'Erk' toplantısı mı erkek toplantısı mı

Her alanda kadının etkisi azalırken kadına şiddet hızla büyüyor.
'Erk' toplantısı mı erkek toplantısı mı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yeni yılın başında yargı, yasama, yürütme erklerinin başındakileri Çankaya Köşkü’nde öğle yemeğine davet etmesi iyi oldu. Gül bunu daha önce de yapmıştı, ama bu yıl Başbakan Tayyip Erdoğan’ın erkler, kuvvetler ayrılığı tartışmasını açmasını takiben ayrı bir anlamı da oldu. Gül’ün devletin zirvesindeki çeşitliliğin altını ‘kıymetini bilelim’ dercesine çizmiş olması da iyiydi.

İyi olmayan ise erkler ayrılığı ve çeşitliliğinin böylece vurgulandığı yemekte, cinsiyet çeşitliliğinin hiç yer bulamamasıydı.

Gül’ün erkler sofrasının iki yanına sıralanmış, aralarında Başbakan Erdoğan, Meclis Başkanı Cemil Çiçek, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın da bulunduğu tam 13 makam sahibi arasında bir tek kadın bulunmuyordu. Bu yönüyle ‘erkler toplantısı’ adeta ‘erkekler toplantısı’ görünümündeydi. Yeni girdiğimiz 2013 yılı itibariyle devletin yargı, yasama, yürütme erklerinin zirvesinde, toplumun yarısını oluşturan kadınların sesini duyuracak tek bir isim yoktur.
Peki, hiç olmuş muydu? Evet, olmuştu. O zaman da çok yetersizdi, o zaman da çok zordu, ama biraz da olsa ümit doğmuştu. Bu ülke neticede kadın başbakan, kadın Anayasa Mahkemesi başkanı gördü. Mesela kadın vali gördü.

Şimdi bulunmamaktadır ve durumun kadının toplum ve yönetimdeki görünürlüğü bakımından düzeleceğine dair bir işaret de görünmemektedir.

Bakanlar Kurulu’nun tek kadın üyesi Fatma Şahin’in başında bulunduğu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün ‘Türkiye’de Kadının Durumu’ 2010 ve 2011 raporlarındaki veriler karamsar bir tablo çizmektedir.

Bu rapora göre, bürokrasinin yalnızca yüzde 7’si kadınlardan oluşmaktadır, bunun büyük kısmı yönetici kademelerde değildir. Kadın müsteşar yoktur. Ülkedeki 81 il valisi arasında sadece bir kadın vardır. 464 vali yardımcısından sadece 10’u, 801 kaymakamdan sadece 13’ü ve geleceğe ilişkin ümitleri azaltan şekilde 261 kaymakam adayından sadece 8’i kadındır. Bürokraside kadınların en iyi -demek doğruysa en iyi- durumda olduğu Dışişleri Bakanlığı’nda 110 büyükelçiden sadece 11’i kadındır.

Üniversitelerde her dört profesörden biri kadındır. Öte yandan 700 bin erkek okumaz yazmaza karşın 3 milyon küsur kadın okumaz yazmaz bulunmaktadır.

Özel sektörde durum daha vahimdir. Kadınların işgücüne katılım oranı 1990-2010 arasındaki yirmi yılda yüzde 34’ten yüzde 27’ye gerilemiştir. Her üç kadın çalışandan yalnızca biri sigortalıdır. Tarım sektörü bir felakettir; çalıştığını söyleyen kadınların yüzde 77’sinin bu ağır emeklerinin karşılığında kazancı yoktur, ne de olsa aile işidir. Türk sanayicilerinin örgütü TÜSİAD’ın başında bulunan Ümit Boyner, yerini bir erkek meslektaşına, Muharrem Yılmaz’a bırakırken kadın olması nedeniyle erkek muhataplarından, özellikle de politikacılardan gizli ayrımcılık görmüş olduğunu söylemiştir.

Başbakan Erdoğan dün Bakan Şahin’in ev sahipliğinde uluslararası aile ve sosyal politikalar zirvesine katılmıştır. Başbakan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de benimsediği 3 çocuk talebini yinelemiştir. Üç çocuk, nüfus ve işgücü geleceği açısından önem taşımakta, ama üç çocukla kadının işgücüne nasıl katılacağı sorusuna kadını eve bağlama dışında bir cevap aranmaktadır. Bugün Türkiye’de kadın sorunu deyince akla ilk gelen ise ne yazık ki kadına yönelik şiddet olmaktadır. RTÜK bir TV kanalına ‘özendirme’ suçlamasıyla ilk kez ağır bir ceza vermiştir.

Bürokrasiden üniversiteye, siyasetten iş dünyasına kadının görünürlüğü, etkisi azalırken kadına şiddetin bir toplum sorunu olarak büyüyor olması rastlantı mıdır?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu dün yıllık büyükelçiler toplantısında Türkiye’nin daha yükseklere kanatlanıp uçmak için yaptığı hazırlıkları anlatmıştır. Kanatlardan biri kırılmışken yükseklere uçmak ne kadar mümkün olacaktır?

Çankaya’daki resim, kanatlardan biri kırıkken ya da sarılmış askıdayken uçmaya çalışmanın resmidir.