Fidan fırtınası ve üç sebebi

Süper-başkanlık hedefi yolunda otorite zedelenmesi, Kürt sürecindeki kritik aşama ve Cemaat ile "paralel" mücadele Erdoğan'ın Davutoğlu'na Fidan ısrarının nedenleri arasında öne çıkıyor.

Başbakan Ahmet Davutoğlu dün çıktı ve her daim gülümseyen çehresiyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile aralarında Hakan Fidan konusunda görüş ayrılığı olmadığını açıkladı.

Bu açıklamadan bir süre sonra Fidan’ın Davutoğlu imzalı görev yazısı MİT’e ulaştı, Fidan da bir aylık ayrılıktan sonra makam koltuğuna oturdu.

“Tamam, işte sorun kalmamış, daha fazla konuşacak ne var?” diyenler, yazının bundan sonrasını okumayabilir; ben söyleyeyim de sonra “aklımızı karıştırıyorsun” diyen olmasın.

***

Davutoğlu’nun dünkü beyanına karşın bir ay kadar önce, tam olarak 8 Şubat günü Erdoğan aralarında görüş ayrılığı olduğunu ilan etmişti; hatta o ilan etmese öğrenemeyecektik.

Davutoğlu’nun “Hakan bana siyasette lazım” demesine karşın, Erdoğan “MİT’te lazım, yerinde kalsın” demiş, buna rağmen Fidan gitmişti. Erdoğan’ın o zehir zemberek açıklamasından iki gün sonra 10 Şubat’ta da 7 Haziran seçimlerinde AK Parti’den aday olmak üzere adaylık başvurusunu yapmıştı.

Bu durum Erdoğan’ın o güne kadar bin bir zorlukla inşa ettiği “lafı üzerine laf söylenmez otoritesine, hem de en yakınındaki iki isim tarafından atılmış bir çizik gibiydi adeta.

***

Konu 3 Mart Suudi Arabistan dönüşünde uçakta kendisine eşlik eden gazeteciler tarafından Cumhurbaşkanına bir kez daha, üstelik artık kızgınlığının geçmiş olduğu umuduyla soruldu. Çünkü aradan geçen sürede bir araya gelip görüştükleri hatta 2 Mart’ta Medine’de de görüştükleri haberleri vardı.

Ama Erdoğan hâlâ kızgındı, bundan sonrası kendisinin bileceği işti.

Bunun bir tek anlamı vardı. Davutoğlu 7 Haziran’da seçimi alıp yeni hükümette Fidan’a yer verse bile, Erdoğan cumhurbaşkanı yetkileriyle bunu veto edebilirdi. O zaman Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın 7 Şubat günü Akif Beki’nin programında söylediği gibi Fidan “düz milletvekilliği” için “israf” edilmiş olurdu.

***

Uzatmayalım, Davutoğlu Erdoğan’ı ikna edemedi, Erdoğan Davutuğlu’nu ikna etti, “görüş birliği” Erdoğan’ın görüşü üzerinde böylece sağlanmış oldu.

Erdoğan’ın “sır küpüm” dediği Fidan görevinin başına biraz yaralanmış vaziyette böyle döndü.

***

Peki, Erdoğan’ın AK Parti zirvelerinde son bir aydır Fidan fırtınası estiren ısrarı altında ne yatıyordu?

Üç neden öne çıkıyor:

1- Erdoğan’ın otoritesi: Erdoğan süper-başkanlık istediğini gizlemiyor. Fidan’ın istifası sonrası tartışmalar AK Parti içinde otorite sorununa yol açmış, seçimler için adaylık sürecinde vekillerin aklını karışmış görünüyordu. Önceki cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün medya görünürlüğü bu tabloyu karmaşık hale getirmişti. Erdoğan tel liderin kim olduğunu böylece göstermek istedi.

2- Kürt meselesi: Erdoğan HDP’nin seçimlere parti olarak girip adaletsiz yüzde 10 barajını aşması halinde yeni Meclis’ten süper-başkanlık anayasası çıkmayacağını görüyor. PKK’dan Nevruz öncesi, ya da seçim kampanyası sırasında gelecek devasa bir açıklamanın işin seyrini değiştirip HDP saflarını çözebileceğini düşünüp, bu amaçla Fidan’ın PKK lideri Abdullah Öcalan ile yıllara dayanan diyaloguna güveniyor olabilir.

3- Cemaatle mücadele: Fidan ve Davutoğlu, Erdoğan’ın “paralel yapı” olarak tanımladıkları Fethullah Gülen Cemaatiyle mücadelede en güvendiği isimlerdi. Başında Fidan’ın olmadığı bir MİT’in, hem de seçime doğru giderken bu mücadelede geri kalacağından endişe ediyor olabilir. Erdoğan’ın siyasete bakışında şu anda en önem taşıyan konular arasında Cemaat’in devlet yapılarında ve yurt dışındaki Türk kuruluşlarındaki varlığının geldiği unutulmamalı.

***

Muhalefet işte biraz da MİT’in iç siyaset alanında kullanılabileceği kaygısı nedeniyle ateş püskürüyor.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Davutoğlu’nu Erdoğan’ın “vesayeti” altında ve hükümet işlerinde tamamen etkisiz olmakla suçladı. Fidan resmen AK Parti adaylığına başvurmuştu, MİT’in milli niteliği unutulmamalı, AK Parti’nin “arka bahçesi” yapılmamalıydı.
HDP’li İdris Baluken bu durumu AK Parti’nin “yönetim krizi” olduğunu öne sürdü ve Kürt sorununun bu kritik aşamasında gelişmeleri engellememesi gerektiğini söyledi.

MHP’li Oktay Vural ise devlet istihbaratının siyasi partiler aleyhine, hem de ülke seçime gidiyorken kullanılabileceği endişesinden söz etti.

İstihbarat kaynakları, başka ülkelerde de parti kimlikli kişilerin, mesela ABD’de Leon Panetta’nın istihbaratın başına getirildiği örneklerini verip müsteşarlarını savunuyorlar elbette, ama Fidan’ın bu konuda artık çok daha dikkatli olması gereği ortada.