Erdoğan'ın Şahin tercihi

Başbakan Erdoğan'ın Meclis Başkanı olarak Toptan'ı değil Şahin'i görmek istemesi, bir sonraki seçimlere yönelik bir hamle

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın partili vekillere çay molası verip Merkez Yürütme Kurulu’nu yeniden toplantıya çağırdığı sırada bir AK Partili vekille telefonda konuşuyorduk.
‘Ne kadar zor oldu Meclis Başkanı adayını belirlemeniz?’ diye soracak oldum. ‘Rica ederim’ dedi karşıdaki ses; ‘Biz ciddi partiyiz’. ‘Rica ederim’ dedim, ‘Ben gayrıciddisiniz demedim, zorluk çektiğiniz anlaşılıyor dışarıdan bakınca, onu söylüyorum.’
Ankara’da bugünlerde herkes bir alıngan sormayın. Alınganlığın sebebi ne olursa olsun, Meclis Başkanı seçilip bittiğinde diğer partiler için değil ama, AK Parti için sular durulmuş olmayacak. Yalnızca Meclis Başkanı seçimini de bir parti içi meseleye dönüştürmüş olmamızdan dolayı değil. Meclis Başkanı olmak isteyip olamayanlar, Grup Başkanlıklarına, o olmazsa ekim ayı dolaylarında beklenen parti kongresi ardından Genel Başkan Yardımcılıklarına umutlarını taze tutuyorlar. AK parti bir daha yüzde 47 alamaz ise, Meclis’e bu kadar milletvekiliyle gelemeyecek demektir; basit aritmetik hesabı.
Dolayısıyla Erdoğan’ın Meclis Başkanı olarak Köksal Toptan’ın yerine Mehmet Ali Şahin’i görmek istemesi de bir sonraki genel seçimlere yönelik bir tercih.
Elbette Toptan da, Şahin de AK Parti’nin önemli isimlerinden. Ancak iş siyaset kökenine ve siyaset tutumuna gelince değişiyor. Şahin, Erdoğan ile rahatlıkla ‘Beraber yürüdük biz bu yollarda’ şarkısını söyleyebilecek, siyaset yağmurlarında beraber ıslanmış, siyasetin cefasını birlikte çekmiş bir isim. Tanışıklıkları ve yoldaşlıkları gençlik yıllarına dayanıyor.
Toptan, Adalet Partisi’nde gözünü açmış, Süleyman Demirel’in izinde ve uzunca bir dönem koruması altında yetişmiş ve yükselmiş, Demirel kabinelerinde bakanlıklar yapmış, merkez sağ siyasetin gelecekteki lider adaylarından biri gözüyle bakılmış bir isim. Yolunu AK Parti ile birleştirmesi, hakkını teslim etmeliyiz ki 28 Şubat sürecine duyduğu tepki ile bağlantılı.
Toptan’ı CHP’nin de MHP’nin de oy verebileceği bir Meclis Başkanı yapan yalnızca bu merkez siyasi geçmişi değil, bazı istisnalar dışında partizanlıkla suçlanmayacak yönetim tarzı da olmuştu.
Erdoğan’ın Meclis Başkanlık seçimiyle en geç 2011 Temmuz ayında yapılacak genel seçimlere kadar olan sürede Toptan kadar merkezde ve dengeleri Toptan kadar gözeten bir isme ihtiyaç duymadığı anlaşılıyor. Seçim için CHP ve MHP oyuna ihtiyaç duymadığını göstermesi bunun kanıtı. Nasıl olsa, üçüncü, en fazla dördüncü turda Şahin’in seçileceğinden emin Başbakan.
Kürt meselesinden, Avrupa Birliği reformlarına dek pek çok önemli sorunun gündeme geleceği bir dönem var önümüzde. Bir de AK Parti oyunun olabildiğince düşürülmemesi meselesi var tabii Başbakan’ın zihnini meşgul eden.
Erdoğan’ın Şahin tercihinden çıkarabileceğimiz başka sonuç var mı? Var. Başbakan, öyle anlaşılıyor ki önümüzdeki seçime kadar olan dönemde öyle ince eleyip sık dokuyarak siyaset yapmayacak. Hedefine kilitlenmiş şekilde ne gerekiyorsa onu yapacak, yolda ayağına bastıkları olursa pek dönüp bakmayacak.
Parti içinde Toptan’ın makamına açıkça talip bu kadar önemli isim varken Şahin’de ısrarı ve muhalefetten destek almayacağını bilerek tercih yapması bunu gösteriyor. Siyasetin büyük harflerle konuşacağı bir döneme girmiş bulunuyoruz. 

Meclis Başkanı-Askeri Şura
Siyasetin bu iç dengeleri vatandaşı aslında fazla ilgilendirmiyor; yalnızca siyaset erbabının ve o dengelerden siyaseti okumaya çalışan biz kalem erbabının umurunda.
Bu aslında bir yönüyle Yüksek Askeri Şura’nın bugün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayıyla kesinleşmesi beklenen sonuçlarına benziyor. Neticede hangi generalin nereye geldiği, kimin emekli olduğu, kimin ceza aldığı ancak yakın çevrelerini ilgilendiriyor. Ama ortaya çıkan sonuç hepimizi ilgilendiriyor. Türkiye’de siyasetin ve hukukun temel unsurları -AB reformlarıyla bağlantılı olarak değişirken- asker-siyaset ilişkisi de yeni bir denge arayışında. Asker bir yandan siyasete daha fazla tabi hale gelirken, siyaset, bu durumda hükümet, dünyanın en sıcak coğrafyasında bu işi askerin caydırıcılığı ve itibarını zedelemeden başarma sorumluluğunu taşıyor. Bu herhalde Meclis Başkanı’nın hangi partili olacağını saptamaktan çok daha zor bir iş. Ciddiliği ise su götürmez.