Ergenekon aksamasa, Çankaya toplanır mıydı?

Gül?ün toplantısı ardından bir soru sorulmalı: Kim bu usul yasalarına özen göstermeyen?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dün Dışişleri Konutu’nda ‘Yasama, Yürütme ve Yargı’ organlarının başkanlarıyla yediği yemek ardından yapılan açıklamanın ruhunu “usul yasalarına azami özen gösterilmesi” ifadesinde bulmak mümkün. Gül’e göre usul yasalarına azami özen gösterilirse; 1- Türkiye daha da güçlenecek, 2- Karşılaşılan sorunların aşılması kolaylaşacak, 3- Toplumda güven ortamı pekişecek.
Açıklamadan ülkemizde Yasama, Yürütme ve Yargı’yı ilgilendiren birçok konunun, ‘dünyada ve bölgemizdeki önemli gelişmelerden hareketle’ samimi bir atmosferde ele alındığını ve üzerinde etraflıca durulduğunu da okuyoruz.
Cumhurbaşkanı’nın girişiminin iyi niyetli ve olumlu olduğu inancımızı saklı tutarak sorgulamaya başlayabiliriz.
Toplantıya giriş ve çıkış saatlerinden, Cumhurbaşkanı Gül başkanlığında, Başbakan Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı Köksal Toptan, bütün yüksek yargı başkanları dahil devletin üst kademesindeki 12 kişinin bu konuları etraflıca görüşüp, bir yandan da yemek yemesi ne kadar sürmüş biliyor musunuz? Anadolu Ajansı’na göre, yaklaşık bir buçuk saat. Bu kadar ağır konuyu etraflıca görüşmek için yeterli bir zaman olduğunu söylemek güç.
Ancak şu mümkün: Ağırlama, hal hatır faslından sonra Cumhurbaşkanı’nın son gelişmeleri özetleyip fikirlerini söylemiş, katılımcıların da birkaç cümleyle hukuk ve usul yasalarına uyulsa ne kadar isabetli olacağında mutabık kaldıklarını belirtmiş, ardından toplantının tekrarı temennileriyle vedalaşmışlardır. Bu da olumludur, ama çerçeve budur.
Peki ‘usul yasalarına azami özen gösterilmesi’ hangi sorunlara karşılaşıldığında aşılmasını kolaylaştıracak, toplumda güveni pekiştirecek ve Türkiye’yi daha da güçlü kılacaktır?
Açıklamada ‘dünyada ve bölgemizdeki önemli gelişmelerden’ söz edildiğine göre, usul yasalarına azami özenin örneğin dünya çapındaki mali krizde, ya da bölgesel çaptaki Gazze krizinde karşılaşılan sorunların aşılmasını kolaylaştıacağından mı söz edilmektedir? Tabii ki hayır.
Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’e toplantı ardından muhabirlerin ‘Ergenekon gündeme geldi mi?’ sorusuna, ‘Genel ilkeler üzerinden bir görüşme yapıldı’ yanıtını vermiş. Gerçeker ayrıca yemekte “her şeyin hukuk kuralları içerisinde olması gerektiğinin dile getirildiğini” söylemiş.
Köşk kaynakları, ısrarla yemekte Ergenekon’un adının bile geçmediğini söylüyorlar. Doğru olabilir. Cumhurbaşkanı Gül’ün daveti yeni yıl vesilesiyle verme kararını aralık sonunda aldığı da doğrudur. Ama Ergenekon soruşturması ve o soruşturmada yaşanan aksaklıklar, yanlışlıklar olmasa dünkü toplantının aynen dünkü şekliyle yapılacağını, o açıklamanın çıkacağını kim söyleyebilir?
Açıklamanın ruhu nasıl ‘usul yasalarına özen’ ise, toplantının ruhunun da Ergenekon davası ve o çerçevede Yasama, Yürütme ve Yargı arasında yaşanan sıkıntılar olduğu kabul edilmeli.
Cumhurbaşkanı Gül’ün dünkü açıklamasında usul yasalarına gösterilecek özenin sorunların aşılmasını kolaylaştıracağı, toplumda güveni pekiştirip ülkeyi güçlendireceği tespiti, ancak Ergenekon davası çerçevesinde anlamını bulan bir saptama.
Önemli bir nokta da Gül’ün (yargı başkanlarını da kendi içinde ilk kez bir araya getiren) bu önemli toplantıdan birkaç gün önce kime hizmet ettiği belirsiz Ergenekon muhbiri Tuncay Güney’in TRT’de konuşturulma şeklini isim vermeden sorumsuzlukla suçlamış olması.
Başbakan Erdoğan’ın sürekli yakınmasından ve Genelkurmay’ın son açıklamasından da hareketle bu sözlerin muhataplarından birisinin resmi ve özel medya olduğunu varsayabiliriz. Yakınma, medyanın Ergenekon davası zanlı ve sanıkları hakkında usul kanunlarına aykırı yayın yaptığı eleştirisini içermektedir. Medyaya eleştirilere verilecek yanıtı da saklı tutalım.
Sahi kim bu usul yasalarına özen göstermeyip, başta Cumhurbaşkanı, Yasama, Yürütme ve Yargı başkanlarının tepkisine muhatap olanlar? Soruşturmayı yürüten savcılık ve onun yönlendirmesinde olması gereken polis gücü olabilir mi? Pek çok kişi hakkındaki pek çok yönlendirme bilgisi savcı ve polis kasalarından çalınarak elde edilmiş olamayacağına göre, kimdir bu eleştirinin muhatabı? Yargı üzerinde siyasi baskı kurulması yanlış ve kabul edilemez olduğuna göre, geride hizada durması istenen kim kalıyor? Kim alacak Cumhurbaşkanı Gül’ün eleştirisini üzerine ve gereğini yapacak? Kim?