Erdoğan'ın ağırlığı AK Parti'yi ezmeye başladı

Davutoğlu Suriye operasyonunda biraz öne çıkınca Erdoğan Bakanlar Kurulu'nu toplama kararını açıkladı. Erdoğan'ın hükümet işlerinde ağırlığını artırma çabası AK Parti'ye pahalıya mal olabilir.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün Bakanlar Kurulu’nu 9 Mart’ta yeniden toplantıya çağırdığını ilan etti.

Oysa daha 19 Ocak’taki ilkinin AK Parti ve Türk siyaset içindeki yankıları devam ediyordu.

Bu açıklamanın zamanlaması da moda deyimle manidar oldu.

Erdoğan yeni bakanlar kurulu tartışmasını tam dikkatler Suriye’deki türbe operasyonu nedeniyle Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun üzerine çevrilmişken yaptı.

***

Dün de yazdık, bu belki askeri bakımdan iyi planlanmış, uygulanmış bir başarılı bir operasyon olabilir, ama siyasi olarak başarı sayılmaz; neticede bir ricat, geri çekilme harekâtıdır 21-22 Şubat’taki.

Ama öyle de olsa başrolde Davutoğlu vardı. Davutoğlu ve ekibi siyaseten gerileme olan bu adımı bir halkla ilişkiler süslemesiyle parlatmayı başardı.

Genelkurmay’da ceketler çıkarılmış, harekât planı üzerinde “işte burası” işareti yapan bir başbakan, bir yanında Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları, diğer yanında Savunma Bakanı, MİT müsteşar vekili ile servis edilen fotoğraflar 23 Şubat sabahı birinci sayfalardaydı.

***

Aynı gün öğle saatlerine doğru Erdoğan’ın güvenlik ve dış politika konularındaki sağ kolu ve aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Suriye operasyonunun Cumhurbaşkanı tarafından “sevk ve idare” edilmiş olduğunu, Başbakan'ın ise “koordinasyonunu” üstlendiğini söyledi.

Bu Suriye operasyonunda ön planda görülmese de başrolde Erdoğan’ın olduğu, öne çıkan Davutoğlu’nun aslında yardımcı rolde olduğu anlamına mı geliyordu? Cevap aslında açıklamada var.

İşte Kalın’ın bu açıklamasından birkaç saat sonra Erdoğan, Bakanlar Kurulu’nu 9 Mart’ta toplantıya çağırdığını söyledi.

***

İlk toplantı zaten Davutoğlu’nun canını yeterince sıkmıştı.

Mesela; Türkiye toplantıyı Erdoğan’ın gayrı-resmi danışmanı, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın ağzından duymuştu. Davutoğlu ancak Yıldırım’ın öngördüğü tarihin doğru olmadığı düzeltmesini yapabilmişti.

Ardından Erdoğan’ın AK Parti yöneticilerine, Genel Başkanları Davutoğlu’nun bulunmadığı ortamda, Davutoğlu tarafından “ekonomiye müjde” olarak ilan edilen şeffaflık ve konut rantının dizginlenmesi üzerine iki “reform” adımını, 7 Haziran seçimleri öncesi partiye zarar vereceği gerekçesiyle eleştirmesi geldi. Davutoğlu bu yasa tasarılarını hâlâ Meclis gündemine getirmiş değil.

***

İşte o sıralar siyaset kulisinde Erdoğan’ın Davutoğlu’nun kendisine yeterince danışmadan hükümet işleri yaptığına dair şikâyetleri fısıldanmaya başladı.

Yine o sıralar, Erdoğan kendisine eşlik eden gazetecilere güçlü başkanlık sitemi tasarımının ayrıntılarını anlattı. O sistemde sadece Meclis ve yargının rolü azalmakla kalmıyordu, Başbakan’a da yer kalmıyordu; yürütmede ikinci adama yer yoktu.

Davutoğlu’nun da, bugüne kadar Erdoğan’ın hemen her gün üzerine basarak istemesine rağmen hâlâ güçlü başkanlık modeline kamuoyu önünde destek vermemiş olması şaşırtıcı mı?

***

Yine o günlerde, hatta Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarlığı'ndan istifasından bir gün önce Erdoğan, Davutoğlu üzerindeki başkanlık baskısını çıtayı imkânsız denebilecek bir yere yükselterek artırdı: Güçlü başkanlık ve yeni Türkiye için 400 milletvekili istiyordu.

Ertesi gün Fidan istifa etti. Ama biz vatandaşlar bunun Erdoğan’ın onayıyla değil, Erdoğan’ın “kal” demesine karşın “gel” diyen Davutoğlu’nun isteği üzerine yapıldığını ertesi gün, 8 Şubat’ta ve bizzat Erdoğan’ın ifşaatıyla öğrendik.

Erdoğan her zamanki dobralığıyla kızgınlığını gizlemiyordu, ama bu ifşaatın ona farklı bir maliyeti oldu.

***

O her sözü kanun sayılan, tereddütsüz uygulanan Erdoğan imajı yara almıştı; işte en yakın iki adamı ona rağmen çok hayati bir karar almıştı.

Bu söz dinlememe olayı sadece AK Parti içinde değil, Kandil’de de yankılandı.

Ama Kürt sorununa çözüm için PKK ile görüşmenin tam en heyecanlı yerine geliyorken birden yavaşlamasında yalnızca Fidan nedeniyle Ankara’nın Beştepe'sinde ortaya çıkan bu pürüzün değil, Meclis’teki İç Güvenlik Paketi’nin de payı vardı.

***

Doğrusu, Davutoğlu da o paket için bastırıyordu ama o paketin Meclis gündeminde öncelikle görüşülmesi için asıl zorlayan Erdoğan olmuştu.

Bir önceki Cumhurbaşkanı, AK Parti’nin Erdoğan (ve Bülent Arınç’la birlikte) üç temel direğinden birisi Abdullah Gül’ün güçlü başkanlık sisteminin yanlış olacağını söylediği demecinde, iç güvenlik paketinin aşırıya gittiğini söyleyerek hükümete düzeltme “tavsiye etmesi” boşuna mıydı?

Tesadüfe bakın ki, Gül’ün AK Parti içindeki belli bir hissiyatı yansıttığı apaçık olan o sözlerinden birkaç saat sonra Süleyman Şah türbesinin IŞİD saldırıları altından, PKK’nın Suriye kolu olan PYD kontrolü altındaki, Türk sınırına bitişik bir bölgeye taşınması operasyonu başladı.

***

Davutoğlu’nu bir nebze olsun öne çıkaran bu gelişmenin gazetelere manşet olduğu gün de Cumhurbaşkanından Bakanlar Kurulu’nu yeniden toplayacağı açıklaması geldi.

***

Erdoğan siyasetin her alanında gündemi kendisi belirlesin istiyor.

Türkiye gibi çoğulcu siyasete alışmış, güçler ayrılığının faziletlerini, Batı odaklı yönetim modelini az da olsa tatmış toplumlarda bu belki bir süre mümkün olabilir, ama uzun müddet kalıcı olamaz.

Nitekim son kamuoyu yoklamalarının satır aralarında bu mesaj okunabiliyor.

***

CHP ve MHP oylarında artış henüz görülmüyorsa da, çözülme de görülmüyor; bekleyiş hâkim.

HDP seçimin belirleyici partisi olacak gibi görünüyor, adaletsiz yüzde 10 barajını zorluyor, aşarsa bütün siyasi tablo değişebilir.

Ama AK Parti’nin taban oylarında bir çözülme var. Bu çözülmede Kürt meselesi ve Erdoğan’ın Davutoğlu’nun Başbakan olarak dahi öne fazla çıkmasından duyduğu rahatsızlığın yanı sıra bir unsur daha var gibi görünüyor.

***

Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nün terk edilerek, inanılmaz maliyetle inşa edilen Ak Saray’ın, mesela Saray’ın camlarının Türkiye’de yapılabiliyorken Amerika’dan alınmasının, yeni bir Başkanlık uçağı yaptırılmasının, on altı Türk devletini güya temsilen kıyafetler giydirilen kişilerin Cumhurbaşkanlığı tören alanına dizilmesinin filan “Türkiye’nin büyüklüğüne” kanıt olarak sunulmasını biraz fazla kaçıyor gibi artık.

AK parti seçmeninin bir kısmı bu nedenle arabayı sanki yol kenarına çekmiş, bu seyahatin nereye kadar gideceğini düşünmeye başlamışlar gibi görünüyor. Henüz yoldan vazgeçmiş, başka yolu tercih etmiş değiller, ama biraz soluklanıp bu işin nereye gideceğini düşünüyor gibiler.

Erdoğan sanki her yere ağırlığını koymaya çalışarak en başta kendi partisini ezmeye başladı ve bu devam ederse AK Parti’ye en büyük zararı kendisi verecek.