Ergenekon, Azerbaycan, Kıbrıs

Bazı dış politika konuları, iç politikayla fazla iç içe. Azerbaycan ve Kıbrıs'ın yükselişi tesadüf mü?

Dün Ankara siyasi gündeminde en çok konuşulan üç konu Ergenekon, Azerbaycan ve Kıbrıs oldu.
Sonuncudan başlarsak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki 19 Nisan seçimi Derviş Eroğlu’nun Ulusal Birlik Partisi’nin almış olması, Ankara’daki yönetim çevrelerinde hayal kırıklığı, muhalefette memnuniyet yaratmış izlenimi veriyor. Başbakan Tayyip Erdoğan dün grup konuşmasında Eroğlu’na “Biz orada Cumhurbaşkanı’nın (Mehmet Ali Talat) elini zayıflatacak herhangi bir adımın hiçbir zaman yanında olmayız” diye buz gibi bir ‘tebrik’ mesajı gönderdi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül daha dengeli, daha Dışişleri çizgisinde kaldı ve ‘Kıbrıs Türk halkı seçimini yapmıştır’ dedi ve müzakereleri Talat’ın yürüttüğünü, Ankara’nın da müzakere sürecini desteklediğini söyledi. MHP lideri Devlet Bahçeli ise KKTC seçimlerinde UBP’nin galibiyetini, bir yerde AK Parti’nin mağlubiyeti saydı ve Erdoğan’ın ders çıkarması gerektiğini söyledi.
Azerbaycan’ın Ermenistan’la görüşmeler nedeniyle Türk iç politikasına dahli, Başbakan Erdoğan’ı fazlasıyla kızdırmış görünüyor. Dün Meclis’teki konuşmasında Azeri Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e örtülü sitem etti, Türkiye’de muhalefet partilerini dolaşıp destek isteyen Azeri milletvekili heyetini kınadı. Dün bir Azerbaycan heyetiyle daha görüşen CHP lideri Deniz Baykal ise, Cumhurbaşkanı Gül’ü Bakü’ye gidip durumu etraflıca anlatmaya, gönül almaya çalışmaya çağırdı.
Azerbaycan denkleminde pek az kişinin dikkat ettiği (Dünkü Radikal’de Deniz Zeyrek’in işaret ettiği) bir husus ise, Rusya-Gürcistan çatışması ardından hızlanan Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasının Bakü’de ‘Ankara yönetimi değiştirmek mi istiyor?’ sorusuna da yol açmış olduğu. Saçma gelmesin, 1995’te Türk devletinin resmi görevlilerinden oluşan bir grup, Azerbaycan’daki kafadarlarıyla birlikte Haydar Aliyev’i, yani İlham beyin babasını devirmeye teşebbüs etmişler, bu işten habersiz olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel son anda komployu öğrenip dostu Haydar beyi uyarınca darbe önlenebilmişti.
Dün Ankara siyasi gündemindeki diğer konu olan Ergenekon davasında adı geçen bazılarının Kıbrıs ve Azerbaycan’da yakın geçmişte olup bitenlerde de adının geçmesi ilginç değil mi sizce. KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın Kıbrıs Türk topraklarının Türkiye kaynaklı yasadışı siyasi-askeri örgütlenmeler için kullanılmış olabileceği demeçleri kayıtlarda duruyor. Neden Türkiye’de karanlık işlerden başı derde giren bazıları hep kapağı uluslararası denetimin dışında kalmış KKTC’ye attı bir dönem? Nasıl aldı? Ergenekon davasında darbe girişimi zanlısı olarak tutuklanan ve mahkûm olana dek masum sayılması gereken Türk-Metal Sendikası’nın Başkanı Mustafa Özbek, neden üs olarak KKTC’yi seçti? Maddi ve siyasi olarak diğer sendikaların çok ötesinde güçlenmesinde bu durumun bir payı oldu mu? O dönemlerin çoğunda KKTC Başbakanı olan Derviş Eroğlu, soruşturmanın sonuna dek götürülmesini istiyor.
Güzel bir istek. Peki Ergenekon hâkimleri, dün CHP lideri Deniz Baykal’ın gayet doğru ifadesiyle tek güvence kalan Türk hâkimleri, savcılık makamının iddialarını bu konularda haklı bulurlarsa siyasi dengeler bundan etkilenmeyecek mi? KKTC’de çok sık göründüğü anlaşılan Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgenerel Veli Küçük, Azerbaycan’da da tanınan, bir kısım Azeri muhalefetinin el üzerinde tuttuğu bir isim değil miydi? Azerbaycan’da darbe girişiminin olduğu yıllarda, Ömer Lütfü Topal’ın kumarhane zincirinin rolü, daha sonra öldürülmesi vesilesiyle 1996 Susurluk olayı ardından tartışılan ana konulardan biri olmamış mıydı? Kutlu Savaş’ın raporunu dönüp okuyan bir savcı yok mu?
Irak’a 2003 fiyaskosu üzerinde daha yeterince durulmadı, hâlâ karanlıkta kalan noktalar var. Ama 2002-2004 darbe girişimlerinin (ki dünkü Hürriyet’te Enis Berberoğlu’na konuşmuş Deniz Baykal’ın da bu girişimlerin mevcudiyetine ihtimal verdiğini artık okuyoruz) Irak boyutu var mıydı? Aynı dönemde Annan Planı görüşmelerinin sürdüğü Kıbrıs boyutu olmuş muydu?
Savcılar ve polis yardımcılarının Ergenekon icraatı ortada; benim ‘o da dahil edilsin, bu da’ gibi bir sulandırma niyetim yok. Gerçek hedeflerin ve bağlantıların peşinden gidileceğine, ideolojik intikam duygularının peşinden gidilmesine, hayali hedeflerle gölge boksunun fayda sağlamayacağına inandığım için yazdım bunları.