Erdoğan'ın Köşk ihtimali azalırken

Gül'e açılan davanın Toptan'ın 'dokunulmazlığı bitti' yazısıyla başlayan süreçle canlanması Erdoğan'ın Çankaya umutlarını azaltabilir

Önce bir konuyu açıklığa kavuşturmamız lazım: Gelişmeler şunu gösteriyor ki, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül aleyhine davanın canlandırılması, Gül’ün Kürt sorununa çözüm isteyen demeçleri sonrasında derin yargının misillemesiyle açıklanamaz. Günlerdir bu komplo teorisi etrafında top çevirenlerin oturup bir daha düşünmeleri gerekiyor.
Neden mi? Çünkü Cumhurbaşkanı Gül, adına ‘ister terör, ister Güneydoğu, ister Kürt sorunu’ diyelim Türkiye’nin birinci önceliği olan bu sorunun mutlaka halledilmesi gerektiğini 8 Mayıs 2008’de Prag’dan Ankara’ya dönerken bizlere söyledi; haber de ertesi gün Radikal, Yeni Şafak ve Star gazetelerinde böyle yer aldı. Oysa dün Radikal’in manşetinde yer alan ve birkaç saat sonra CNN Türk ekranında Meclis Başkanı Köksal Toptan tarafından teyit edilen haberden okudunuz ki, ‘Kayıp Trilyon’ dosyasının raftan indirilmesi Gül’ün bu sözü ardından filan olmamış. Gül bu sözü söyleyince Sabih Kanadoğlu ve YARSAV’ın yönlendirdiği bazı derin savcı ve hâkimler harekete geçmeye karar vermemişler.
İddia edilen Ergenekon davasının sanıklarından Kemal Kerinçsiz’in ‘Gözlerinden öptüğünü’ söylediği Mahkeme Başkanı Osman Kaçmaz bu kısa sürede hemen kararını verip Cumhurbaşkanı Gül’ün başına bu işi getirmemiş anlaşılan.
Anlaşılan şu ki, süreç çok daha önce, Gül’ün Cumhurbaşkanı seçildiği 28 Ağustos 2007 tarihinin hemen ertesinde başlamış.
Meclis Başkanı Toptan, dün CNN Türk’te de söylediği gibi, kendisi inisiyatif alarak değil, Anayasa ve yasalar gereği öyle yapmak zorunda olduğu için Gül’ün milletvekilliği nedeniyle dokunulmazlık rafında duran Sincan 1’inci Ağır Ceza dosyasını ‘İşlem yapılmak üzere’ Başbakanlığa göndermiş. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Müsteşarı Efkan Ala dönemine geliyor. Dosya yine işlem yapılmak üzere Başbakanlık’tan Adalet Bakanlığı’na gönderilmiş. Mehmet Ali Şahin’in başta olduğu Adalet Bakanlığı da dosyayı yine ‘işlem yapılmak üzere’ Sincan’a göndermiş. Sincan da işlem yapmış.
Ortada komplo var mı? Eğer Toptan, Erdoğan ve Şahin’in Gül’e komplosundan söz ediyorsanız, kargaları güldürürsünüz. Ortada Toptan’ın da ifade ettiği gibi yasal bir süreç, yasal prosedür var.
Zaten Gül ne demişti 20 Mayıs’ta? ‘Hukuki prosedür tamamlandığında yargılanmaktan tereddütüm yok’ ne demek? Somuta indirgersek, Adalet Bakanlığı Sincan Ağır Ceza’ya itiraz eder, Yargıtay da Sincan’ı onaylarsa, ben de gereğini yapar ifade veririm, yani yargı sürecine dahil olurum demek değil mi? Bu, Cumhurbaşkanı Gül’ün de Anayasa’nın 105’inci maddesindeki Cumhurbaşkanlığı sırasındaki işlemlerden sorumsuz olmayı, ancak vatana ihanet suçlamasıyla yargı yolunun açık olmasını, cumhurbaşkanı olmadan yapılan işlemlerden dolayı yargı karşısında dokunulmazlık olarak algılamadığı anlamına gelmiyor mu?
Cumhurbaşkanı, herhalde Köşk’ün deneyimli hukukçularına danışarak yargılanabileceğini söylerken, ‘yargılanamaz’ tartışması ilginç
bir seyir izliyor. Seyirlik bir seyir.
Kendi adıma Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’e bu konuda katılmıyorum: Cumhurbaşkanı’nın yargıya açık olması,Cumhurbaşkanlığı kurumunu zedelemez, yüceltir. Çünkü şeffaflık ve hesap verebilirlik konusunda millete ve onun vekillerine örnek teşkil eder.  ABD Başkanı Bill Clinton, Monica Lewinsky olayında hem de yalan söylediği gerekçesiyle yargı önünde ifade verince ABD Başkanlığı itibar mı kaybetti? Yoksa ‘dünyaya hesap verebilirlik, şeffaflık ve güçler ayrılığının önemi’ dersi mi verdi? O günleri hatırlayalım.
Dün Akşam gazetesinde mülakatı yayımlanan Fehmi Koru’ya da bu konuda katılmıyorum.
AK Parti cephesindeki hareketliliği içeriden izleyebilen deneyimli gazeteci Koru, o zaman
 ‘daha olgunlaşacak’, ‘daha tatmin olmuş,
daha önemli bir devlet adamı haline dönüşecektir’ dediği Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Gül’den
sonra Cumhurbaşkanlığına ‘herhalde’ talip olacağını tahmin etmiş.
Son gelişmelerden sonra ve mevcut Anayasal koşullarda, Erdoğan hakkındaki iki akçeli dosya dokunulmazlık rafında beklerken, şahsen Erdoğan’ın -eğer varsa- Cumhurbaşkanlığı iştahının kaçtığı kanısındayım. Mevcut Anayasal dokunulmazlık koşullarında, Erdoğan milletvekili olarak kalmayı tercih edecektir. Sırf bu yüzden Anayasa değişikliği girişimine Cumhurbaşkanı’na görev dışı dokunulmazlık da eklenirse o başka. Eklenir mi dersiniz?