Eski Türkiye de yok, eski Avrupa da

Erdoğan, Köln'de 'Artık eski Türkiye yok' dedi, Avrupa da değişiyor; sağa kayış Türkiye'nin aleyhine.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Köln’deki AK Parti gövde gösterisinde Avrupalı muhataplarına “Artık eski Türkiye yok” demesinden saatler sonra, Avrupa Parlamentosu seçim sonuçları açıklanmaya başladı.

Ve anlaşıldı ki artık eski Avrupa da yok.

Almanya Başbakanı Angela Merkel 23 Mayıs’ta Erdoğan’a telefon edip, “Malum seçimler, sizinle görüşemiyorum ama Türkiye’nin sorunlarını Almanya’ya taşımayacağınıza inanıyorum” diyordu.

Endişesi, 25 Mayıs’ta sonuçlanacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde son iki-üç güne girilmişken, Avrupa’nın göbeğinde Türk Başbakanı'nın yapacağı gövde gösterisinin yabancı düşmanı, ırkçı partilerin değirmenine birkaç kova daha su taşıyacağıydı.

Tabii ki sadece Erdoğan gitti Köln’de konuştu diye değil, yılların birikimi bu ama Merkel endişesinde haklı çıktı.

Yabancı düşmanı, ırkçı partiler AP seçimlerinden en kârlı çıkan grup oldu.

Genel tabloya baktığınız zaman Özgürlük ve Demokrasi Avrupası (EFD) adında 751 üyeli Avrupa Parlamentosu’nda (AP) bulunan, aslında Avrupa Birliği’ne de karşı olan aşırı sağcı grup, bu oy dağılımıyla sadece 39 sandalyeye sahip olacak, yani sandalye sayıları sadece 3 arttı.

AP’de en büyük grup ise hâlâ Avrupa Halk Partileri (EPP) diye bilinen Hıristiyan-demokrat, merkez sağ partiler; 275’ten 212 sandalyeye düşseler de hâlâ çoğunluktalar. İkinci sırada 9 kayba rağmen 186 sandalye ile Avrupa Sosyalistleri Partisi (PES) grubu geliyor.

Ama yine de aynı Merkel 26 Mayıs günü 'Avrupa’da aşırı sağın yükselişinin üzüntü ve pişmanlık verici' olduğunu söyledi.

Çünkü Avrupa’da seçmenin sağa kaydığını en iyi görenlerden birisi.

Bunun en açık örneği Fransa’da Milli Cephe (FN) partisinin yüzde 25 ile ülkede başı çekmesi. Oysa FN Fransa parlamentosunda temsil dahi edilmiyor. François Hollande’ın Sosyalist Partisi yüzde 14.5 ile üçüncü sırayı alabildi.

Komşumuz Yunanistan’da, evet, muhalefetteki sol blok yüzde 27 ile birinci geldi ama ırkçı, hatta Neo-Nazi eğilimdeki Altın Şafak Partisi ilk defa Avrupa Parlamentosu’na vekil gönderecek oyu aldı.

Avrupa’da sağa kayışın ve aslında dinsel ayrımcılık anlamına da gelen yabancı düşmanlığının tarihten gelen kökleri var. Ne zaman Avrupa ekonomik krize düşmüş, işsizlik baş göstermişse, fatura dinsel azınlıklara çıkmış.

Roma zamanında Hıristiyanlara, yakın çağlarda Yahudilere… Şimdi sıra Müslümanlarda mı? Bir endişe budur. El Kaide’nin 11 Eylül 2001’de sınır-aşan saldırılar dönemini başlatması ardından, kendi içinde sınırlarını kaldırma yolundaki Avrupa’daki ırkçıların eline bir de İslamofobi kozu verilmiştir.

Merkel’in bir başka endişesi de var. O da Avrupa Birliği’nden yana olanların bunu sandığa gidip göstermemeleri, ancak birliğe karşı olan milliyetçi ve ırkçıların sandığa akın edip demokrasinin nimetlerini demokrasi karşıtı amaçlarla kötüye kullanmaları.

AP seçimlerine katılım yüzde 43’te kaldı. Bazı ülkelerde bu daha da düşük. Mesela AB sürecinde anlaşarak ayrılan Çekya ve Slovakya’da yüzde 20; her iki ülkede de “Bak yeniden birleştik” şakaları yapılıyor. Merkel ve birlik yanlıları için hayli soğuk bir şaka.

Bu seçimler Avrupa’da zaten bir süredir sorgulanmaya başlanan temsili demokrasilerin niteliğinin tartışmaya açılmasına, belki yeni denetim-dengeleme mekanizmaları geliştirmesine yol açabilir. Ama şimdi elimizdeki tablo bu; neticesinde Almanya, Fransa, İngiltere’deki merkez partiler de seçmenin sesine kulak vermek zorunda; merkez biraz daha sağa kayabilir.

Yani, evet, Türkiye’de Erdoğan’ın işaret ettiği yeni bir toplumsal, siyasi duruş var. Erdoğan “İçeride neysem, dışarıda oyum, millet arkamda, canınız isterse” diyor. Ama o arada Avrupa'da “Bırakalım gitsinler” diyen sesler çoğalmaya başladı. Avrupa’nın sağa kayışı Türkiye’nin aleyhine.

Türkiye’nin çıkarları gitmekten mi kalmaktan mı, germekten mi, yumuşatmaktan mı yana? Bu soruya cevap verecek kişi neticede Erdoğan, oylar onda, dümen onun elinde.