Ermeni normalleşmesi anormal başladı

İlk adım çok zor atılabildi. Erivan, Ankara ile normalleşme yolunun Bakü ile normalleşmeden geçtiğini görmeli

Türkiye ve Ermenistan arasındaki ‘normalleşme’ protokollerinin Zürih’teki imza töreninin dün Türkiye saatiyle 18.00’de yapılacağı açıklanmıştı.
Öğleden sonraki saatlerde Zürih’e inen Türk heyetindeki bir diplomata telefonda ‘Sorun var mı?’ diye sordum. Sormamın nedeni, hem Fransız haber ajansı AFP, hem de Amerikan haber ajansı AP’nin Zürih’ten geçtiği haberlerin pespembe ve abartılı bir ‘Yüz yıllık anlaşmazlık sona eriyor’ tonunda yazılmasıydı. “Her şey fazla yolunda görünüyor” dedim. Diplomat bunu  benim gazeteci kötümserliğime yorarak “Sorun yok” dedi.
Oysa Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbandian, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile birlikte imza törenine hazırlanırken Erivan’dan önemli bir haber gelmişti.
Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sargisyan’ın halkına ‘Türkiye ile anlaşmaya mecburuz’ anafikirli bir konuşma yaptığı haberiydi bu. Sargisyan ekim ayının ilk haftasını Ermeni diyasporasının yoğun olarak yaşadığı Paris, Los Angeles, Nev York, Beyrut ve Rostov gibi şehirlerde ‘Türkiye ile normalleşme protokolünü’ anlatmakla geçirmiş, her yerde milliyetçi Daşnak partisince örgütlenen ‘Sattın bizi’ protestolarına maruz kalmıştı. Hatta o konuşmayı yaptığı sırada bile şehirde protesto gösterisi vardı.
Diyaspora, soykırım iddialarını Türliye ile normalleşmede sorun yapmayacağını söyleyen kişi, Yukarı Karabağ’ın işgalini yürüten komutan sıfatıyla kahraman sayılan Ermenistan Cumhurbaşkanı olsa da, burnundan getiriyordu. Sargisyan’ın ülkesinin
refahını kollamasıyla, diyasporanın ideolojik varlık nedenlerini kaybetmesi kaygısı çelişiyordu; güç ve para ise diyasporadaydı.
Bu nedenle 8 Ekim’de Moldova’nın başkenti Kişinev’de Medvyedev gözetiminde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile yaptığı görüşmede kendisinden beklenen uzlaşmayı göstermedi. Aliyev, Medvyedev’in ‘Biraz gelişme var’ sözlerini yalanlayarak, ‘Gelişme olmadı’ açıklamasını yaptı.
Sargisyan rahatsızlığını belli ediyordu ama, dünkü imza törenine ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un yanı sıra Karabağ çözümü için oluşturulan Minsk grubunu temsilen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner ve AB Dışişleri ve Savunma Komiseri Javier Solana’nın katılacağının açıklanması bile yazılmayan Karabağ ilişkinin kanıtıydı.
Çünkü herkes biliyordu ki, protokolün Türk parlamentosundan geçmesi, Azerbaycan’ın Karabağı’ın geleceği üzerine Ermenistan’la anlaştığını söylemesine bağlıydı. Aksi takdirde, sadece Başbakan Tayyip Erdoğan’ın zorlamasıyla protokol Meclis’e gelirse, yeni bir 1 Mart yaşanması ihtimali vardı. Meclis’teki AK Parti vekillerinin bir kısmının muhalefetle birlikte oy kullanması, ya da oylamaya gelmemesi ihtimali alınabilecek bir risk değildi.
Öte yandan Ankara, ABD Kongresi’nin Türkiye’nin başında Demokles’in kılıcı tuttuğu ‘soykırımın tanınması’ talebinin baskısı var.
Saat 18.00’i bir kaç dakika geçmiş ve tören henüz başlamamışken ajanslar Clinton’ın imza törenine gidiş yolundayken fikir değiştirip oteline döndüğü ve imza törenine katılmayacağı haberini verdiler. Ardından ABD Dışişleri sözcüsü Ermenistan’dan kaynaklanan nedenle sorun yaşandığını açıklandı. Amerikalı diplomatların Ermeni heyetini ablukaya aldığı haberi ve törenin ertelendiği haberi onu izledi. Sonra, sahneye Ermeni diyasporasının en Türkiye karşıtı isimlerinden birisi, Ermenistan’ın İsviçre’deki büyükelçisi, ünlü şarkıcı Charles Aznavour çıktı. Sorun, Ermenilerin son anda soykırım iddiasıyla ilgili bir cümleyi imza töreni sonrasındaki açıklama metnine eklemek istemesinden çıkmıştı.
Dünya güçleri bu imzalara şahitlik etmek için Zürih’e gelmişken, konuşma metinleri üzerine anlaşmazlık olmazdı. Saatler süren diplomasi ardından konuşma yapılmama kararıyla çözüm bulundu. Yalnızca aracılık yapan İsviçre Dışişleri Bakanı’nın sunumuyla asık
suratlarla imzalar atılabildi.
İlk adımın bu kadar zor atılabilmiş olması, sonrasının da hafife alınmaması gerektiğini, oldubitti anlayışı içinde yapılamayacağını ortaya koydu.
Bu imzanın bu kadar zor atılmış olmasının gerilimi, hem Türk, hem de Ermeni Meclis’lerine yansıyacaktır.
Belki bir teselli, dünyanın dikkatinin Kafkaslara, özellikle Karabağ sorununun çözülmesine çevrilmesinde aranabilir.
Çünkü Kafkaslar’daki gerilimin giderilmesi eğer küresel enerji-güvenlik dengesinin iyileşmesi için gerekliyse, bunun tek unsurunun Türkiye-Ermenistan arasındaki sorun olmadığı görülüyor. Erivan, Ankara ile normalleşme yolunun Bakü ile normalleşmeden geçtiğini görmeli.