Erdoğan'ın B-planı var mı?

DTP kongresi, o cenahın talepleriyle, Meclis'in genel havası arasındaki mesafenin açıldığını gösterdi

Cumartesi günü yapılan AK Parti Kongresi’nde açılımın içinin doldurulması konusunda bir mesafe kaydedilmedi; zaten bekleyen de kalmamıştı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 1 Ekim’deki Meclis açılışında çizdiği kavramsal çerçevenin üzerine çıkan bir söylem dahi olmadı. Başbakan Tayyip Erdoğan hitabet sanatını konuşturdu doğrusu; ama Meclis koridorlarında konuşulan ‘kongrede bildiri yayımlanacak’ beklentisi de boş çıktı.
Divan Başkanı Bülent Arınç, birkaç cümlelik bir arz-ı hal sayılabilecek bir ‘ihtiyaç ve niyet beyanını’ Kongre’ye oylatmaya bile gerek duymadı, okutmakla yetindi.
Çünkü Erdoğan da, Arınç da Kürt açılımı konusunda eğer yasa değişikliğinin ötesine geçecek bir şeyler yapılması gerekiyorsa, bunun Meclis’te mutabakat gerektirdiğini biliyorlar. Daha önceki hataya düşüp, ‘işte bildiri, işine gelirse’ dememiş oldular neticede.
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin şiddetini giderek yükselttiği muhalefeti ortada iken, CHP lideri Deniz Baykal’ın yine katı ancak siyaset sınırları içinde kalan muhalefeti mutabık olmasa da muhatap olabilir.
Zaten Erdoğan’ın Kongre konuşma kitapçığında yer alan ‘Çözüm önerileri yok. Bu meseleler üzerinde harcadıkları tek saniyelik mesaileri yok’ ifadesi, her halde CHP’yi anlatmıyor; ortada çalışmalar, raporlar var.

Dört bilinmeyenli denklem
Erdoğan’ın ‘O raporlardan yararlanabiliriz, ama şimdi ne diyorsun?’ yaklaşımına Baykal’ın daha önce ‘O zaman bak o rapora, oradakini yap’ dediği de biliniyor.
Şimdi iş mektuplaşmaya kaldı. Burada hükümet açısından ciddi bir yanlışın düzeltilmesi imkânı var.
Siyasetin de bir matematiği olduğuna inanmalıyız. Bu işin başında Erdoğan ve kurmay heyetinin süreci üç unsurla (parametre ile) çözmek istediği anlaşılıyor: Bunlar, hükümet, asker ve PKK (ve onunla aynı tabanı, fikri paylaşan DTP).
Bunların tutumlarına da -başlangıçta- bilinmezlik yüklediğimizde denklemin neden çözülmediğine şaşmamak lazım.
Çünkü ortada bir de Meclis’ten çıkacak yasaların Anayasa Mahkemesi’ne taşınması ya da Anayasa değişikliği gerekiyorsa kamu vicdanında geniş kabul görecek bir zemin ihtiyacı var. Bu, hoşunuza gitse de, gitmese de; yaptığı aklınıza yatsa da yatmasa da CHP’nin aynı bir ‘bilinmez’, dolayısıyla ayrı bir ‘parametre’ olarak tabloya girmesini gerekli kılıyor.
Bugün de kılıyor, başta da da kılıyordu. Ama hükümetin dört bilinmezli denklemi üç parametre ile çözmeye çalışması bizi bu noktaya getirdi.
Burada konuya ideolojik tutarlılık muhasebesi olarak bakmak, bizi lise münazaralarının haklılık-haksızlık arayışına götürür. Ama ne bu süreç bir münazara, ne de sonuç getirmedikten sonra münazarayı kazansanız ne işe yarayacak?

Açılan mesafe
Pazar günü yapılan DTP kongresi, çünkü, bizi bir gerçeği bir kez daha yalın haliyle karşı karşıya bıraktı.
O, ‘Apo posteriyle kürsüye çıkanları partililer indirdi’ mizansenine pek aldırmamak lazım. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Kandil komiserlerinin onayından geçmiş konuşma metnini okurken ‘sürece destek için iki şartını’ apaçık söyledi:
Birincisi, Kürt halkınının Anayasal olarak tescili anlamına gelecek bir Anayasa değişikliği, ikincisi de PKK’nın İmralı’da mahkûm lideri Abdullah Öcalan’ın resmen muhatap alınması.
Yani, Erdoğan hem -Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması halinde oradan döneceği üzerine Ankara’da herkesin bahse girebileceği bir Anayasa değişikliğine gitmeyi kabul edecek, hem de bu iş için muhatabının Öcalan olmasını kabul edecek; öyle mi? Hiç sanmıyorum.
AK Parti ve DTP kongrelerinden geriye kalan, DTP’nin talepleriyle, Meclis’te süreç üzerine oluşmakta olan genel hava arasındaki mesafenin giderek açıldığıdır.
Hükümet tabii ki, ‘Biz bu süreci DTP’yi memnun etmek için değil, DTP’ye oy versin vermesin halkın daha demokratik bir ortamda yaşaması için yaptık’ söylemiyle yoluna başka türlü devam edebilir. Bu durumda PKK’nın süreci doğrudan sabote etmesini önlemek için bir ucu Irak’taki PKK varlığına, Irak Kürt yönetimine ve ABD’ye dayanan ek desteklerin önemi ortaya çıkar.
Ama bütün bu önlem ve desteklere rağmen, sürecin başarıya ulaşmaması ihtimali var. Siyasette her şey mümkün.
İşte o durumda Erdoğan’ın bir B-planı olup olmadığı sorusu önem taşıyor?
Erdoğan’ın bir B-planı, bir çıkış stratejisi var mı? Ankara’da bu sorulmaya başladı. Soru varsa, yakında yanıtlar da ortaya çıkar.