Fırsat bu defa kaçmamalı

Yaşar Kemal, Türkiye'de yerleşik devlet anlayışının Kürt siyasetini anlatırken "Yanlıştan çok ne var ki" diyor; "Yanlışlar olacak gibi değildir".

Yaşar Kemal, Türkiye’de yerleşik devlet anlayışının Kürt siyasetini anlatırken “Yanlıştan çok ne var ki” diyor;
“Yanlışlar olacak gibi değildir”.
Sonra sayıyor, kendi içinde durduğu, içinden geldiği acıyı yılların görmüşlüğüyle damıtıp en acıtmayacak sözcüklerle sayıyor. Bu bir vicdan temizliği çağrısıdır. Yaşar Kemal’in yaptığı, Türkiye’nin vicdanına, bilincine seslenmektir. Aslında herkesin bildiğini bir daha söyleyerek bir nevi arınma ibadetine çağırmaktır.
Vicdan ve aslında aynı anlama
gelmek üzere bilinç, bilinmeyeni ortaya çıkarmaz. Bilinçlenme, ya da vicdanıyla konuşma, bilineni öyle bir şekilde ortaya döker ki, artık ondan kaçıp kaçmamak insanlığınıza kalmıştır. 
Yaşar Kemal’in dünkü Radikal’de Kürt sorununun geleceğine yönelik değinip ucu açık bıraktığı iki önemli konu vardı.
Birincisi, “Kürt sorunu Türkiye’nin dünyadaki gücünü çürüten bir olaydır” saptaması ardından sözü Avrupa Birliği’ne getirmesi. Diyor ki; “Nedense AB her şeye karşın Türkiye’ye yardım etmiyor. Bunu bir türlü sökemedim. Acaba Türkiye’nin demokrasiden yoksun olarak kalmasını mı istiyorlar?”
Bu aslında buzdağı gibi bir sorudur. Yaşar Kemal, yalnızca Kürt sorununa ilişkin olan ucunu bize duyuruyor. Ekonominin ve siyasetin demokratikleşmesine, hukukun siyasetten, siyasetin güvenlikten bağımsız hale gelmesine dek pek çok konuyu aynı sorunun altında varsaymak mümkün.
İkincisi, Cem Erciyes’in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 2009’u “Türkiye’nin birinci sorunu” olan Kürt sorunu için çözüm fırsatı verdiği sözlerini yorumlamasını istemesi üzerine söyledikleri: “Cumhurbaşkanı iyi niyetli. Şimdi artık Cumhurbaşkanı tek kişi değil, insanlık da onunla birliktedir. Bunun farkında olmayan yöneticiler onu da kendileri bilirler.”
Yaşar Kemal mecazi anlamda ‘tek kişi değil’ diyor, ama geldiğimiz aşamada Cumhurbaşkanı gerçekten tek kişi değil.
Bu yılın içeride ve dışarıda çözüm fırsatı verdiğini doğrusu ilk söyleyen Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ oldu. Tabii o işin PKK’nın askeri olarak etkisizleştirilmesi açısından bunu söyledi 29 Nisan basın toplantısında; ama işin tek boyutunun bu olmadığını, kendisine düşenin bu olduğunu da hemen sözlerine ekledi.
Cumhurbaşkanı Gül’ün asıl siyasi ağırlık taşıyan kapsamlı ve bence tarihi açıklamasına 8 Mayıs günü Prag’dan Ankara’ya dönerken tanık olan üç gazeteciden biriyim; diğerleri Fehmi Koru ve Mustafa Karaalioğlu idi.
Ardından Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 12 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Gül’e destek vermesi ve muhalefetin de katkısını istemesi geldi.
Buna CHP lideri Deniz Baykal 18 Mayıs’ta işi bir adım ileriye götürüp, barış pazarlığı değil, ama barış kutlaması olarak genel affı ve anadilde devlet hizmeti için başvuru hakkını önermesi izledi.
Bugünkü Radikal’de dahi Baykal’ın ve DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün nelerin yapılması gerektiğine ilişkin yeni sözlerini okuyabilirsiniz. Yani iktidar kesiminden olduğu gibi, muhalefet kesiminden de katkı gelmeye devam ediyor.
Söz konusu iktidar ve muhalefet ilişkileri olunca, katkılar çoğu zaman eleştiri biçiminde gelebilir. Bu çok partili yaşamın doğası gereği sayılmalı; herkes her şeyi tek ağızdan söylemez.
Ancak Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana ayıplarımızdan olan Kürt meselesinde, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana rastlanmayan bir durumla karşı karşıyayız.
Türkiye’de Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve (haydi DTP’yi doğası gereği ayrıca saymayalım) ana muhalefet partisi başkanı, ilk kez, doğal olarak farklı tonlarda da olsa Kürt sorununa çözüm arayışına girmiş durumdadır.
Gerçek fırsat budur. İlk defa soruna yalnızca güvenlik boyutunda yaklaşılmamaktadır. Sanki ilk defa Ankara’ya ‘Üç beş eşkıya’ mantığı hâkim değildir. İlk defa sorunun üzerine, adı konularak üzerine gidildiği izlenimi vardır.
Kürt sorunu Türkiye üzerinde yalnızca ‘gücünü çürüten’ bir yük değil, aynı zamanda Türkiye’nin vicdan yarasıdır.
Ankara’ya düşen, PKK’nın işi kendisine odaklama çabalarının kışkırtmasına kapılmadan, ama PKK’yı göz ardı etmeden bu sorunu bir an önce -muhalefeti de yanına alarak- çözüm yoluna sevk etmektir.
Şu anda idareyi elinde tutanlar böyle bir çabada yalnız kalmadıklarını göreceklerdir.