Erdoğan'ın seçim taktiği

Erdoğan'ın kampanyası cumhurbaşkanlığı üzerine; adaylar ve küskünler ikinci planda.

Başbakan Tayyip Erdoğan dün Ankara Sanayi Odası Başkanı Zafer Çağlayan'a AK Parti rozetini takarken, Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Meclis Grup salonunu terk etti.
Şener'in 22 Temmuz seçimlerinde milletvekili adayı olmayacağı, ancak partideki görevlerinden ayrılmayacağı belli oldu. AK Parti'nin kuruluşundaki en önemli isimlerden olan Şener'in, son zamanlarda bazı rahatsızlıkları olduğu biliniyordu. Bu sorunların;

    1- Erdoğan yönetiminin son dönemde izlediği gerilim politikası,

    2- AK Parti'yi bugüne dek sırtlayanlara neredeyse yer bırakmayacak şekilde 'vitrinlik' isimlerle milletvekili aday listesi hazırlaması olduğu konuşuluyordu.

Başbakan Erdoğan'ın geçtiğimiz haftalarda parti yöneticilerine, kendilerinden 'fedakârlık beklediğini' söylediği haberlere yansımıştı. Erdoğan partisini, dünkü grup toplantısında da söylediği gibi "Meşru olan her fikre yakın duran bir merkez partisi" olduğunu kanıtlamak için yapıyor bu kabuk, ya da vitrin değişimini. O çerçevede de, muhtemel küskünlerin götürebileceği oydan çekinmiyor. Belki de Türkiye'nin içinde bulunduğu durumda, AK Parti küskünlerinin götüreceği oy miktarının fazla olmayacağını, partizan olmayan yeni üyelerin kazandıracağı imajın buna değeceğini düşünüyor.
Bunu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün son demeçleri (Örneğin, İngiltere'nin The Times gazetesine söylediği 'Atatürk'ün hedeflerini sol partiler değil biz gerçekleştiriyoruz' mealindeki sözleri) ve davranışlarında (Örneğin, İstanbul'da Bilderberg toplantısına katılanlarla buluşması) görebiliyoruz.
Erdoğan bu çizgiye geçmekte haksız olmayabilir. Partisinin değişim ve yenilenme arzusuna işaret ederek mevcut vekillerden 'fedakârlık' isteyen ve küsen olursa bunu kabulleneceğini söyleyen CHP lideri Deniz Baykal'ın durumu da kendi açısından benzerlik taşıyor. Baykal, bu seçimin partinin son dönemki çizgisinin yeni bir aşamaya dönüşeceği, bunun CHP'nin ortanın solu çizgisini benimsemesi kadar önemli bir dönüşüm olacağının işaretini daha geçen yaz Radikal'e verdiği bir mülakatta söylemişti.
Erdoğan'a dönersek, 22 Temmuz seçimleri için izleyeceği taktiğin izlerini yalnızca son dönem ve özellikle de dünkü grup konuşmasında değil, bir başka metinde de bulabiliyoruz. Yeni Şafak yazarı Yasin Doğan, Erdoğan ve AK Parti siyasetini en iyi tahlil eden, anlatan yazarlardan. Aslında Yasin Doğan'ı şahsen tanıyan gazeteci ile tanışmadım; bu da onun aslında Başbakan'ın danışmanlarından biri, ya da metin yazarı/danışmanlarınca kullanılan anonim isim olduğu iddialarını güçlendiriyor.
Yasin Doğan'ın 31 Mayıs tarihli Yeni Şafak'ta yayımlanan makalesi "Seçimin sonuçlarını ne belirleyecek?" başlığını taşıyor ve Erdoğan'ın hareket hattı konusunda ciddi fikir veriyor.
Yasin Doğan'ın tezleri şöyle özetlenebilir:
    1- 12 Eylül ANAP'ı, Öcalan'ın yakalanması DSP'yi, 28 Şubat'ın artçı şokları ve 2000-2001 ekonomik krizi AK Parti'yi iktidara taşıdı.

    2- Her seçimin kaderini belli bir olay belirliyor. Bu seçimin kaderini Anayasa Mahkemesi'nin kararı ve Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşananlar belirleyecek.

    3- Seçmen bu seçimde icraata, parti rogramlarına ve vaatlere bakmayacak. Seçmen AK Parti'ye yapılanları kendisine yapılmış sayıyor.

    4- Seçmen meselenin AK Parti'nin belli makamlara gelmesi değil, belli makam ve kurumların millete kapalı hale gelmesi olduğunu biliyor. Bazı kurumların belli bir grubun, anlayışın, zümrenin yetkisinde gösterilmesine karşı, adam yerine konduğunu göstermek istiyor.

Ve Yasin Doğan'a göre, bunu bilecek "zekâda" oldukları için de AK Parti'ye oy vermek için sabırsızlanıyorlar.
Seçmenin zekâsı yorumunu dışında tutarak, bu sözlerden çıkaracağımız sonuçlar olabilir: Erdoğan, seçimi icraatı üzerinden siyasi bir tartışma olarak değil, millet-kurumlar karşıtlığı üzerinden bir ideolojik tartışma üzerinden yürütme niyetinde. Seçim kapıya gelmişken bütün ağırlığı cumhurbaşkanı seçmeye vermesi ve Meclis'i bu gidişle (kısa bir ara sonrası) belki de son güne dek açık tutmaya hazırlanması da bunu gösteriyor. Belki de o nedenle bu seçim Erdoğan için adaylar ve onların geleneksel parti çizgisine bağlılığından çok, kendisi ve Gül tarafından sergilenmeye çalışılan ideolojik duruş ve dönüşüm imajı önem taşıyor.
İyi ki Yasin Doğan var da, şifreleri çözmemizde yardımcı oluyor.