Erdoğan'ın üçüncü şansı olmayabilir

Erdoğan 2005'te kaçırdığı şansı 2009'da yakalayacak mı? Bunda askerle 'uyumun' payı olacak mı?

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dün Suriye’ye giderken yaptığı açıklama, Türkiye’nin bir numaralı sorununun çözümü doğrultusunda bir dönemecin daha alındığı anlamına geliyor.
Başbakan, 30 Haziran’daki Milli Güvenlik Kurulu toplantısı ardından İçişleri Bakanı
Beşir Atalay’a Kürt sorununda kapsamlı çözüm planı hazırlığı için talimat verdiğini açıklamış bulunuyor. Bu talimatın 15 Temmuz’da Başbakan’ın MGK üyesi bakanlarla yaptığı toplantıda verildiği anlaşılıyor.
Daha önce Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun açıklamalarından da bir tür yol haritası hazırlığı izlenimi veren bu çalışma üzerinde dururken 30 Haziran MGK’sı üzerine, öncesi ve sonrasındaki gelişmelerle birlikte birkaç saptama yapmakta yarar var.
Birincisi, birkaç gün öncesinde Meclis’in son çalışma gecesinde ortaya çıkan askeri yargı tartışması nedeniyle Kıbrıs, Irak ve Kürt konularında önemli görüşmelere sahne olduğu anlaşılan 30 Haziran MGK’sı, askeri yargı tartışmalarının gölgesinde kaldı.
İkincisi, bu önemli MGK’ya giden süreç üzerinde etkili olan bazı konular vardı. Şöyle ki:

1- Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un 29 Nisan basın toplantısında 2009 yılının PKK ile mücadele açısından 1984’ten bu yana (ki 15 Ağustos’unda PKK Eruh ve Şemdinli’deki kanlı baskınlarıyla gerilla savaşını başlatmıştı) en büyük fırsatı verdiğini söyledi.

2- Cumhurbaşkanı Gül’ün 8 Mayıs’ta ‘ister Kürt, ister Güneydoğu, ister terör’ diyelim, ülkenin ‘bir numaralı’ sorununun çözümü için 2009’un fırsat yılı olduğunu söyledi. Bunu (hükümet-asker uyumu olarak algılanan) ‘kurumlar arası uyuma’ bağladı.

3- Gül’ün sözlerini 12 Mayıs’ta değerlendiren Erdoğan, sorunun çözümüne muhalefetin
katkısını istedi.

4- CHP lideri Deniz Baykal 18 Mayıs’ta ‘Geleceğin Türkiye’sini birlikte kuralım’ diyerek, silah bırakma sonrası ‘kutlama’ genel affından, ilk aşamada ana dilde dilekçeden yatırımlarda pozitif ayrımcılığa kadar bir dizi öneride bulundu.

5- Çukurca’da altı askerin mayın patlamasıyla şehit olması üzerine 28 Mayıs’ta konuşan DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ‘Çözüm isteyen elini tetikten çeksin’ dedi. Aynı gün Diyarbakır’da 72 kitle örgütü temsilcisi Gül’ün yaklaşımına destek açıkladı.

6- 2 Haziran’da Vaşington’da konuşan Genelkurmay Başkanı Başbuğ, ‘terörizmle mücadele insan merkezli’ ve ‘mevcut yasal sisteme uyumlu’ olmalı dedi, ABD’den işbirliğini istihbarat paylaşımının ötesine geçirmesini istedi. 

7- Başbakan Erdoğan, 7 Haziran’da (Türk’e hitaben) silah bırakması gerekenin güvenlik güçleri değil PKK olduğunu söyledi.

8- CHP lideri Baykal, 12 Haziran’da CHP yönetimine Kürt sorununa çözüm katkılarını ve gerekirse af düşüncesini anlattı.
Aynı gün Taraf gazetesinde yayımlanan ‘belge’ ve sonrasındaki tartışmalar açısından, Kürt meselesini yeniden Türkiye’nin gündemine getiren ilk açıklama, 15 Temmuz toplantısı ardından Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in yaptığı açıklama oldu. Bir de dün Başbakan Erdoğan’ın açıklaması...
Bu arada değişen nedir? Bu arada değişen, İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı olmasından bu yana hükümet ile asker arasında Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana görülmemiş sıcak ve yakın mesaidir. Önce belge, ardından yasa tartışmasının yürütülüş biçimi Cumhurbaşkanı Gül’ün 2009’dan umut beslemesine gerekçe gösterdiği siyaset-asker uyumuna gölge düşürmüş görünmektedir. Görünmektedir diye ihtiyat payı koymamın nedeni, Gül’ün yasayı ‘hükümete tavsiyelerle’ onaylamasından bu yana kamuoyuna yansıyan bir kıpırdanma olmamasıdır.
Hükümeti o yöne çekmek isteyenler açısından hükümet ve askerin arasının yeniden açılmasının bir önemi olmayabilir; hatta belki tercih edilebilir.
Başbakan Erdoğan’ın 2005’te Diyarbakır’daki ‘Kürt sorununu çözmek boynumuzun borcudur’ konuşmasından dönerken, etkili bir danışmanının ‘Hazırlıksız kaldık. Konuşurken keşke arkasında bir subay durabilseydi’ şeklindeki mecazi yakınmasını hatırlıyorum.
Erdoğan, 2005 Diyarbakır’da kaçırdığı şansı, 2009’da yakalamış olabilir. Muhtemelen üçüncü bir şansı bulamayacağının farkında da olabilir. O halde soralım: Türkiye’nin bir numaralı sorununa önemli bir dönüm noktasında Başbakan Erdoğan’ın askeriyle ilişkisindeki tercihi nedir? Asıl önem taşıyan o.