Erdoğan'ın felaket senaryosu

Erdoğan felaket senaryosu olan iktidar üzerindeki kontrolünü kaybetmesin diye 1994'de DEP milletvekillerinin utanç verici bir şekilde dokunulmazlıklarından sıyrılıp hapse atılması senaryosu hatırlatılıyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan binlerce kilometre uzakta Çin-Endonezya seyahatinde bile Türkiye’deki siyasi gelişmelere müdahil olmaktan kendisini alamadı.

Baktı ne dese kimse üzerine almıyor, derdini ima yoluyla anlatamıyor, konuya doğrudan girdi.

Koalisyondan fayda beklemek “boşuna” idi, dışarıdan destekli bir azınlık hükümetiyle hemen seçime gitmek gerekiyordu.

***

Cumhurbaşkanı doğrudan isim vermedi ama çağrının muhatabının Başbakan Ahmet Davutoğlu olduğu çok açık.

Ne de olsa hükümeti kurma görevi hala Davutoğlu’nda.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile koalisyon kurup kuramayacaklarını anlamak için yaklaşık yirmi gündür “istikşafi” görüşmeler yürüten de onun AK Parti heyeti.

***

Daha bir iki hafta önce seçenekler ikiye inmişti.

Düşünülüyordu ki, ya AK Parti ve CHP arasında bir büyük koalisyon, uzlaşma ortaklığı oluşur, ya da 45 günün dolacağı 23 Ağustos’a dek bu mümkün olmaz ise Cumhurbaşkanı ülkeyi yeniden seçime götürür.

Oysa şimdi bu seçeneklere ikisi daha eklendi.

***

Birincisi, şapkadan çıkan İncirlik tavşanı ve PKK’nın hangi akla hizmetle yeniden başlattığı bilinmeyen terör eylemleriyle tırmanan operasyonlar ile başlayan bir AK-MHP yakınlaşması.

İkincisi de, işte Pekin-Jakarta yolculuğunda uçakta çıkan “hemen seçim” tavşanı.

İkisi de aynı amaca hizmet ediyor: Cumhurbaşkanı koalisyon hükümeti de istemiyor, seçim hükümeti de.

***

Neden mi?

İki temel nedeni var.

1-  Cumhurbaşkanı seçim hükümeti kuracak olursa, Anayasa'ya göre buna HDP’yi de almak zorunda kalacak. Bunu hem kendisi istemiyor, çünkü HDP’yi PKK’nın uzantısı olarak ilan etmiş bulunuyor, hem de MHP ile muhafazakâr/milliyetçi seçmen rekabeti nedeniyle AK Parti açısından sakıncalı buluyor.

2-  Bir seçim hükümeti süresince, mesela Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) açıkladığı üzere 63 gün boyunca da olsa, 13 yıldır AK parti elinde bulunan bakanlık dosyalarının kadrolarının başka ellere geçmesini istemiyor. Ülke seçime doğru giderken o dosyalardan güvenlikle ilgili, yolsuzluk iddialarıyla ilgili iddiaların ortaya dökülme ihtimali demek bu, ne de olsa.

***

Buradan çıkarabiliriz aslında.

Erdoğan’ın felaket senaryosu, çok kısa bir süre için dahi olsa yönetim üzerindeki tam kontrolünü kaybetme ihtimalidir.

Yeni bir seçimin HDP’yi baraj altına itip AK Parti’yi yeniden tek başına hükümete getireceği ihtimalini bu nedenle sanki 7 Haziran’da oluşan milli irade değilmiş gibi sonuna dek değerlendirmek, zorlamak istiyor.

***

O nedenle dünkü demeçle Davutoğlu’na şu mesajları medya üzerinden veriyor:

1-   CHP’ye sadece koalisyon teklif etmeyin, tercihan bir de seçim hükümeti desteği isteyin,

2-   Sadece CHP ile yetinmeyin, bunu MHP’ye de teklif edin,

3-   Olmuyorsa Meclis’ten seçim kararı aldırmak için ittifaklar deneyin, ama bana seçim hükümeti kurdurmayın.

Davutoğlu bir yandan kitle örgütlerini şu anda koalisyon görüşmelerinden de önemli olanın PKK ile mücadele olduğuna ikna etmeye çalışırken, bir yandan bu tür bir baskının altında.

***

Bu arada hiç olmaması gereken şeyler oluyor.

Mesela sadece HDP eş-başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ aleyhine değil, muhtemel koalisyon ortağı CHP lideri kemal Kılıçdaroğlu, Genel Sekreteri Gürsel Tekin aleyhine de soruşturma talepleri birbirini izliyor.

AK Parti 1990’ların kargaşa ortamından hiç ders almamışçasına, milletvekili dokunulmazlıklarını siyasi silah olarak kullanma çabasında.

***

Erdoğan felaket senaryosu olan iktidar üzerindeki kontrolünü kaybetmesin diye 1994’de DEP milletvekillerinin utanç verici bir şekilde dokunulmazlıklarından sıyrılıp hapse atılması senaryosu hatırlatılıyor.

Görmüyorlar mı, o gün Meclis’in, seçilmişlerin itibarının ayaklar altına alınmış olmasının, iki yıl sonra 28 Şubat sürecine götüren yolu açmış olduğunu?

Belki o RefahYol hükümetinde bakanlık yapmış olan Onbirinci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül görüyor ki dün “1990’lara dönmeyelim” uyarısı yaptı, sesini duymak isteyenlere.

***

Gül ayrıca güçlü koalisyon gerekliliğini de vurguladı, adını vermeden AK Parti-CHP ortaklığını tarif ederek.

Oysa bu gelişmeler, mesela Davutoğlu’nun MHP ile temasın devam ettiği açıklaması, AK Parti’nin MHP çizgisine yakınlaşıp açıktan göz kırpması olarak değerlendiriliyor CHP’de.

Kılıçdaroğlu, ülkeyi hükümetsiz bırakan tarafın CHP olmayacağını baştan söylemişti; bugüne dek de o çizgide durdu, ama CHP cephesinde Erdoğan’ın kendilerine koalisyon kurdurmayacağı karamsarlığı yayılıyor.

***

MHP lideri Devlet Bahçeli, adeta “Dönüp dolaşıp gelecekleri yer Milliyetçi Harekettir” dercesine AK Parti’yle pazarlık çıtasını yükseltiyor; en son Kuran’a el basmak da eklendi.

Tablo iki hafta öncesine göre belki daha karışık bugün; AK-MHP ihtimali ve azınlık hükümeti seçeneği de eklendi.

Ama bir tek şey artık daha net görülüyor: Erdoğan kısa süreyle de olsa iktidar paylaşımı demek olacak bir koalisyonu istemiyor, seçim hükümetiyle HDP’yi yönetime almış olmak da istemiyor ve kendisine fiilen de olsa başkanlık sistemini uygulatacak senaryonun uygulanmasını Davutoğlu’dan bekliyor.