Ergenekon davası amacına ulaştı

Erdoğan'ın 28 Nisan 2007'de askere karşı duruşuyla başlayan caydırıcılık hamlesi, kişisel mağduriyetler pahasına dün amacına ulaştı.

İlker Başbuğ’un Ergenekon isimli bir terör örgütü kurup yönettiğine ihtimal vermeyenler arasında Başbakan Tayyip Erdoğan da vardı.
HaberTürk’te 1 Şubat 2013’te yayımlanan programda, tutuklu yargılanmasına ‘terör örgütü mensubu’ gerekçesini gösterenler için “Tarih affetmez” demişti. Ne de olsa Başbuğ 2006-2010 yılları arasında Erdoğan’ın önce Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nı, sonra da Genelkurmay Başkanlığı’nı yapmıştı. Başbuğ, dün Ergenekon davasında ömür boyu hapis cezasına çarptırılan 17 kişi arasında yer aldı.

Müebbete çarptırılan diğer isimler arasında Başbuğ’un İkinci Başkanı Hasan Iğsız, eski Jandarma Komutanı Şener Eruygur, eski Birinci Ordu Komutanı Hurşit Tolon ve Erdoğan’ın eski askeri danışmanı Nusret Taşdeler gibi üst düzey askeri kişilikler de vardı. Adı daha önce Susurluk ve faili meçhul cinayetlerde de anılmış emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve 2007’de öldürülen Hrant Dink davalarına önayak olmuş Avukat Kemal Kerinçsiz ve 2006’da Danıştay Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’in katili Alparslan Arslan da müebbete çarptırıldı. İki siyasi parti lideri, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve gazetecilikten gelen Yeni Parti Genel Başkanı Tuncay Özkan da Özel Yetkili 13’üncü İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nce ömür boyu hapse mahkûm edilenlerden.

Gazeteci Mustafa Balbay 34 küsur, yazar-akademisyen Yalçın Küçük 22 küsur, eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz 13 küsur yıla mahkûm edildi. Balbay gibi içerideyken CHP milletvekili seçilen Mehmet Haberal 12 küsur yıl aldı ama yattığına mahsuben tahliye edildi. Fakat yine CHP vekillerinden eski Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, 13 yıl mahkûmiyet aldı.

Bu haberleri ayrıntılarıyla okudunuz, okuyacaksınız zaten. Dava, yürütülmesi kadar sonuçlarıyla daha çok tartışmaya konu olacak türden. Uzun ve uzatılmış tutukluluk süreleri, sanıkların savunma hakkının kısıtlanması türünden iddialar, bu kararların çoğunu temyiz sonrasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyabilir. Bu sorun Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç tarafından da dile getirilmiştir. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün mahkeme kararını ‘gayri meşru’ ilan etmiş, MHP lideri Devlet Bahçeli ‘hukuk cinayeti’ olduğunu söylemişir.

Yine de bugünden görülebilen bir şey var: Erdoğan, 27 Nisan 2007 gecesi Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığı döneminde verilen e-muhtıra üzerine yaptığı toplantıda aldığı ve 28 Nisan’da kamuoyuna duyurduğu direnme kararı, dün tamamına ermiştir. O gün askere “Kendi işine bak” diyen Erdoğan hükümeti, hemen ardından gücünü tazelemek üzere erken seçim ilan etmiş, Ergenekon soruşturmasına başlamış, Meclis’te gereken hukuki düzenlemelerle yasal zemin askerin siyasete müdahalesiyle mücadeleye daha uygun hale getirilmiş ve Balyoz davasıyla bir aşaması geride kalan bu ‘caydırıcılık süreci’ dün tamamlanmıştır.

Ergenekon davalarının açılmasından bu yana toplumda belli bir ölçüde de olsa var olan, askerin siyasete karışmasını, hatta müdahalesini normal sayma (kötü) alışkanlığı kırılmıştır. Bu bakımdan iktidarın ancak demokratik yoldan değişebileceği anlayışının yerleşmesine hizmet eden bir yönü olmuştur. Öte yandan, davaların açıldığı sırada toplumun geniş kesimine hâkim olan meşruiyet algısı, dava ilerledikçe hükümete muhalif, farklı siyasi görüşte kimselerin çoğu zaman ikna edici olmayan tanıklık ve kanıtlarla aynı kapsama dahil edilmesiyle tartışılmaya başlanmıştır. ‘Kurunun yanında yaşın da yanması’ sözüyle ifade edilebilecek bu durum, Ergenekon davasının bu yönüyle adalet duygusunu zedelemesine yol açmış ve bazı sanıkların haksız yere, sırf ibret olsun kabilinden ağır cezalara çarptırıldığı kanısı uyanmıştır. Erdoğan ve hükümetinin, askerin siyasete müdahalesi önünde demokratik caydırıcılık sağlama amacıyla muhtemel kişisel mağduriyetleri, ödenmesi zorunlu bir maliyet olarak önceden göze aldığı söylenebilir. Hükümetin 2010 referandumuna eklediği bir maddeyle, AİHM öncesi Anayasa Mahkemesi’ne başvurma zorunluluğu getirmesi, bir yönüyle Ergenekon ve benzeri davaların Strazburg’a taşınmasını en azından geciktirecektir. Bu tablo da Erdoğan’ın hukuki maliyetini göze alarak siyasi amacına her ne pahasına olursa olsun ulaşma anlayışını göstermiştir.