Ertuğrul Özkök ne kadar kıskansa yeri

Bulgaristan ve Romanya 1 Ocak 2007'de Avrupa Birliği üyesi oldular. İki komşumuzun tarihindeki bu önemli dönüm noktası, Sofya ve Bükreş'te yeni yıl ile gelen bir bayram olarak kutlanırken...

Bulgaristan ve Romanya 1 Ocak 2007'de Avrupa Birliği üyesi oldular. İki komşumuzun tarihindeki bu önemli dönüm noktası, Sofya ve Bükreş'te yeni yıl ile gelen bir bayram olarak kutlanırken, Türk medyasında pek az yer bulabildi. Ertuğrul Özkök'ün dünkü Hürriyet'teki 'kıskançlık' itirafı hem doğru, hem yerinde.
Bulgaristan ve Romanya'nın üye adaylıklarının tescil edildiği 1997 Lüksemburg zirvesi ardından, dönemin başbakanı Mesut Yılmaz'ı izlemek amacıyla Sofya'ya yaptığımız bir geziyi hatırladım yazıyı okurken. Yılmaz, AB'nin Kıbrıs Rum Cumhuriyeti dahil 10 üyeyi adaylığa ehil sayıp Türkiye'yi dışlamasına tepki olarak, AB ile bütün siyasi ilişkilerin askıya alındığını ilan etmişti. Yılmaz'ın temaslarını izlerken Bulgaristan'ın bir film aktrisi kadar alımlı yeni dışişleri bakanı Nadejda Mihailova ile de o dönem çalıştığım NTV için bir röportaj yapmıştım.
Mihailova, Todor Jivkov rejimine karşı mücadele vermiş bir insan hakları savunucusu idi. Yeni rejimle iktidara gelen genç ekibin dışişleri bakanı olmuştu. Jivkov rejiminin benim için de ayrı bir anlamı vardı. Bulgaristan Türklerinin zorla asimilasyonu kampanyasında hâlâ Romanya sınırına yakın Razgrad'da yaşayan akrabalarım da zarar görmüşlerdi. İsminin değiştirilmesini kabul etmediği için meşum Belene Kampı'na girip çıkmaya yaşı ve kalbi izin vermeyen Hüseyin amcayı burada rahmetle anmak isterim.
Nadejda hanımın, röportaj öncesi kamera açılarını düzenlerken, arka planda Bulgar bayrağı ile birlikte AB bayrağının da görünmesine özel bir önem verdiğini hatırlıyorum. Bir vizyonu, ülkesinin geleceğine, ufkuna ilişkin bir bakışı vardı. Süleyman Demirel'in deyimiyle 'kendi ülkelerinin iyi vatandaşları olan' Bulgaristan Türklerinin çoğunlukla üye olduğu ancak etnik milliyetçilikten özellikle kaçınan Halklar ve Özgürlükler Hareketi'nin koalisyon ortaklığında ve bu vizyonla AB üyeliğine yürüdü Bulgaristan.
Romanya'da hiç yıkılmaz sanılan Nikolai Ceaucescu rejiminin saat saat nasıl çöktüğüne ilişkin yaptığımız haberleri daha dün gibi hatırlıyorum.
O Romanya ve o Bulgaristan bugün AB üyesi olmuşlarsa, değişmeden kalmakla övündükleri için değil, değiştikleri ve değişmekle övündükleri içindir.
Türk kamuoyunun halen AB'ye kırgın ve kızgın olması doğal. Kıbrıs ve diğer konulardaki ikiyüzlülük, çifte standart kabul edilebilir gibi değil.
Bir de madalyonun diğer yüzü var. Öncelikle şu 1963 Ankara Anlaşması'ndan beri AB ile ilişkimiz kandırmacasını bir yana bırakmamız gerekiyor. Çünkü 45 yıldır AB ile ilişkimizin sağlıklı şekilde sürdüğü, Türk'ün Türk'e propagandasında başka bir şey değil.
Devrik Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın 27 Mayıs 1960 darbesi ardından tutuklu olarak Yassıada'ya götürülürken daha sonra idam edilecek devrik dışişleri bakanı (ve geleneksel Kıbrıs politikasının ilk mimarı) Fatin Rüştü Zorlu'ya, Ortak Pazar'la münasebetlerimizin son durumu anlatmasını istemesinden, İsmet İnönü'nün istediğimiz zaman çıkabiliyorsak mesele yok diye '63 anlaşmasını imzalanmasından bu yana neler mi oldu?
Örneğin 12 Mart 1971 darbesi oldu. 1974 Kıbrıs Harekâtı oldu. Bu harekât sonunda Yunanistan'daki cunta yıkıldı, sivil demokrasi kurulmaya başladı. 1978'de Yunanistan'la birlikte başvurmamız teklifini merhum Bülent Ecevit danışmanlarının 'Onlar ortak, biz pazar mı olacağız' telkiniyle geri çevirdi. 12 Eylül 1980 darbesinin ilk icraat olarak Yunanistan'ın NATO askeri kanadına dönüş izni verilince Yunanistan AB üyesi oldu, Türkiye AB ile uzun yıllar sıfır ilişki düzeyinde kaldı. Eğri oturup doğru konuşalım, ABD'nin zorlamasıyla 1999'da Helsinki zirvesinde adaylığa ehil olduğumuz
tescil edilene dek, Türkiye'de Avrupa uyumu doğrultusunda dişe dokunur hiçbir şey yapılmadı.
Ne yapıldıysa biraz Ecevit'in son koalisyon döneminde, büyük ölçüde de 2002 seçimleri ardından AK Parti hükümetleri döneminde, CHP'nin 'olmazsa olmaz' desteği ile yapıldı. Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Deniz Baykal'ın AB zeminindeki işbirliğinin Türkiye'ye kazandırdıkları, bugünün sıcaklığında değil, ileride daha iyi anlaşılabilir.
Ertuğrul Özkök kıskanmakta haklı, ben de kıskanıyorum komşularımı, orada artık AB üyesi bir ülkenin haklarına sahip akrabalarımı. Ama kıskanmak yetmiyor, biraz ufuk ve biraz sebat gerekiyor.