Erdoğan'ın çağrısına PKK uyacak mı?

Erdoğan DTP'yi tahrikçilik yapmamaya, PKK'yı da dağdan inmeye çağırdı. Çağrısı yanıt bulacak mı?

AĞRI - Ermenistan’la imzalanan iki protokolün Meclis Başkanlığı’na sunulduğu gün, Başbakan Tayyip Erdoğan, Meclis’te değil Ermenistan sınırında, Ağrı’da idi.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu muhalefetin yaylım ateşi altında iken Erdoğan, 40 kadar yeni ilköğretim okulu ve işadamı İbrahim Çeçen’in yaptırdığı üniversitenin açılışı için buradaydı.
Yanında Milli Eğitim, Sağlık ve Spor Bakanları ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de vardı. Onlar alkış aldı bir miktar. (Ama AK Partili Ağrı milletvekilleri küçük şehir meydanını dolduran birkaç bin kişilik kalabalık tarafından yuhalandı.) Aynı sıralarda, Diyarbakır’da iki gün önce Habur’dan Türkiye’ye dönüp, seyyar mahkeme tarafından serbest bırakılan PKK’lılar, halka hitap öncesi şehir turu atıyordu.
Habur’da ve Diyarbakır’da DTP’nin PKK’lıları teslim oluşlarını takdim ediş şekli, Başbakan’ın etrafındakiler tarafından en hafifinden ‘şov’ ve ‘istismar’ sözcükleriyle kınanıyor.
Başbakan Erdoğan’ın dün isim vermeden DTP’yi sorumlu ve sağduyulu davranmaya çağırması bu tepkinin sonucu.
Erdoğan belli ki, PKK’lıların yarı bayram, yarı tehdit eve dönüş partilerinin süreci tersine çevirmesinden endişe ediyor.
Ağrı’daki AK Partili yetkililerin bir kulağı Diyarbakır’daydı. ‘Şehirde tur atıyorlarmış’,
‘Ahmet Türk rahatsızlandığını söyleyip ayrılmış’ sözleri fısıldanıyordu.
Habur’daki manzaranın bir gün önceki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında da konuşulduğunu tahmin etmek zor değil. 
Yedi buçuk saatlik MGK toplantısında hem Ermeni, hem Kürt meseleleri görüşülmüştü. Ağustostaki MGK bildirisindeki ‘Çalışmaların devamı tavsiyesi’ bu defa yoktu. Yerine, PKK yeniden saldırırsa, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hükümetin sınır ötesini yeniden vurma kararını infaz edeceği hatırlatması vardı.
Erdoğan’ın ‘Tahriklere boyun eğmeyeceğiz’, ‘Sürece devam edeceğiz’ sözlerinin altında hem böyle bir gerilim, hem de ona rağmen kararlılık var.
Yaş sınırına gelen Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müşteşarı Emre Taner’e bu sürece katkısını sürdürmesi için yeni idari imkânlar sağlandığı yolundaki haberler bile bunu kanıtlıyor.
Başbakan bir gün önceki ‘Umutluyum’ söylemini dün ‘Dağdaki herkesi silahı bırakıp inmeye’ çağırarak bir adım daha öteye taşıdı.
PKK bu çağrıya ne kadar uyacak?
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın ilk grubun Avrupa’dan katkılarla 100-150’ye ulaşacağını söylemesi, henüz ulaşılmış bir hedef değil.
Belli ki PKK ayak sürüyor. Belki de ‘Devrim oldu, biz kazandık’ yanılsaması altında eve dönen PKK’lıların Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan tarafından kabulünü bekliyorlar, işin devamını getirmek için.
Bu tehlikeli bir oyun. PKK’lılar da, DTP’liler de durumu iyi tahlil etmeli, iyi okumalı.
Geçen hafta üç PKK yöneticisinin hakkında uyuşturucu kaçakçısı ilamı çıkaran ABD yönetimi, Habur’dan ilk girişlerin olması, ardından ‘Türkiye’nin PKK’ya karşı atacağı her adımı desteleyeceğini’ ilan etti.
Davutoğlu yakında Irak’a gidip Kürt yönetiminin merkezi Erbil’de Türk başkonsolosluğunu açacak.
Zaman Kandil’in lehine işlemiyor.
Ankara’yı fazla zorlamanın sonucu, Ankara’nın kırılması olmayacaktır, bir noktada Erdoğan da frene basma ihtiyacı hissedebilir çünkü.
Ankara’da da demokratikleşme rüzgârları her zaman esmiyor.
Bu rüzgârı kaçırmamak gerekiyor

Değişmeyen şikâyet
İbrahim Çeçen Üniversitesi öğrenci temsilcisi Agrılı İbrahim Arslan yakınıyor:
“Buraya hâlâ çoğunlukla Batı illerinde başarısız olmuş, ceza almış devlet memurları gönderiliyor. Onların çoğu da sürgün gözüyle baktıkları için hizmet etmeye değil, bir an önce ceplerini doldurup gitmeye bakıyor. Bazısı halka kötü davranıyor. Bize kendimizi ikinci sınıf hissettiren bu uygulamadan rahatsızız.”