Erdoğan'ın demir yumruğu

Erdoğan, terör ve terörist tanımının yeniden yapılması gerektiğini söyleyerek, silahı kullanan kişi kadar, "sözde aydın" olsun, gazeteci olsun onların yaptıklarına gerekçe bulmaya çalışanların da terörist sayılmasını istiyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün devletin kadife eldiveni içindeki demir yumruğuyla teröristlerin kafasını ezeceğini söyledi.

Külliye’ye davetli muhtarlar coşkuyla alkışladı.

Aynı saatlerde Yüksekova’dan ilginç haberler geliyordu.

Bazı aşiret önde gelenleri hükümete başvurmuş, PKK’lıların Irak’a geçmesi için izin verilmesini istemiş ve reddedilmişlerdi.

PKK’nın bir yandan şiddet eylemlerini ülke çapına yayma tehdidi sürerken, bir yandan Ankara bombalamalarının travması ülkeyi sarmışken, size daha sonra saldırmak üzere PKK’lıların Irak’a geçmesine –belli ki PKK baskısıyla- izin istemek zaten o şehirlerdeki çaresizliği göstermiyor mu?

Sadece İran sınırındaki Yüksekova’dan değil, Suriye sınırındaki Nusaybin’den, Şırnak’tan da binlerce kişinin çatışmalardan kaçmak için evlerini şehirlerini terk ettiği haberleri geliyor.

Tablo pek iç açıcı değil. Böyle durumlar insanların can kaygısı, çaresizlik ve karamsarlık içinde bir güçlü kurtarıcıya ihtiyaç duyma güdülerini besliyor.

Erdoğan, aynı konuşmada çıtayı yükseltiyor.

Terör ve terörist tanımının yeniden yapılması gerektiğini söyleyerek, silahı kullanan kişi kadar, “sözde aydın” olsun, gazeteci olsun onların yaptıklarına gerekçe bulmaya çalışanların da terörist sayılmasını istiyor. (Bu arada üç öğretim üyesinin malum dilekçe nedeniyle tutuklanmış olmaları “zamanın ruhuna” denk düşüyor.)

Erdoğan aynı konuşmada Meclis’i Terörle Mücadele Kanunu'nu ona göre değiştirmeye çağırıyor.

Muhtarlar yine alkışta.

Oysa dün AB’den gelen bir açıklama diyor ki, Suriyeli mültecilerin geri alınması görüşmelerindeki vizesiz seyahatin Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun istediği üzere Haziran ayında mümkün olması için Türkiye’nin gerekli bütün yasal düzenlemeleri Nisan sonuna dek tamamlaması gerekiyor.

Bunlar arasında kişisel bilgilerin korunması gibi çetrefilli bir konu var.

Oysa Cumhurbaşkanı'nın hükümet ve Meclis’ten hemen istediği bir başka konu daha var: HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması.

Erdoğan’ın talepler listesi uzadıkça Davutoğlu üzerindeki yük artıyor.

Davutoğlu’nun yarın, 18 Mart’ta Brüksel’de önemli bir randevusu var AB liderleriyle.

Daha önce, 7 Mart’ta sunduğu yeni teklif paketi üzerinde konuşulacak.

Ama dün AB’den gelen işaretler pazarlığın çetin geçeceğini gösteriyor. Fransız hükümeti Türk hükümetini Suriyeli mülteciler üzerinden AB’ye “şantaj yapmakla” suçlayacak kadar sert.

Bütün bu sürecin orkestra şefi sayılan Almanya Şansölyesi Angela Merkel, dün Türkiye’nin üyeliğinin şu an da söz konusu olmadığını vurgulayarak, bunun “ucu açık bir süreç” olduğu görüşünü tekrarladı.

Bir yandan Türkiye’de artan terör eylemleri, diğer yandan ağır silahların, barikat ve kuşatma taktiklerinin kullanıldığı çatışmaların, bu ortamda gelen “demir yumruk” yaklaşımının AB ülkelerini vize muafiyeti konusunda endişeye sevk ettiği anlaşılıyor.

Ancak mülteciler konusu AB üyesi hükümetler için şu anda bir numaralı iç sorun, bunun için de Türk hükümetinin işbirliğine ihtiyaçları var.

Bu tablonun karmaşıklığını artıran bir unsur daha var.

O da Türkiye’de demokratik kazanımların gerilememesi, can ve mal güvenliğinden yargı bağımsızlığına oradan basın özgürlüğüne dek ilerlemenin sağlanabilmesi için AB sistemiyle bağlantı içinde kalmanın önemi.

Dedik ya rahat bir tablo değil, gerilim var.

Ve endişe bu gerilimin 18 Mart’ta Brüksel’deki görüşmeler ile PKK’nın hiç de iyi şeyler planlamadığı anlaşılan 21 Mart Nevruz günü arasında daha da artması.

Umalım endişeler boşa çıkar.