Erdoğan'ı rahatsız eden Aydın Doğan mı, serbest basın mı?

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Aydın Doğan'ın vergi borcunun siyasi baskı olup olmadığını sorgulayan Amerikalı gazeteciye verdiği 'Al Capone Amerikan'ın en zenginlerindendi...

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Aydın Doğan’ın vergi borcunun siyasi baskı olup olmadığını sorgulayan Amerikalı gazeteciye verdiği ‘Al Capone Amerikan’ın en zenginlerindendi, ama hapise girince kimse aldırmadı’ türünden karşılık, Türkiye’de ifade özgürlüğü yönünden bir geri adım daha atılması anlamını taşıyor.
Yalnızca Al Capone’un zenginliğini -ki en zenginlerinden filan değildi, o bilgi de yanlış- sanayi ve ticaret yoluyla değil, açıkça çete kurup, adam öldürüp, haraç toplayarak yapmış olması nedeniyle talihsiz bir benzetme olmakla kalmadı. Aynı zamanda Türkiye’de basın üzerindeki sindirme kampanyasının gözle görünür olmasını sağladı.
Başbakan Erdoğan şu anda Kürt açılımı ve Ermenistan açılımı süreçlerinin rüzgârını yelkenine doldurduğu için Batı’dan gelen tepkileri umursamıyor. Zaten bu yüzden Avrupa Birliği Komisyonu dışında kamuoyuna yansıyan fazla tepki de yok. Bildiğimiz, geçenlerde Fransız Bakan Claude Lelouch’un AB Bakanı Egemen Bağış’a Paris’te konuyu açması.
Ama yazılmamak kaydıyla diplomatlarla konuştuğunuzda, hem ‘Devletçilik’ten ‘Putinizm’e varan AB ikliminde yeri olmayan nitelemelere, hem de sindirme kampanyasının onları da etkisi altına aldığına şahit oluyorsunuz.
Bir örnek vereyim. Ankara’da AB Büyükelçileri’nin 2008 Kasım’ındaki Ertuğrul Özkök’ü davet ettikleri iş yemeği ciddi bir sıkıntı kaynağı olmuş. Bazı AB büyükelçileri ‘Erdoğan duyarsa kızar’ diye tepki göstermiş. Çoğunluk, ‘Biz Avrupalıyız, unutmayın, hem davet etmiş olduk’ diye diğerlerini ikna etmiş de, Özkök öyle davet edilebilmiş.
Avrupalı ve Amerikalılar, Doğan Grubun’a yapılanın siyasi kararla olduğuna inandıkları ve bunun Türkiye’de basın özgürlüğünü yaralayacağına inandıkları halde susmayı tercih ediyorlar. Bu tercihin faturası ileride yüksek olabilir.
Türkiye’de güçlü medya mevcudiyetinin ortadan kalkması, umalım bugün sesini çıkarmayanların yarın özlem duyacağı bir hatıraya dönüşmez. İfade ve basın özgürlüğünün, işleyen demokrasilerin vazgeçilmez bir parçası olduğu ve tıpkı iyi işleyen yargı gibi bir gün herkese -ki buna Erdoğan’ın kendisi de dahil olabilir- lazım olacağı unutulmamalı.

Gül’ün Fransa’ya gidişi
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Fransa’ya ‘Türk mevsiminin başlangıcı’ nedeniyle yapacağı ziyaret, yapılan girişimlerle ‘resmi ziyaret’ niteliği kazandı. Gül, Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy dahil en üst düzey Fransız yetkilileriyle bir araya gelecek, önemli görüşmeler yapacak.
Görüşülecek konular arasında Türkiye’nin Ermenistan’la normalizasyon süreci de önemli yer tutacak. Fransa’nın Ankara Büyükelçisi Bernard EmiÈ, normalizasyonun Fransa ve genel olarak Avrupa’daki Türkiye algısına çok olumlu katkı yapacağına inanıyor.
Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Serkisyan’ın Fransa’daki Ermeni diasporasını ikna için yaptığı tur fiyaskoya döndü. Serkisyan’a ‘soykırım davasını Türklere sattığı’ için ayakkabı, domates atıldı. Benzeri tepkileri ABD’deki Daşnak tahrikli gruplardan da alan Serkisyan’ın morali, Türk ve Ermeni dışişleri bakanlarının 10 Ekim’de İsviçre’de imzalayacakları protokol öncesi bozuk. Belki de bu nedenle dün ABD Başkanı Barack Obama kendisini telefonla aradı ve ‘Tepkilere aldırma, sürece devam’ dedi.
Gül, Paris’teyken, Serkisyan, Moldova’nın Başkenti Kişinev’de Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile buluşacak. Bu iki liderin son bir yıldaki -bilinen- dördüncü görüşmesi olacak. Obama, Serkisyan’a ‘Karabağ’a takılma, at imzayı’ diyor ama, Karabağ konusunda Azerbaycan’ı ikna edecek bir gelişme sağlanmadan o protokolün Türk parlamentosunca onaylanmayacağı ortada.
Aynı dönemde, ekim ve kasım ayları boyunca, hükümet Kürt açılımı cephesinde de baskı altında olacak çünkü. Irak ve Suriye ile ortak bakanlar kurulu toplama düzeyine yükselen ilişkiler, acaba PKK ile mücadelede somut sonuç verecek, böylece içeride belli bir manevra alanı açılmasına imkân verecek mi?
Meclis dün sınır ötesi askeri operasyonlara bir yıl daha izin verdi. Türkiye’ye, özellikle Irak’ta verilecek Amerikan askeri desteği ile Ermenistan cephesinde kaydedilecek siyasi adımların bir ilişkisi sorgulanabilir mi?
Neyse ki medyanın durumu kötüleşse de hâlâ bu soruları sorabiliyoruz.
Sahi, Türkiye’de ifade özgürlüğünü önemseyen Fransız meslektaşlarımız Gül’e Paris’te medyanın durumunu da sorarlar mı dersiniz?