Erdoğan'ın dediği oldu, ama Fidan da Davutoğlu da yara aldı

Fidan'ın Kürt sorununun kritik bir anında siyasete girmek için MİT'i bırakması da yanlıştı, şimdi Erdoğan'ın zorlamasıyla politize olmuş vaziyette dönmesi de. Hiç bir şey eskisi gibi değil artık.

“Hakan bana siyasette lazım”!

Hakan Fidan’ın AK Parti’den milletvekili adayı olmak üzere 7 Şubat’ta istifa edişinin ardından 8 Şubat’ta hükümet yanlısı bazı gazeteler Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı bu sözlerle ikna ettiğini yazmıştı.

O günün akşamında Erdoğan bu istifaya karşı olduğunu, Fidan’a “kal” dediğini ama onun belki de bazı “vaatler” sonucu –ki bununla Davutoğlu’nun bakanlık vaadi verdiğini ima ediyordu- gittiğini söylediğinde zirvede tam uyum tablosu yara almıştı.

***

Fidan’ın Erdoğan’ın bu itirazına rağmen gidip aday olması, işte AK Parti ziyaretlerine başlaması, eğilim yoklamasından ilk sırada çıktığı haberinin sızdırılması gibi gelişmeler adeta yeni bir siyaset efsanesinin doğuşunu müjdeliyordu.

Demek ki Erdoğan’ın tek adam olduğu, ona karşı duranın pişman olduğu filan hep Batının karalamasıydı; işte Fidan da, Davutoğlu da pekala Erdoğan’a karşı duruyor, hayat devam ediyordu.

Ama Erdoğan bunu sineye çekemezdi, çekmedi ve bu hesap Bağdat’tan olmasa da Medine’den döndü.

***

Gerçi daha Suudi Arabistan gezisi öncesinde aracılar devreye girmiş, Davutoğlu 7 Haziran seçimleri sonrasında hükümeti yeniden kurarsa Fidan’ı mesela Dışişleri Bakanlığına getirmek isterse Erdoğan’ın bunu veto edeceği belli olmuştu.

Fidan belki de bu nedenle 2 Mart’ta tesadüfen Medine’de Erdoğan’ın karşısına çıkıverdi.

Erdoğan’ın kendisine eşlik eden gazeteciler bu görüşmeyi sorunca “hâlâ kırgınım” dedikten sonra “bundan sonrası onun bileceği iş” diye eklemesinin altında yatanın, ondan geri dönmesini istediği olduğu dün anlaşıldı.

***

Erdoğan’ın Ak Saray’da ikinci Bakanlar Kurulu’nu topladığı sırada Fidan’ın adaylığını çektiği açıklandı.

Davutoğlu’na siyasette lazım olan Fidan, Erdoğan’a lazım olduğu yer olan MİT’e dönecekti.

***

Hakan Fidan’ı yıllardır tanıyorum; TİKA başkanlığından bu yana tanıyorum. Bilkent Üniversitesi’nde ders verdiğim yıllarda, iki ayrı zamanda derslerime konuk olarak katılıp deneyimlerini öğrencilerle paylaşmıştır. Kendisini iyi yetiştirmiş, soğukkanlı, mütevazı açık sözlü, yaptığı işin ne olduğunu ve önemini bilen bir istihbaratçı olduğu kanısındayım.

Ama bu son gelişmelerin onun içeride ve dışarıda yaraladığını da söylemek zorundayım.

Erdoğan’ın Fidan itirazında haklı olduğu bir yer vardır. O da, Kürt sorunu gibi bu ülkenin en önemli siyasi meselesinde kilit bir rol üstlenmiş Fidan’ın, kritik bir zamanda görevden çekilmesinin yanlışlığıdır.

***

Fidan’ın istifası sürecinde PKK ile diyalog sürecinin kişilerden bağımsız olduğunu söyleyenler yanılıyorlar, bazı hassas konular onu yürüten kişilerden bağımsız olamıyor.

Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel’in eski İngiliz Başbakanı Tony Blair ve başka hükümetlere de İrlanda sorunuyla ilgili danışmanlık yapmış, IRA ile görüşmelere katılmış Jonathan Powell ile mülakatı dün çok zamanlı şekilde yayınlandı.

Powell orada Çamlıbel’in Fidan konusundaki isabetli sorularına, kendi örneğinden hareketle sürecin kişilere bağımlı niteliğiyle cevap veriyordu.

Türkiye’de PKK ile görüşme sürecinin bir ucunda Abdullah Öcalan varsa, diğer ucunda Hakan Fidan olmuştu. Öcalan’ın, “Hakan” ile ne kadar rahat çalıştığını ifade ettiği defalarca yazıldı. Acaba sürecin Fidan olmadan tıkanacağı endişesi mi Erdoğan’ı –dediğine karşı çıkılmasına cüret edilmiş olmasının yanısıra- bu kadar rahatsız etmişti?

***

İkinci yanlış, bu kadar kritik bir süreçte olmasa dahi istihbarat örgütü başının aktif siyasete katılmak için istifa etmesidir.

Bu yasal hakkıdır, ama istihbarat müsteşarlığı ne ulaştırma, ne sağlık, ne de hatta başbakanlık müsteşarlığına benzer.

Devletin bütün gizli, haber almasının toplanıp, doğrudan iktidarın başındaki başbakana aktarıldığı makamın ayrı bir yeri, özelliği vardır.

Üstelik daha istifa öncesinde CHP ve MHP liderleri MİT’in adeta bir AK Parti istihbarat örgütü gibi kendi aleyhlerinde çalıştığını öne sürmüşlerdir.

Fidan’ın AK Parti’ye katılmak üzere gidişi hata olmuşken, şimdi MİT’e dönüşü iki defa hatadır.

***

Üçüncüsü, bizzat Cumhurbaşkanının ağzından –kritik bir anda Kürt sorunu gibi kritik bir konuyu “vaatler” adına bırakmak gibi yanlış bir karar aldığı öne sürülen Fidan’ın, üstelik artık resmen politize olmuş bir halde istihbarat örgütü başına dönmesi, milli güvenlik açısından bir zafiyet dahi sayılabilir.

Dünyada bir örneği yoktur.

İçeride ve dışarıda dost ve düşmanların aklına Fidan’ın aldığı dönüş kararının ne kadar doğru olduğu sorusu da takılabilir pekala.

Özetle Fidan’ın gidişi de, dönüşü de yanlış olmuş, bu süreçte Türkiye’nin güvenlik yapısı da, Davutoğlu’nun Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı olarak otoritesi de ve her ne kadar dediğini yaptırmış olsa da Erdoğan’ın imajı da hasar almıştır.

Hiç bir şey eskisi gibi değildir.

***

Bir konu daha var. Dün Taha Akyol haberi patlattı: Abdullah Gül aday olmayacaktı.

Aslında Erdoğan’ın meydan okuma niteliğindeki çağrısından sonra, Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı olarak görev yapmış –İsmet İnönü’den sonra- ikinci siyasetçisi Gül’ün o kavgaya kendisini dahil etmek istememesi doğal idi.

Erdoğan’ı çok uzun yıllardır tanıyan Gül, o sözlerin kendisine “gel” değil, “gelme” demek olduğunu biliyordu.

Orada da Erdoğan’ın dediği oldu.

***

Peki, bütün bunlar Erdoğan’ı gerçek hedefine, yani süper-başkanlık  hedefine ulaştıracak mı?

İşte o hâlâ hiç kolay değil.

Hâlâ işin kilidi HDP’nin seçime kendi adıyla girip adaletsiz yüzde 10 barajını aşıp aşmamasına bağlı.

O yüzden Erdoğan hâlâ Kürt meselesi üzerinden siyaseti zorlayarak HDP’nin barajı aşamamasını sağlamaya çalışıyor.

Çünkü, eğer Öcalan aksi yönde ağırlığını koymaz ise, HDP’nin barajı aşıp Meclis’e girmesi, Erdoğan’ın süper-başkanlık hedefini suya düşürebilir; tekrar edelim, Fidan’la çalışmaktan rahatlık duyan Öcalan ağırlığını koyup HDP’nin fikrini değiştirtmez ise.