Ermeni meselesi dış politikayı zorluyor

Türkiye gibi bir ülkenin bütün dış politikasını her yıl ABD Başkanı'nın Ermeni meselesine dair oylamayı engellemesi üzerine kurması doğru mu?

ŞİKAGO - Otel odamda, binaların arasından Mişigan Gölü'nü gören masamın üzerinde bir liste var. ABD'nin büyük şehirlerinden Şikago'nun da bağlı olduğu İllinois eyaletinin Vaşington'a, Temsilciler Meclisi'ne gönderdiği milletvekillerinin listesi. Toplam 19 temsilciden 14'ü, 1915-18 arası Anadolu'daki Ermenilerin soykırıma maruz kaldığını söyleyen tasarıya imza koymuşlar. Zaten sekizi Temsilciler Meclisi'ndeki Ermeni Dostluk Grubu'nun üyesi.
Illinois eyaleti, Türkiye'de daha çok bilinen Kaliforniya ve İllinois'e komşu Mişigan eyaletleri ardından ABD'de en yüksek Ermeni kökenli nüfusa sahip üçüncü eyalet. Yani yerel politika üzerinde Ermeni baskı gruplarının belli bir etkisi var. Eyalet ise öteden beri ABD politikalarında etkili. Örneğin, 2008'de yapılacak ABD Başkanlık seçiminde Demokrat Parti'nin (eski başkan Bill Clinton'ın eşi senatör Hillary Clinton'ın yanı sıra) önde gelen aday adaylarından biri olan Barack Obama, Illinois senatörü.
Önceki akşam, Türkiye'nin Şikago Başkonsolosu Kenan İpek'in TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu onuruna verdiği yemekte konuşulan konulardan birinin neden bu olduğu kolaylıkla anlaşılabilir yani. İpek, deneyimli bir diplomat. Buradaki mesaisinin bir bölümünü de Ermeni lobisine karşı Türkiye'nin tezini anlatma çabası oluşturuyor.
Ne yazık ki, çalışma bir tez anlatma çalışmasından çok, Ermeni lobisinin kazanımlarını olabildiğince dengelemekle sınırlı. Ama bu İpek'in eksikliğinden değil, Türk resmi siyasetinin eksikliğinden kaynaklanan bir durum. Ermeni silahlı örgütlerinin Türk diplomat ve temsilcilerini (hem de bir münferit olay dışında Kıbrıs harekâtının ardından) öldürmeye başladığı 1974'ten bu yana yeniden uluslararası gündeme oturan Ermeni meselesinde Türk dış politikası neredeyse bütünüyle savunma konumunda.
Örneğin, yarın bu şehre yeni Dışişleri Bakanı Ali Babacan gelecek. Yüksek lisans çalışmasını yaptığı göle nazır Northwest (Kuzeybatı) üniversitesinde, Şikago üniversitesinde ve düşünce kuruluşu Küresel İlişkiler Konseyi'nde birer konuşma yapacak. Konuşmasında Ermeni konusuna değinmez ise, mutlaka bu yönde sorulara muhatap olacak. Söyleyeceği, şimdiye kadarki dışişleri bakanlarının söylediğinden ve Türkiye adına paralel diplomasi yürüten TOBB gibi, TÜSİAD gibi kuruluşların söylediklerinden muhtemelen farklı olmayacak.
Özeti şudur: Ermeni karar tasarısı Kongre'de kabul edilirse, bu Türk-ABD ilişkilerine büyük zarar verir. O nedenle ABD yönetimi geçmemesi
için çalışmalıdır.
Bunda gerçeklik payı yok değil. İşin doğrusu, Ermeni soykırımı iddialarının Kongre'de onay görmesi, Türk-ABD ilişkilerinde 1964 Kıbrıs-Johnson mektubu, 1974 Kıbrıs harekâtı-ambargo ve 2003 Irak tezkeresinin Meclis'te reddinin yol açtığı kadar, belki daha büyük bir sarsıntıya yol açacaktır. Türk kamuoyundaki Amerikan karşıtlığı ve genel olarak Batı karşıtlığı daha da tırmanacak, ne mevcut Tayyip Erdoğan hükümetinin, ne de başka bir hükümetin bundan böyle ABD ile Irak, İran, Afganistan gibi güncel ya da diğer konularda işbirliği yapması zorlaşacaktır.
Ama Türkiye gibi bir ülkenin bütün dış politikasının ABD Başkanı'nın her yıl bir mektup yazarak Kongre'de bir oylamayı engellemesine bağlaması doğru mu? Türkiye gibi bir ülkenin bütün dış politika çabasını neticede ABD Başkanı'nın bir karar tasarısını (üstelik de 'Bu ülke bizle askeri işbirliği yapar ve İsrail'i kollar. O yüzden dokunmayın' gibi bir nedenle) durdurması üzerine kurması doğru mu? Bunun karşılığında Türkiye acaba neleri yapmıyor, neleri yapıyor, tam olarak biliyor muyuz?
Ermeni karar tasarısı ABD Kongresi'nde diyelim başkanın o mektubu imzalamaması sonucu kabul edildiğinde olacaklar Ankara'nın endişesi. ABD'nin dünyaya örnek olması tezi artık eskidi; dünyada Fransa'dan Polonya'ya Arjantin'e dek parlamentosundan bu kararı geçirmeyen ülke az kaldı. Sorun, bu tezin ABD sisteminde bir içtihada dönüşmesi
halinde, Anadolu'dan göçmüş Ermenilerin sigorta şirketleri aracılığıyla geride kalmış mal ve mülkleri üzerinde hak ve tazminat iddia edeceği endişesi.
Bu sorunu açıkça teşhis edip ona göre tedavi geliştirmeye çalışmak yerine, Türk hükümetleri ülkenin dış politikasını böyle ABD Başkanı'nın ipoteği altında tutma pahasına devekuşu siyasetinde ısrar ediyor.
Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu, belki kendi ideolojik tercihleri nedeniyle itiraf edemiyor, açıkça söyleyemiyor ama, bir konuda haklı: Türkiye tarihiyle bir şekilde barışmalı.
Çünkü Türkiye, sıçrama yapmak için coğrafyasından yararlanmak isterken, tarihi onu paçalarından çekiyor. Türkiye'nin Ermeni politikası sürdürülebilir olmaktan çıkıyor.