Eşgi sürat, eşgi kudret

Aşkın gücüyle iktidara gelenler, güce âşık olurlarsa, iktidardan ayrılmamak için ona yan gözle bakan herkesi susturmaya kalkarlarsa ne olur?

Son günlerde basın özgürlüğü tartışmaları nedeniyle üstüme kara bulutlar çöktükçe YouTube’a giriyor ve Kiosk’u, ama daha çok da bir şarkısının klibini izliyorum.
Kiosk, İranlı bir müzik grubu. 2003’te Tahran’da kurulmuş. Yaptıkları müzik İslami rejime uygun olmayan havailiklerden de söz ettiği için o garajdan bu bodrum katına dolaşıp durmuşlar prova ve kayıtlar için; yani tam bir ‘underground’-yeraltı grubu. İsimleri de o yüzden ‘Kiosk-Köşk’ zaten; her yer bize yasaksa, bize her yer köşk sayılır demişler.
Dinlediğim şarkı, zaten ilk albümlerine de adını veren ve takibat yüzünden İran’dan apar topar kaçmalarına neden olan şarkı. (Grubun kurucusu ve solist Araş Subhani, “İran’a girmemiz hâlâ serbest, ama çıkabilir miyiz o belli değil” diyor bir mülakatında.)
Şarkının adı Eşgi sürat; yani sürat aşkı. YouTube’daki arama bölümüne ‘eshghe sorat’ yazarsanız izleyebilirsiniz. Farsça bilmeyip, İngilizce bilenleriniz için yanına bir de ‘lyrics’ yazarsanız, İngilizce altyazılı, Tahran ve Tahranlıların görüntüsüyle nefis bir klip.
Sürat aşkı, biz dizede geçen, ‘Külüstür taksilerle sürat aşkı’ gibi bir sözden geliyor. Ama İran’daki iktidar sahiplerini çileden çıkaran, şarkının genel havasının yanı sıra tabii, şarkıya giriş cümlesi olmuş.
“Kodreti eşg ya eşgi kudret” yani ‘Aşkın gücü veya gücün aşkı’ diye başlıyor; devamını artık siz izleyin, beğenirsiniz. Şarkının sözlerini İran’daki günlük gazetelerden, sokakta konuşulanlardan, tabelalardan filan ilham alıp yazmasının 9 ay sürdüğünü vurgulayan Subhani, İslami rejimin iktidara ‘Aşkın gücüyle’ geldiğini, bu güçle halka hizmet edeceğini söylediğini, ama geldiği noktada güce âşık olduğunu söylüyor aynı mülakatta.
Aşkın gücüyle iktidara gelenler, güce âşık olursa, iktidardan ayrılmamak için o ‘sevgiliyi’ yani iktidarı korumak için gücü her şekilde kullanır. O ‘sevgiliye’, yani iktidara yan gözle bakan, aksi söz söylemeye kalkan herkesi susturmaya kalkarsa ne olur örneğin?
Baskı olur mesela. Ya da ne olmaz? Onu da söyleyeyim: İfade özgürlüğü olmaz. İran olur, Suriye olur, Libya olur, Suudi Arabistan olur, Kuzey Kore olur örneğin. 

O zaman nasıl yazardı basın?
Dün Gürsel Tekin telefon açtı; CHP Genel Başkan Yardımcısı. “Gazetelere bakıyorum da” diye başladı söze; şöyle devam etti: “Başbakan Tayyip Erdoğan,
‘Bunlar durup dururken olan şeyler değil. Neler oluyormuş bu ülkede?’ diye sormuş. Sonra Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ‘Sadece bir kitaptan dolayı bir gazeteciye böyle bir eylemden endişeliyim’ demiş. Sonra Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, ‘yayımlanmamış bir taslak kitabın kopyalarını yok etme çabasını kaygıyla karşılamış’. Size soruyorum: Bunları CHP Başkanı ve yardımcıları söyleseydi, o zaman nasıl yazardı basın? Bütün manşetler ‘CHP’de çatlak diye çıkar mıydı, çıkmaz mıydı? Merakımı sizinle paylaşayım istedim.” 

Tepkiler
Doğrusu, iktidar döneminde olan bir ifade özgürlüğü uygulamasına tepkinin dahi, yine iktidar mensuplarının ağzından yazıldığı bir dönemden geçiyoruz.
Yoksa muhalefet partileri de gazeteci Ahmet Şık’ın ‘İmamın Ordusu’ başlıklı kitap taslağı nedeniyle İthaki Yayınevi ve Radikal’in aranıp bilgisayar kayıtlarının imha edilmesine tepki gösterdi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bildiğim kadarıyla Yayın Yönetmenimiz Eyüp Can Sağlık’ı ilk arayan lider oldu.
Dün görüştüğümüz Tekin, önceki gün şunları söylemişti örneğin: “12 Eylül’de basılmış kitaplar yasaklanır, toplanırdı; şimdi basılmamışlar da toplanıyor. Bunun adı düpedüz faşizmdir.”
Önceki gün görüştüğümüz MHP Genel Başkan Yardımcısı Tunca Toskay da şunları söylemişti: “Bu münferit bir olay değil. Aramalar yapıp hiçbir şekilde kamuoyuyla buluşmasını istemedikleri, basılmamış kitabın adı zaten anlatıyor. Hanefi Avcı’nın aynı konudaki kitabını yayımladıktan sonra içeri alınması da bu işin sistematik olduğunu gösteriyor. Hükümeti kimse eleştiremeyecek; istedikleri bu. Türkiye’nin bölünmesini öngören düşünceler serbestçe dile getirilir, anayasaya aykırı bulunmaz ve soruşturma açılmazken, basılmamış bir kitabın taslağının peşine düşülüyor. Bu olaya herkesin demokratik sınırlar içinde tepki vermesi gerekir.”
Neyse uzatmayayım. Belki bir gün birileri ‘Aşkı Memnu’ gibi bir ‘Aşkı Kudret’ kitabı yazar, belki dizisi bile çekilir; biz de seyrederiz, Arap dünyası da...

.