Fethullah Gülen Hareketi cephesinde yeni gelişmeler

Perşembe gecesi Samanyolu televizyonunda Türkçe Olimpiyatları şarkı yarışmasını ben de izledim. Zaten bir gün önce bir grup genci Radikal Ankara bürosunda ağırlamıştık; bize da şarkılar, şiirler okumuşlardı.

Perşembe gecesi Samanyolu televizyonunda Türkçe Olimpiyatları şarkı yarışmasını ben de izledim. Zaten bir gün önce bir grup genci Radikal Ankara bürosunda ağırlamıştık; bize da şarkılar, şiirler okumuşlardı. Dünyanın dört köşesinden çocukların, gençlerin Türkçe konuşup söylemesinden etkilenmemek mümkün değil.
Dünyanın 115 ülkesinde Türkçe öğretilmesinden söz ediyoruz. Türkiye’nin 98 ülkede büyükelçiliği var; Afrika ve Güney Amerika’da açılacak yeni büyükelçiliklerle önümüzdeki yıl 110’a çıkması planlanıyor.
Bu okulların arkasında Fethullah Gülen’i önder bilen bir gönüllüler ordusu olduğu sır değil. Maldiv Adaları’dan Moğolistan’a Kolombiya’ya dek uzanan bir eğitmenler ağını Anadolu’da ilçe ilçe bölüştürülmüş inanç temelli cemaatlar aracılığıyla destekleyip yaşatmak ciddi bir örgütlenme zekâ ve yeteneğini gösteriyor.
Gülen ilhamlı Türk okullarıyla tanışmam Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanı olarak yurtdışı ziyaretlerini gazeteci olarak izlediğim sıralarda olmuştu. Okulların bazılarını açan, ya da öğrenim yılını başlatan da Demirel idi. O yıllarda örneğin Romanya, Arnavutluk, Türkmenistan, Kazakistan gibi ülkelerde, ülkenin İngilizce modern eğitim veren tek okulu konumundaydılar. Dolayısıyla veli toplantılarında mesela o ülkedeki ABD Büyükelçisi’ni, Rusya Büyükelçisini, o ülkenin bir kaç bakanını birlikte bulmak mümkün oluyordu. Türk askeri ateşelerinin de çocuklarını o okullara gönderdiğine, okul yönetimlerinin kendilerine Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nce verilmiş plaketleri okul girişlerinde, Atatürk köşelerinde sergilediğine diğer gazeteci arkadaşlarla biraz şaşırarak tanık olmuştuk.
O zamandan beri ve bugün de anlamakta zorlandığım konular arasında böyle bir hazır imkândan Türk devletinin nasıl olup da yararlanmadığı olmuştur.
Dün Başbakan Tayyip Erdoğan, yanında eğitim, sağlık ve kültür bakanları da olduğu halde o okullarda Türkçe öğrenen çocuk ve gençlerin hünerlerini sergilediği Türkçe Olimpiyatları’nın ödül törenine katıldı gerçi. Erdoğan 2 Haziran’da da aynı grubun iş dünyası örgütlenmesi olan TUSKON’un yine 115 ülkeden 2 bine yakın işadamını İstanbul’da topladığı ‘Dünya Ticaret Köprüsü’ toplantılarına katılıp bir konuşma yapmıştı.
Ama biz devlet deyince yalnızca hükümetten söz etmiyoruz. Devletin yargı ve asker kanatlarında Fethullah Gülen ve (artık kendilerini adlandırdıkları üzere) ‘hareketine’ karşı tepki ve önyargılar bulunuyor.
Gülen’in, yıllardır yaşadığı ABD’nin güdümünde Türkiye’de din temelli bir devlet düzenini hâkim kılmaya çalıştığı, bunun için örgütlendiği yolunda güçlü bir algı var bu kesimlerde. Siyasette algı gerçeğin kendisinden daha önemli olabiliyor. Biraz da bu nedenle toplumda laiklik duyarlılığı yüksek kesimlerdeki Gülen algısı da aynı tepkisellikle şekillenmiş bulunuyor.
Örnek vermek gerekirse, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un görevi devralması ardından izlemeye başladığı yeni medya çizgisiyle, akreditasyon uygulamasını genişletmiş, örneğin hükümete yakın duran Yeni Şafak, Star gibi gazeteler ve onlara bağlı televizyonlar artık Genelkurmay etkinliklerini izler hale gelmişti. Ancak ‘Gülen hareketinin’ medyadaki amiral gemisi olan Zaman gazetesi gibi sahiplerinin Harekete yakınlığı öne sürülen örneğin Bugün gibi gazeteler de akreditasyon dışı bırakılmıştı. Keza Orgeneral Başbuğ’un 14 Nisan’da Harp Akademileri’nde yaptığı yıllık değerlendirme toplantısında ‘dinsel cemaatlerin siyasi alanda rol alması’na tepki göstermiş, Gülen hareketinin kastedildiği yorumlarına itiraz gelmemişti.
Ankara’daki kimi yorumlara göre, Zaman’ın akreditasyon dışı kalmasında askere ve türban başta olmak laikliğe ilişkin yaptığı yayınların etkisi vardı, ama ondan çok, yakın olduğu Gülen hareketinin asker gözündeki algısıydı. Bu, Gülen’le bağlı olarak ordu içinde bir örgütlenmeye, gruplaşmaya gidildiği algısı idi.
Nasıl emniyet ve yargı içinde, çocukluğu, gençliği o çevrede şekillenmiş kişilerin birbirine bağlı hareketi muhalefetin ‘F-tipi örgütlenme’ eleştirisine hedef oluyorsa, iddia edilen Ergenekon davasının arkasında bu gruplaşma aranıyorsa, benzeri bir durum ordu için de söz konusu olabilirdi, bu algıya göre.
Askere göre, ortada kendisini olduğundan güçlü göstermeye çalışan bir gruplaşma vardı aslında.
Başbuğ’un 14 konuşmasından sonra yalnızca Türkçe Olimpiyatları ve TUSKON toplantısı gibi iki gövde gösterisine tanık olmakla kalmadık. Aynı zamanda sessiz sedasız iki gelişme de oldu.
Zaman gazetesinin ağırlıklı yazarlarından Hüseyin Gülerce, 28 Nisan’da Star gazetesinden Fadime Özkan’a verdiği mülakatta, Gülen’in yıllar öncesinde kalan bir sözünü gündeme taşıdı ve başörtüsü/türban konusuna atfen “İslam’ın şartı beş. Altı mı?” diyerek örtünmeyen kadınların Müslümanlık’tan çıkmış sayılacağı yolundaki tezlere darbe vurdu.
Zaman’ın Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı ise 1 Haziran’da ‘Keşke İlker Başbuğ da orada olsaydı’ başlığı altında, yazıişlerindeki bir tartışmayı aktardı. Buna göre, Zaman yazıişleri üyeleri, Zaman muhabirinin alınmadığı Deniz Kurdu 2009 askeri tatbikatı haberlerine yer verilmesine karşı çıkmıştı.
Dumanlı bu yazıyı yazarken Gülerce ABD-Pennsylvania’da yaşayan Gülen’in yanından dönüş aşamasındaydı. Dönüşünde Erdoğan’ın medya (isim vermeden Doğan grubuna karşı) yaklaşımını nasıl eleştirdiğini dünkü yazımda aktardım.
Dünkü Zaman gazetesinde Başbuğ’un Vaşington temaslarına ilişkin basın toplantısında söylediklerinin sürmanşetten verildiğini görünce bütün bu nedenlerle meraklandım: Ne değişmişti?
İç sayfalarda bir yanıt buldum. Gazetenin Vaşington muhabiri Ali Aslan, özel olarak ve gazeteci kimliği ile bu basın toplantısına davet edilmişti.
Zaman’a yönelik Türkiye’de uygulanan Genelkurmay akreditasyonu ABD’de geçerli olmamıştı.
Genelkurmay’ın Zaman’a yönelik akreditasyon engeli Türkiye’de de kalkacak mı? Umarım,
diğer gazeteler gibi Zaman da haber edinme hakkını gereğince kullanabilir. İşte o zaman yeni bir durum saptamasını yapabilecek hale gelmiş oluruz.