş yürütme yetkileri verildiği ve aynı zamanda her türlü hesap sorma imkânından (105’inci madde ile) bağışık tutulduğu da ortada.


***

CHP başkanlık sistemini değil, parlamenter sistemin güçlendirilmesini, yargı ve yasamanın yürütmeyi dengeleyip denetleyecek şekilde ayrılığını savunuyor.

Öte yandan 1 Kasım seçiminin sonucu da, Erdoğan’ın –kendisinin de söylediği üzere- başkanlık sistemini gündemden düşürmeyeceği, gerekirse her şeyi göze alıp halk oylamasına gideceği de ortada.

Şu günlerde –muhtemelen- Ocak ayında yapılacak genel kurulda 1 Kasım sonuçları üzerine bir hesaplaşmaya gitmeye hazırlanan CHP’de başkanlık sistemi-yeni anayasa konusunda tek ses çıktığını söylemek zor.


***

Erdoğan’ın hamlesindeki zamanlama bence bu noktada öne çıkıyor.

Erdoğan bu teklifi hem Başbakan Ahmet Davutoğlu henüz yeni kabinesini kurmamış ve hükümet programını Meclis’e sunmamış olduğu, hem de CHP’de yönetim değişikliğinin tartışıldığı bir sırada yapıyor.

Dolayısıyla Davutoğlu’nun da, Kılıçdaroğlu’nun da önüne bu seçeneği peşinen koymuş oluyor.

Aynı mülakatta Erdoğan’ın yeni kabine kuruluşu konusunda Davutoğlu’na “Senkronize olmak” yani zamanlama açısından da uyum içinde çalışmak mesajını kamuoyu önünde göndermiş olduğunu unutmamak lazım.


***

Eğer bu seçenek Davutoğlu tarafından gündeme getirilirse, CHP’nin Kurultay sonrasındaki yönetiminin önünde iki seçenek olacak.

Birincisi; “Başkanlıksa biz yokuz” demek ve güçlerin tek merkezde toplanacağı, yargı ve yasamanın yürütme karşısında daha da zayıflayacağı bir anayasanın geçmemesi için mücadele etmek. Böyle bir anayasanın geçmesi durumunda kaybeden yalnızca CHP olmayacaktır.

İkincisi; başkanlık, ya da yarı başkanlık sisteminin de demokratik olabileceği örneklerin pazarlığıyla Türkiye’de savaş, devrim, karşı-devrim ve darbe sonucu yazılmayacak ilk anayasaya ortak olmak, onu kendi öncelikleriyle etkilemeye çalışmak


***

Hatırlatmak gerekiyor ki, Tayyip Erdoğan-Deniz Baykal liderliğinde 2002-2005 arasındaki AK Parti-CHP uzlaşması Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde Türkiye’nin yakın zamanlardaki en önemli demokratikleşme hamlesini getirmiş, kısa zaman içinde 9 anayasa değişiklik paketi, 3 temel yasa paketi ve sayısız yasa değişikliği Meclis’te kabul edilebilmişti.

AK Parti ve CHP’nin önüne, Türkiye Kürt meselesinden yeni bir ekonomik-sosyal dönüşüme kadar önemli sorunlarına çözüm beklerken yeni bir karar aşaması geliyor.

Kolay bir karar değil belki, ama Türkiye’nin geleceğinin yönünü belirleyen bir karar bu.

Yakında, mesela Ocak itibarıyla Türkiye’nin siyaset gündeminde işte bu konu olacak.