Erdoğan'ın zayıf halkası İstanbul değil, Ankara

İstanbul'u alan zaten Türkiye'yi alıyor, ama Ankara'yı kaybeden iflah olmuyor. Erdoğan'ın zayıf halkası Gökçekli Ankara gibi duruyor.

Twitter konusuna bugün girmeyeceğim; Başbakan zaten yarım akıllı danışmanları sayesinde kendisini içeride ve dışarıda yeterince hedefe koydu.
Yetmedi ki Facebook ve YouTube da sıraya girdi.
Twitter yasaklanınca ‘140 harften korkuyor’ diyen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu buna ne diyecek acaba?
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bile dün bu kadar yıllık yol arkadaşı Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Twitter yasağı kararıyla dalga geçti; “Engellenemez, kullananlar ikiye katlandı” diye.
Ama zaten Gül, Erdoğan’a açıktan cephe almadan saatler önce ABD Başkanı Barack Obama, dört bir koldan çakmaya başlamamış mıydı Erdoğan’a.
İnternet yasağını, Nazilerin marifetiyle bir tutarak ‘21’inci Yüzyılın Kitap Yakışı’ diye Dışişleri bloğundaki bir makaleyi, hem de ABD’nin Ankara Büyükelçiliği, üstelik resmi Twitter hesabından yazmamış mıydı? (ABD Dışişleri Müsteşarı belki böylece 19 Mart’ta Erdoğan’ın telefonuna çıkarttığı için Obama’dan yediği müthiş fırçayı affettirebilmiştir. Onu da sonra anlatırım.)
Lakin bugün konumuz o değil. Erdoğan nasıl olsa kendi paralel evreninde İstanbul mitingini gösterip ‘İşte millet burada, demek ki haklıyım’ diyecektir.

* * *

Konumuz İstanbul ve Ankara.
Herkes İstanbul’a bakıyor; Türk siyasetinin altın kurallarındandır:
İstanbul’u alan, Türkiye’yi alır. Bu ani ve acısız bir ölümdür.
Ama Ankara’yı kaybeden Türkiye’yi kaybeder. Bu acılı bir ölümün başlangıcıdır.
Refah Partisi’nin, İslami değerler temelinde siyasetin yükselişi 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’da, Melih Gökçek’in Ankara’da seçilmesiyle başlamıştı.
İkisinin arasında fark vardı. Erdoğan, daha İmam Hatip okullarından başlayarak o dünyanın büyümüştü. Kazandığı İstanbul, zaten beceriksizlik zincirine yolsuzlukla tüy dikmiş SHP’li belediyeden yaka silkiyordu; karşısında güçlü bir aday bulunca ona yöneldi.
Gökçek siyasete gözlerini 12 Mart sonrası ülkücü olarak açmış, 12 Eylül sonrası ANAP’a katılmış, ANAP’ın inişe geçmesiyle ikbali Milli Görüş’te bulmuştu. Ülkücüler de, İslamcılar da, merkez sağcılar da Gökçek’e verdi. Yine de o seçimlerde CHP, DSP, SHP birbirine düşmese, sadece 6,500 oy farkıyla Ankara’yı alamayacaktı, ama aldı.
Anketlere bakarak konuşmayacağım; en güvenilir olanları dahi henüz 15-20 kararsız gösteriyor. Yüzde 4-5 yanılma payı veriyorlar ki bu yüzdeyle iktidarlar el değiştirir. Seçim sonuçları sürprizlerle dolu olabilir.

* * *

CHP’li Mustafa Sarıgül’ün AK Partili Kadir Topbaş karşısında işi kolay değil.
Birincisi Topbaş’ın desteği, Erdoğan’ı rahatsız eden çalışmalara göre AK Parti’den fazla. Zaten bu yüzden seçilirse yanına güçlü bir başkan yardımcısı verip, ilk seçimde onu Meclis’e almayı düşünüyor. Böylece hem dokunulmazlık sağlamış, hem de yeni dönüşümlerle dünya çapında bir rant kaynağına dönüşerek İstanbul’un başına kendisine medyunu şükran birisini getirecek. Sarıgül ise CHP örgütünden tam destek alamıyor, ama onun avantajı da modernist kesimde yaygınlaşan ‘Bas geç’ sloganı.
İkincisi, Topbaşın belediyeciliği mesela Gökçek’in belediyeciliği gibi değil; şehrin her kesimi bir şekilde hizmet alıyor. Sarıgül Şişli’de başarılı bir belediyecilik geçmişini örnek gösterip bunu dengelemeye çalışıyor. Bu gayret 2009’da yüzde 44.2 AK Parti, yüzde 37 CHP olarak oluşan 7.2 puan farkı kapatmaya yetecek mi? İstanbul’daki soru budur. (HDP’yi ‘oy bölmekle’ suçlamak haksızlık. HDP’ye oy verecek seçmen içinde o olmaza CHP’ye verecek olan küsurattır. Benim gördüğüm Gezicilerin çoğu Erdoğan’a inat ‘Bas geç’ kıvamında.)
Üçüncüsü, Topbaş’ın destekçileri arasında hemşeri grupları, dinsel cemaatler, iş grupları gibi kolektif karar alma yetisine sahip oluşumlar var. Gerçi Sarıgül de kitleye dokunabilme yetisiyle ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun geniş cephe politikasıyla gösterdiği adaylarla belli ilçelerde bunu aşma gayretinde. Ama Ankara’da Gökçek’in kitlesi öyle değil.

* * *

Ankara’da Gökçek’in geleneksel seçmeninin büyük kısmını, düzenli işi olmayıp Gökçek sayesinde belediyeden fayda gören, kömür, yiyecek yardımlarına, halk konserlerine müteşekkir, ama çıkarına göre kolayca yön değiştirebilecek örgütsüz kalabalıklar. Ve onlara yön verilmesini bugüne dek sağlamış dar ama örgütlü bir kitle; Fethullah Gülen cemaati.
Belki de o nedenle AK Parti’de herkese farz olan söze başlarken Gülen’e çakma mecburiyetinden bir tek Gökçek muaf. Cemaatçiler bu konuda fazla konuşmuyor ama ‘Hele bir konuşsun’ kıvamındalar.
Kılıçdaroğlu’nun CHP Ankara adayı olarak eski MHP’li Mansur Yavaş’ı göstermesi Gökçek’in kâbusu olmuş durumda. Kaderin cilvesine bakın ki, zamanında Necmettin Erbakan da Ankara’yı almak için merkez sağcıların da oy vereceği ülkücü kökenli Gökçek’te gelecek görmüştü.
Birincisi, Yavaş, CHP’nin ulaşmayı aklına getirmeyeceği kesimlere ulaşma yetisine sahip. Erdoğan’ın CHP’ye tuzak olarak getirdiği ilçe ve kırsal oyların Büyükşehir’e katılması ilkesi Ankara’da Yavaş sayesinde etkisiz hale gelebilir. Yavaş’ın, Ankara’nın CHP’nin pek az varlık gösterdiği muhafazakâr, Sünni Türk kesimlerinde desteği var. Haymana, Bala, Şereflikoçhisar’daki Kürt seçmen zaten bir süredir BDP’ye yönelmişti ‘Kürt rönesansı’ havasında; oradan AK Parti’ye de hayır gelmez bir başka pazarlık dönmezse. Alevilerin itirazı Çankaya’da Alper Taşdelen adaylığı ile yatışmış görünüyor. Sağcı, solcu laikler zaten Kılıçdaroğlu değil Yavaş gibi merkeze yakın sakin bir ismi, aykırı örnek olsun diye söylüyorum, mesela Mehmet Ağar’ı da aday gösterse ‘Bas geç’ diyecek Gökçek alerjisine sahipti bir süredir.
Mesela AK Parti, kalesi sayılan ilçelerden, Erdoğan’ın evinin de bulunduğu Keçiören’i kaybedebilir. Eski Başkan Turgut Altınok bu defa BBP adayı. Keçirören’de Altınok’a oy atanların ciddi bir kısmı Büyükşehir’de Yavaş’a mührü basacak gibi. Bir MHP yönetici geçen hafta bana ‘Genel Merkez olarak uyarıyoruz ama bir iki milletvekilimiz maalesef Yavaş’a çalışıyor’ dedi bana. Eski Ak Parti milletvekili Suat Kınıklıoğlu Yavaş’ın kurmay heyetinde. AK Parti içinde Gökçek düştüğünde iki tekme de ben vurayım diye bekleyenler yok değil, o kadarını söyleyeyim.
İkincisi, Yavaş’ın (tıpkı Sarıgül’ün Şişli’de olduğu gibi) Beypazarı’nda başarılı bir belediyecilik geçmişi var. Daha o zamandan Yavaş, diplomatik camia dahil Ankara’da tanınan bir isimdi. Gökçek ise metro inşaatına ayrılan bütçeyi BOTAŞ’a doğal gaz borçlarının haczine kaptırınca, Binali Yıldırım’ın Ulaştırma Bakanlığına muhtaç olmuş bir belediyeci. Erdoğan olmasa 20 öncesi Murat Karayalçın’ın planladığının ötesinde bir metre hat açamayacaktı. Gökçek, kendisine oy verene hizmet götürüp diğerlerine sırtını dönmenin simgesi oldu.
Üçüncüsü, bu nedenle Yavaş’ın desteği, CHP’nin desteğinin üzerine çıkmış görünüyor.2009 yerel seçimlerinde AK Parti yüzde 38.5, CHP 31.5, MHP de 26.9 almıştı. Yani AK Parti ile CHP arasında 7 puan fark vardı. MHP’de ve genel olarak sağ seçmende Yavaş nedeniyle oluşan hareketlilik, cemaatin Ankara tutumundaki belirsizliğe rağmen, farkın kapanabileceği yönünde.

* * *

Gelelim büyük resme. Türkiye’ye dışarıdan bakılında oy oranlarından çok, üç büyük şehir görünüyor: İstanbul, Ankara, İzmir. Burada denge 2-1.
Adana, Bursa, Antalya, Samsun, Erzurum, Balıkesir, Manisa, Hatay gibi nirengi noktaları da var gerçi...
Ama bütün mesele bu 2-1 sonucun değişip değişmeyeceğinde. CHP bir il daha alsa, başka deyişle AK Parti bir il daha kaybetse, Türkiye’nin siyasi dengesi değişecek gibi.
İzmir’de CHP’nin kaybetmeyeceği tahminine gerçekçi AK Partililer de teslim olmuş durumda. Binali Yıldırım’ın özellikle de Twitter yasağını savunması ardından, her koşulda Erdoğan’a bağlı seçmen dışında İzmir’den oy alması zor gibi.
İstanbul’u alan zaten Türkiye’yi alıyor, ama Ankara’yı kaybeden iflah olmuyor.
Erdoğan’ın zayıf halkası Gökçekli Ankara gibi duruyor.