Erdoğan'ın kriz kozu tutar mı?

Başbakan Erdoğan, 22 Temmuz seçimlerinde 367 sandalye almak için kriz kozunu oynarken, Çankaya konusunda 'Uzlaşma yok' çizgisinde duruyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dün Batman'da seçimin cumhurbaşkanlığı krizini çözmeyebileceği sözleri ve ardından seçmenden anayasal çoğunluk istemesi tartışmaya yol açacak türden.
Bazı yorumcuların 22 Temmuz seçimlerinden sonra cumhurbaşkanlığı sorunu olabileceği yazılarını ve muhalefet partilerinin sıradan iktidar eleştirilerini dahi 'ekonomik istikrara tehdit' sayan Başbakan, dün seçimlerden sonra bir krizin söz konusu olduğunu duyurdu.
Erdoğan'a göre, "Türkiye bu seçimlerden sonra bir cumhurbaşkanlığı seçimi krizi ile karşı karşıyadır". Çünkü, Özal'ın, Demirel'in, Sezer'in seçildiği Anayasa ile, Dışişleri Bakanı Gül'ün seçilmesine izin verilmemiştir. vermeyenin kim olduğu Başbakan tarafından açıkça ifade edilmese de, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'den Anayasa Mahkemesi'ne ve CHP'ye ve belki CHP'nin Anayasa Mahkemesi'ne gittiği günün gecesinde cumhurbaşkanlığı seçimi ile laikliği bağlantılayan Genelkurmay'a dek uzanan bir 'ötekiler' önkabulü yoruma açıktır.
Başbakan, zaten fiilen yaşanmakta olan cumhurbaşkanlığı krizinin 22 Temmuz seçimiyle oluşacak yeni Meclis'te de devam etme tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuzu söylemektedir. Ona göre, krizden kaçınmanın çaresi açıktır: "Bunlar sandıkta bunun cevabını alacaklar. İşte şimdi 367'nin üstünde bir rakamla sizden tekrar yetki istiyoruz."
Bu sözlerden, Başbakan'ın 22 Temmuz seçimlerinden AK Parti'nin 367 sandalye, yani Meclis'in üçte iki çoğunluğu ile çıkmaması durumunda cumhurbaşkanlığı krizinin devam edeceğine inandığı sonucunu çıkarmak zor değil.
Bu durumda 22 Temmuz Meclis'inin cumhurbaşkanı seçememesi ve Anayasa'nın 102'inci maddesine göre 'derhal' yeni bir seçime gitmesi gerekmiyor mu?
Soruyu belki de şöyle sormak lazım:
Türkiye'nin onbirinci cumhurbaşkanını seçebilmesi için neden AK Parti'nin '367'nin üstünde bir rakamla' yetki alması gerekiyor?
Erdoğan ilk kez birkaç gün önce Ağrı'daki konuşmasında 367 ihtiyacından söz etmişti. O zaman bu durumu, Başbakan'ın artık 22 Temmuz'da seçmenin önüne (biri referandum olmak üzere) iki sandık projesinden vazgeçtiği ve ağırlığı Meclis'te cumhurbaşkanı seçimine verdiği şeklinde yorumlamıştık.
Eğer AK Parti 367 sandalye, yani anayasal çoğunluk desteği bulamazsa (ki o zaman bu desteği belki DTP oylarıyla da arayabileceğine dikkat çekmiştik) Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün onbirinci cumhurbaşkanı seçilmesi projesi suya düşüyordu.
Dün Batman'daki konuşmasında açıkça '367'nin üstünde' destek isterken aslında siyasi yönden riskli bir iddiada bulunuyor.
Her ne kadar konuşmasında çıkabilecek krizin sorumluluğunu ötekilere yüklüyor olsa da, Başbakan kendisini 22 Temmuz sonrasına bağlamış oluyor. Bu tabloya göre seçenekler şöyle sıralanabilir:
1- AK Parti 367 ve daha üstü sandalye ya da (DTP yardımıyla) destek bulabilirse, Abdullah Gül, ya da Erdoğan'ın o gün uygun göreceği aday cumhurbaşkanı seçilir.
2- AP Parti 367 sandalye desteği bulamazsa, cumhurbaşkanı krizi devam eder. Belki bunun sonucunda ülke bir daha seçime gider.
Oysa AK Parti seçimden 367 sandalye desteğiyle çıkmaz ise de cumhurbaşkanı seçmek mümkün. Bunun yolu Meclis'teki siyasi partilerin konuşup uzlaşması. Ama dünkü konuşmasından anlaşıldığı (umarım yanılıyorumdur) Başbakan Erdoğan, aslında Çankaya için muhalefet partileriyle konuşmak istemediğini ilan ediyor.
Dünkü konuşmadan anladığımız kadarıyla, Erdoğan bu fikri, yani cumhurbaşkanı seçmek için 367 sandalyeye ihtiyaç duyduğu ve olmaz ise krizin devam edeceği fikrini bir ay sonraki seçime dek işleyecek. İddiasının riski bu noktada devreye giriyor: Erdoğan'ın Çankaya için kriz kozu tutar mı? Yani bu konuşmalar ardından seçmen Başbakan'a 367 sandalye desteği sağlamaz ise, 'Hayır, biz cumhurbaşkanının uzlaşma ile seçilmesini istiyoruz' demiş olmayacak mı?
Bir nokta daha var: Başbakan Erdoğan, Kuzey Irak'taki PKK varlığı konusunda diyaloğun ve uzlaşma arayışıyla çözümün sonuna dek zorlanmasından yana olduğunu söylüyor.
Bunda haklı olabilir. Peki aynı uzlaşmacı yaklaşımı neden cumhurbaşkanı seçimi gibi ülke için temel bir konudan esirgiyor?
Diyalog ve uzlaşmadan ülkeye zarar gelmez, yokluğundan gelir.