Erdoğan'ın başkanlık yolu taşlarla doluyor

Erdoğan'ı bir başkanlık ya da başkanlık sistemine taşıyacak yol, sanki ABD seyahati dönüşü biraz daha zorlu görünüyor.

Okulun yolu, taşlarla dolu
Biraz da yokuş, yap beni bir kuş
Çocuk şarkısı

Başbakan Tayyip Erdoğan’ı Çankaya Köşkü’ne, Cumhurbaşkanlığı’na taşıyacak Atatürk Bulvarı yokuşu, son birkaç gündür sanki daha dik, daha zorlu, daha bir taşla dolu görünmeye başladı.

Aslında belki de şöyle söylemek lazım; üzerinde daha az demokratik fren mekanizmaları olan, yetkileri arttırılmış bir başkanlık ya da başkanlık sistemine taşıyacak yol, sanki ABD seyahati dönüşü biraz daha zorlu görünüyor.

Bunun birkaç nedeni var. Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında 2014’te seçmenin önüne üçüncü sandığı da getirebileceğini söylemesi, hemen ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in Milliyet’e başkanlık referandumu için sandığın Kasım 2014’te gelebileceği tahmininde bulunması akla gelen nedenlerden birisi. Erdoğan’ın böylelikle nasıl olsa cumhurbaşkanı seçileceğini düşündüğü 2014 Ağustos’undaki Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından ve o rüzgârla yetkilerini arttırmak istediği fikri, BDP muhalefetini de CHP ve MHP ile birlikte Erdoğan’ın güçlü başkanlık modeline karşı cepheye itmiş gibi görünüyor.

BDP daha birkaç gün öncesine dek Başbakan’ın Kürt sorununa siyasi çözüm girişimine ortaklığın da getirdiği dayanışma duygusuyla başkanlık sistemine göz kırpıyordu; yasadışı PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan gönderdiği mesajlardaki ton da aynı doğrultudaydı. Oysa bir heyetini aynı günlerde (ve Erdoğan’ın hemen ardından) ABD’ye yolcu eden BDP’nin eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, iki gün üst üste yaptığı açıklamalarda AK Parti ile anayasa işbirliğine yine gidebileceklerini, ancak Erdoğan’ın güçlü başkanlık modelinden vazgeçmesi gerektiğini söyledi.

Bu sözleri, BDP’nin ve onunla aynı kitle tabanını paylaşan PKK’nın Erdoğan ve AK Parti’yi daha hızlı ve daha geniş adım atmaya zorlamak için bir pazarlık taktiği olduğu akla gelmiyor değil. Öte yandan Erdoğan’ın yurda dönüşte “Kilit altına almazlarsa kazanırız” dediği ve diğer partilerdeki ‘civanmertlere’ güvendiğini söylediği açıklaması, siyaset koridorlarında farklı yankılanıyor. Taha Akyol, dün Hürriyet’te, AK Parti içinden de başka türlü düşünen ‘civanmertlerin’ çıkmasının mümkün olabileceğini yazdı. Ne de olsa oylama kapalı ve grup kararı alınmıyor ve 1 Mart 2003’te AK Parti grubunun (imzası olan bazı bakanlar dahil) üçte birinin muhalefetle birlikte hükümet tezkeresi aleyhine oy kullandığı gibi bir örnek var ortada.

Doğrudur, o zamandan bu zamana köprülerin altından çok sular aktı, ne Türkiye ne AK Parti ne muhalefet ne de siyasi dengeler on yıl önceki gibi. Öte yandan seçmen, 2014’ün diğerleri gibi bir seçim yılı olmanın çok ötesinde anlam taşıdığının farkında, bu algıyı güçlendiren biraz da Başbakan’ın kendisi oldu. Başbakan marttaki yerel seçim ve ağustostaki Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerine bir de geniş ve frensiz yetkiler talep ettiği bir referandum öngörünce denklem daha da karmaşık bir hal aldı.

BDP’nin tutum değişikliğinin üzerine bir de dün CHP’den “O zaman 2015 genel seçimini de 2014 yerel seçimiyle birlikte martta yapalım” teklifi geldi. Bu çok yönlü, adeta parçacık tesirli misket bombası bir hamle... Hem Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi siyasi tablonun ortaya çıkıp Erdoğan’ı farklı taktik izlemeye zorlamayı hem de AK Parti’de kimin milletvekili kalıp kimin belediye başkanlığına kaydırılacağının, kimin gerekirse dışarıdan bakan yapılacağının belli olduğu ortamda kartların dağıtılması isteğini dillendiriyor. AK Parti’nin bunu kabul etmesi gerçekten düşük bir ihtimal.

Ama sadece bu teklif bile, Erdoğan’a Çankaya yokuşunun giderek dikleştiği mesajını vermeye yetiyor.