Erdoğan'ın Meclis Başkanı'ndan sonraki hamlesi

Erdoğan'ın şapkasında vakti zamanı geldiğinde çıkartılacak başka tavşanlar da olabilir. Bu hamlelerin tamamı, Cumhurbaşkanlığı yetkilerini, Anayasa değişsin değişmesin, daha güçlü bir AK Parti hükümeti desteğiyle en geniş şekliyle kullanmaya yönelik olacaktır.

İnsan Meclis kulisinde CHP'lilerin hâlâ umutsuzca MHP'lileri iknaya çalışmasını gördükçe içi eziliyor doğrusu.

Oysa MHP'nin tutumu başından beri açık, Devlet Bahçeli öyle gizli kapaklı konuşmuyor.

CHP ile koalisyona karşı değil, ama HDP ile doğrudan ya da dolaylı bir resmin içinde olmak istemiyor.

***

Aslında, diyor Bahçeli, en tutarlı koalisyon AK Parti-HDP olurdu, "çözülme" adını verdiği Kürt çözüm sürecinin devamı için.

Ama madem AK Parti, HDP'yi istemiyor, doğrusu en çok oy alan iki partinin koalisyonu, yani CHP ile kurmaları olacaktır, diyor.

Beşir Atalay'ın "Tabanımız MHP ile koalisyon istiyor" demesini "kara propaganda" olarak reddediyor; "Hatırlarsanız açılım için randevu istemişti, reddetmiştim" diyor.

Bir MHP kaynağı kulağıma önceki gün İsmet Yılmaz'ın Meclis Başkanı adaylığı için 4 dakika süren ziyaretteki tepkinin hedefinin Yılmaz değil, Atalay olduğunu fısıldıyor.

***

Bahçeli Kürt çözüm süreci ve HDP ile aynı resim içinde görünmeye o kadar karşı ki, bu tutumunu Meclis Başkanlığı seçiminde de ortaya koydu dün.

"HDP, Deniz Baykal'a desteğini açıklarsa MHP'liler destek vermeyecek" dedi.

Peki destek açıklamazsa MHP Baykal'ı destekler miydi?

"Ona bakarız" dedi, Bahçeli kuliste, Muharrem Sarıkaya ile beraberdik; "Hani karikatürlerde havayı koklarlar ya" 'snıf snıf' diye, işte öyle."

***

İşte o havayı koklama efekti bir kapı açık bırakıyordu yine de.

Yani HDP bunu ilan etmeden Baykal'ı desteklerse, görmezden gelme durumu olabilirdi.

O sıralarda bir açıklama yapan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş bir yandan artık AK Parti'nin Meclis hakimiyetine son vermek gerekir dedi ama, sonuna dek adayları Dengir Mir Mehmet Fırat'ı destekleyeceklerini de sözlerine ekledi.

***

Tabii bugünkü son tur önemliydi; yarışın Yılmaz ile Baykal arasında geçeceği neredeyse herkesin önkabulüydü.

Favori Yılmaz, sürpriz Baykal olacaktı.

Ne de olsa AK Parti'nin hâlâ 258 oyu vardı, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Yılmaz için sonuna dek destek istedi.

***

Dün gece Ankara'da yoğun siyasi kulis vardı.

Seçmen 7 Haziran'da adeta Meclis siyasetinin üzerindeki ölü toprağını da kaldırmış, can getirmişti.

Ama bu ortamda da oyunu yine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan oldu.

***

Nasıl mı?

Erdoğan iki hamle yaptı.

İlk hamle Baykal'ı görüşmeye davet etmekti, devamında CHP Baykal'ın Meclis Başkanı adaylığını ilan etti.

Böylece dikkatleri yeni hükümetten Meclis Başkanlığı'na çevrildi.

***

İkinci hamle de hükümeti kurma görevini Davutoğlu'na istifasını sunar sunmaz vermemesi oldu.

Önce Meclis Başkanı seçimi sonrası dedi, şimdi de Başkanlık Divanı oluşumu, yani en yakın ihtimalle gelecek Salı.

Bu iki hamleyle hem tecrübesini ve taktisyenliğini konuşturdu, hem de Meclis siyasetinin akışını kendisine göre belirledi.

***

Bunu neden yaptığı konusunda iki yorum var.

Birine göre, siyasete zaman kazandırıyor.

İkincisine göre, Meclis takvimini seçim tekrarına doğru sıkıştırıyor.

Malum, yaz sonu-güz başı hem AK Parti, hem CHP kongreleri var, zaman ve delege ne gösterir, bilinmez.

***

İşte bu koşullar altında en kötü varsayım Erdoğan'ın bütün hamlelerini oynayıp bitirdiği olacaktır; oysa Erdoğan'ın şapkasında vakti zamanı geldiğinde çıkartılacak başka tavşanlar da olabilir.

Bu hamlelerin tamamı, Cumhurbaşkanlığı yetkilerini, Anayasa değişsin değişmesin, daha güçlü bir AK Parti hükümeti desteğiyle en geniş şekliyle kullanmaya yönelik olacaktır.

Üçüncü hamle mesela, gelecek salıya kadar olan bir hafta içinde gelebilir.

***

Tabii arada bir de Bahçeli'nin dile getirdiği 15 Kasım'da seçim tekrarı talebi var.

Sahi, Bahçeli o tarihi neden verdi?

Hatırlarsanız 2002'de AK Parti'ye iktidar kapısı açan 3 Kasım tarihini da o telaffuz etmişti ilk olarak.

Dün sordum.

"Hepsi boş konuşup duruyordu" dedi, "Ben adını koydum."

Dedik ya siyasete can geldi, bakalım gidiş ne istikamete.