Erdoğan'ın söylediği, söylemediği ve konuşulmayanlar

Kongrede ana tema açılım idi, ama sürpriz yoktu. Parti liderin hazırlayacağı yeni listeye odaklanırken yeni fikir çıkabilir mi?

Dünkü AK Parti Kongresi’nden büroya dönünce bir arkadaş sordu: Aday çıkıyor mu? Tartışma oldu mu? Görüş belirten var mıydı?
Bu sorularla zaten kongre salonunda insanı çarpacak derecede göze batan yeknesaklık görüntüsü, Türk siyasetinin acı bir gerçeği olarak dilime geldi: “Hayır” dedim; “Hiçbiri yoktu. Başbakan konuştu. Raporlar okundu. Hükümetin açılıma destek bildirisi, okundu. Divan Başkanı Bülent Arınç ‘Görüş bildirmek isteyen var mı?’ diye sordu. Yoktu. ‘Söz almak isteyen var mı?’ diye sordu. Yoktu. Seçime geçildi. Seçim, Erdoğan’ın onayından geçmiş tek bir yönetim listesine oy verilmesi demekti. Zaten Erdoğan’ın karşısında aday da yoktu.”
Sonra tartışmalar AK Parti’nin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’na yeni giren ve çıkan isimler üzerine yorumlar başladı. Kaç isim Abdullah Gül’e yakındı? Kaç isim gözünü siyasete Tayyip Erdoğan sayesinde açmıştı?
Parti içi dengeler nasıl değişiyordu.
Sovyetler Birliği daha sağken yönetildiği Kremlin sarayındaki koltukları kimin tutup kimin tasfiye edildiğini yorumlayan Batılı uzmanlar türemişti. Yaptıkları işe Kremlinoloji deniyordu; Bush’un Davutoğlu’su Condoleezza Rice böyle bir ‘Kremlinolog’ idi örneğin.
Kremlinoloji, yani yekpare bir yapıdaki iç hareketlerden o yapının atacağı dış adımları tahmin etme işi, ancak çoğulculuğun hâkim olmadığı siyasi iklimlerde geçerli olabilir.
Haksızlık etmeyelim. Bugün yine Ankara’da yapılacak olan DTP Kongresi’nde görünüm daha mı demokratik olacak? Haftalardır, Ahmet Türk’ün yanında duracak Kandil tercihli eşbaşkanın kim olacağı konuşuluyordu. DTP Kongresi yalnızca o isme oy vermiş olacak; Siyasi Partiler Yasası’nın formalitesi yerine getirilecek.
Önümüzde MHP Kongresi var. Devlet Bahçeli’nin, aynı kişi genel başkanlığa beş defadan fazla seçilemez diyen parti kuralının etrafından dolaşmak için ne müthiş manevralar yaptığı görülüyor. Ümit Özdağ’dan sonra Koray
Aydın’ın da başına gelmeyen kalmadı. MHP lideri Bahçeli’ye son zamanlarda dağa çıkma tehdidinde bulunmaya dahi zorlayan, parti içinden başka aday çıkmamasını garantiye alma çabasıdır.
Yine de hâlâ genel başkana karşı aday çıkan parti kongreleri CHP ve DSP oluyor.
En azından dostlar alışverişte görüyor.
Bu Siyasi Partiler Yasası’yla bu kadar parti içi demokrasi, bu Seçim Yasası ile bu kadar temsili demokrasi.
Bunlar konuşulmayanlar; konuşup rahatlıyoruz, yazıp paylaşıyoruz, ama değişen bir şey olmuyor. Parti liderleri halinden memnun. Rejim çok partili, ama partiler betonarme; dolayısıyla rejim kendisini yeterince güncelleyemiyor.
Başbakan Erdoğan’ın AK Parti Üçüncü Olağan Kongresi’nde söylediklerine gelince, benim aklımda en çok üç şey kaldı:
1- Açılımla ilgili Kongre’ye okuduğu türkü sözleri: ‘Büyüttüm besledim, asker eyledim/ Gitti de gelmedi canan, buna ne çare?’ Erdoğan orada metin dışına çıkarak ‘Mesele bu. Mesele bu türkünün sözlerinde’ dedi. Çarpıcı bir örnekti.
2- Erdoğan ‘Bu süreçte azami derecede mutabakat şart’ dedi. ‘Süreç’ haziran başında başlatıldığındaki ‘takılın peşimize’, ya da ‘onlara da bakanımı göndereceğim’ yaklaşımının sonuç getirmediğinden ders
çıkarılmış olabilir mi? Öyle umalım.
3- ‘Burası çok önemli’ diyerek, sıraladığı Yunus Emre’den Hacı Bektaş’a, Sabahat Akkiraz’dan Cem Karaca’ya, Mehmet Akif’ten Nâzım Hikmet’e ve Ahmedi Hani’den Saidi Nursi’ye dek  ülkedeki kültür adacıkları sembollerinin ortaklaşalığın sembolleri olmasını istemesi vardı. Erdoğan, siyasi tecrübesiyle bu isimlerin her birine diğer kültür adacığından tepki geleceğini hesaba katarak bu bölümü öne çıkardı belli ki.
En son söylemediğine gelelim: Erdoğan muhalefete yüklendi, ama CHP’yi neredeyse pas geçerek, MHP’ye yüklendi. Bir yandan ‘mutabakat şart’ deyip, diğer yandan MHP’yi -isim vermese de- yerden yere vurmanın bir anlamı var. Gecikerek de olsa Erdoğan CHP lideri Deniz Baykal ile uzlaşma yollarını arayacak. Mektup bunun açılışı olur, ama sonrası izlenen üsluba bağlı.
‘Açılım bildirisine’ gelince; zaten kimse elle tutulur bir şey beklemiyordu. Arınç, bildiriyi Kongre’ye oylatmadı, sunmakla yetindi. Çünkü iş çözülecekse, Meclis’te CHP’nin olur verebileceği bir şekilde çözülecek, ya da Meclis’e gerek duyulmayacak küçük adımlarla yetinilecek. Bunu Erdoğan da, Arınç da biliyor.