Erdoğan'ın 'diktatörlük' çıkışı ve seçimler

'Diktatörlük' üzerinden meydan okuma, buzdağının su altında kalan kısmında hayli sert bir seçim kampanyasına işaret ediyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan dün AK Parti il başkanlarına konuşurken kendisi gibi hitabeti güçlü bir siyasetçi için dahi pek alışılmadık bir çıkışla, pek alışılmadık bir şekilde savunmaya geçti.

Giderek otoriter bir siyaset üslubu geliştirmeye başladığı yönünde içeriden ve dışarıdan gelen eleştirilere işaret eden Erdoğan’ın şu sözleri aslında bir meydan okuma niteliğinde; tekrarları ayıklayarak aktarıyorum: “Bizi, içeride ve dışarıda diktatörlükle suçlayanlara hodri meydan diyorum. Bizi vesayet kurmakla itham edenlere hodri meydan diyorum. Buyursunlar 30 Mart’ta sandıkta kozlarını paylaşsınlar. Eğer bu ülkede bir diktatör varsa buyursunlar bu diktatörü sandık yoluyla indirsinler.”

Erdoğan’ın bu sözleri birkaç noktaya dikkat çekmeyi gerekli kılıyor.
Birincisi, içeride ve dışarıda otoriter siyaset üslubu geliştirdiği yönünde, hatta CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkça ‘diktatör’ olmakla itham etmesi gibi eleştiriler belli ki Erdoğan’ı hem yaralamış hem de ciddiye alınmış. Aksi takdirde kendisine karşı yapılan bu sert eleştiriyi, bir yerel seçim öncesi, partisinin yerel liderleri önünde bu kadar açık dile getirmezdi. Bunda belki eleştirilerin kendi partisi içinde ‘İkinci Erbakan’a dönüşmekte olduğu’ şeklinde yankı bulduğunun Erdoğan’ın kulağına gitmiş olmasının da payı vardır.

Çünkü ikincisi, Erdoğan il başkanlarına hitabından bir gün önce Ankara’da “Ben yaptım, oldu tavrı ne kadar faşizansa, ‘İstemiyorum, yapmayacaksın’ tavrı da o kadar faşizandır” diyerek yine aynı konuya değinmiştir. Gerçi Erdoğan burada, AK Partili Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek’i yol yapımı nedeniyle üniversite arazisini anlaşma ve mahkeme kararları dışında ihlal edip fazladan ağaç kesmekle suçlayan ve uygulamaya direnen Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ni hedef almaktadır. Ancak konu aynıdır ve Erdoğan’ın hitabet üslubunun izlenmesi, şu sıralar zihninin bu otoriterlik-diktatörlük suçlamasıyla da meşgul olduğunu göstermektedir.

Ama üçüncüsü, 30 Mart’taki seçimlerle Meclis yeniden oluşmayacak, hükümet değişmeyecektir. O halde Erdoğan neden “Ülkede diktatör varsa sandık yoluyla devirsinler” diyerek yerel seçimi işaret etmektedir? Evet, bu söylemin devamında muhalefet liderlerine “Benden az oy alırsanız istifa edin” çağrısı gelecek gibi duruyor, ama o zaten her seçimin söylemi, özel olarak diktatörlük meydan okuması gibi ciddi bir konuyu gündeme getirmeye değecek bir şey değil.

Erdoğan bu meydan okumayla, yerel yöneticilerini ağırlığı münferit adaylardan çok AK Parti iktidarının imajına zarar vermemeye, güçlendirmeye yönlendirmeyi amaçlıyor olabilir. Bir nevi ‘Parti ve iktidar adaylardan önemli’ mesajı sayılabilir. Dolayısıyla Erdoğan için İstanbul, Ankara ve örneğin CHP’nin elindeki İzmir belediyelerini almak kadar, il genel meclisi seçimlerinde ortaya çıkacak genel oy oranı da önem taşıyor.

AK Parti 2009 yerel seçimlerinde yüzde 39’a, 2011 genel seçimlerinde yüzde 50’ye yakın oy aldı. Erdoğan, 2014 yerel seçimlerinde AK Parti’nin alacağı toplam oyu, yüzde 50’yi geçmedikçe 2011 seçimleriyle karşılaştırmayacaktır. Ancak yüzde 39’un üzerinde alacağı her oyu, AK Parti’nin seçim zaferi olmanın yanı sıra, son konuşmasından anlaşılıyor ki, hükümet etme üslubunun halk tarafından onaylandığı, dolayısıyla diktatörlük suçlamalarının boş olduğuna kanıt gösterecek.

Buna neden ihtiyaç duyduğu ayrıca tartışılmaya değer. Ancak bu meydan okumadan çıkarabileceğimiz bir sonuç daha var: Erdoğan, yerel seçim kampanyasının asli temalarından birini kendi seçmenine, hükümetin otoritesi yerel seçimde zedelenirse ne gibi sonuçların onları bekleyebileceğini hatırlatmak şeklinde belirlemiş olabilir. Bu ne de olsa Gezi Parkı protestoları sırasında Erdoğan açısından denenip fayda görülmüş bir taktik. Sert bir seçim dönemi geçeceğine dair ilk işaret fişeği gibiydi bu meydan okuma.