G20 siyasete Türkiye Zirvesi'yle giriş yaptı

G20 liderlerinin ekonomi dışına çıkmama kuralını Suriye krizi için bozmuş olmaları dahi, bu krizin yalnızce küresel siyaset için değil, artık küresel ekonomi için de tehdit oluşturmaya başladığını gösteriyor.

Dün Antalya’da başlayan G20 zirvesinin önemli kesitlerinden birisi liderlerin terör kurbanları için saygı duruşunda bulunurken IŞİD’in 13 Kasım’da Paris’te öldürdüğü 129 kişiyle birlikte 10 Ekim’de Ankara’da öldürdüğü 102 kişiyi de anmasıydı bence.

ABD Başkanı Barack Obama ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile IŞİD’e karşı mücadelenin yeni safhalarını görüştüklerini açıkladığı basın toplantısında Ankara kurbanlarını, mesela Suruç’u da anmış olmasını önemsiyorum.

Neden mi? Çünkü mesela tam 12 yıl önce 15 Kasım 2003’de El Kaide’nin İstanbul’da iki sinagoga saldırısında 28, beş gün sonra 20 Kasım’da HSBC ve İngiliz Başkonsolosluğuna saldırısında 31 olmak üzere 59 kişiyi öldürmesi, dünyadaki El Kaide saldırıları listesinde hâla anılmıyor bile. Aynı dönemdeki Madrid, Londra var, İstanbul’da öldürülenler yok.

Sadece dünyada değil, mesela Nobel edebiyat ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un Kafamda Bir Tuhaflık romanının sonuna koymuş olduğu önemli olaylar tarihçesinde de başka yerlerdeki saldırılar var, İstanbul’daki yok; bu acı bir tuhaflık bizde.

Dün Ankara kurbanlarının da Paris ve diğer terörizm kurbanlarıyla anılmış, saygı duruşuna konu edilmiş olmasını bu nedenle önemsiyorum.

***

Tabii dün Antalya’daki zirvenin daha pek çok açıdan önemli özellikleri vardı.

Bunların başında, 1999’da sanayileşmiş ve gelişmekte olan aktörleri küresel ekonomi sorunlarını görüşmek üzere biraraya getirmek amacıyla oluşturulan G20, yani yirmiler grubunun tarihinde ilk defa ekonomi dışına çıkıp bir siyasi kriz üzerine açıklama yapmış olmaları geliyor.

Aralarında BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Avrupa Birliği üst yönetiminin bulunduğu bu kadar etkili liderin bir araya gelip Suriye krizini, yol açtığı terörizm ve göç sorunlarıyla tartışmaması, ortak tutum almaması tuhaflık olurdu zaten.

***

Yalnızca G20 liderlerinin ekonomi dışına çıkmama kuralını Suriye krizi için bozmuş olmaları dahi, bu krizin yalnızce küresel siyaset için değil, artık küresel ekonomi için de tehdit oluşturmaya başladığını gösteriyor.

Obama’nın Antalya Zirvesi çerçevesinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile planlanmamış, başbaşa bir görüşme yapmış olması, Suriye iç savaşının başlaması üzerinden 4 yıl, 300 bin ölü, 4 milyon mülteci ve tarihin en kanlı terör örgütlerinden birisinin, IŞİD’in doğumu geçtikten sonra, acaba “Zararın neresinden dönülse kârdır” dedirtecek mi dünyaya?

Çünkü G20 zirvesinin bir gün öncesinde, 14 Kasım’da Viyana’dan gelen haber, Suriye’nin geleceği üzerine –Türkiye dahil- asli aktörlerin anlaştığı yönündedir.

Bu anlaşmanın ayrıntılarını henüz bilmiyoruz, ama Türkiye’nin yakın zamana dek reddedip Eylül’deki BM tmasları sırasında şartlı kabul ettiği, Beşar Esad’ın en azından 6 aylık geçiş hükümetinde yer almasının söz konusu olduğu anlaşılıyor.

***

Bu gelişmelerin ışığında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Obama’nın ortak açıklamasında IŞİD’e karşı mücadelenin yeni safhasını konuştuklarını söylemesi yeni bir durumdur.

Bu açıklama, yakın zaman öncesine –İncirlik’in IŞİD’e karşı açıldığı Temmuz diyebiliriz- Türkiye’nin Suriye’deki militan İslamcı grupların yükselişine sırf Esad’a karşı diye müsamaha gösterdiği eleştirilerinin de –en azından- rafa kaldırıldığını gösteriyor.

Obama’nın Türkiye’yi IŞİD’e karşı “önemli müttefik” olarak övmesinin anlamı budur.

Hem Suriye ve IŞİD’in yükselişini zamanında saptayıp, zamanlıca önlemler almakta geciken, hatta ihmali olan sadece Türkiye mi? Herkesin maalesef ters köşede kaldığını Paris eylemi de gösterdi. IŞİD’in 4 Kasım’da Rus yolcu uçağını Mısır’ın Sina çölünde düşürdüğü, 224 kişinin öldürülmesinden soumlu olduğu iddiasını saymıyoruz bile.

***

Bütün bunlar olurken, Gaziantep’te bir IŞİD operasyonunda yakalanmaktansa üzerindeki bombayı patlatıp intihar eden Halil İbrahim Durgun’un Ankara saldırısı nedeniyle arananlar arasında olduğu açıklandı mesela.

Karşınızda şehit olup cennete gideceği düşüncesiyle kendisini gizlemeye dahi gerek duymayan, dolayısıyla sizin önlem alabileceğiniz hızdan daha çabuk hareket edebilen insanlar varken bilinen istihbarat ve polisiye yöntemleri de yetersiz kalıyor.

Ankara da, Paris de bunu gösteriyor; o nedenle yeni, ortak bir strateji gerekiyor.

***

Tabii sadece terörizm değil, göç sorunları da var; Antalya Zirvesinde bu da konuşuldu.

AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in dün Antalya’da AB kapılarındaki Suriyeli mültecilerden bahsederken “Bize saldıranlar onlar değil, onlar da bize saldıranlardan kaçıyorlar” mealinde konuşması da önemlidir mesela.

Bunu söylerken yanında AB Konseyi Başkanı Donld Tusk vardı; Tusk’ın ülkesi Polonya, daha Paris saldırısı yapılır yapılmaz mülteci kabul etmeyeceğini açıklama aculluğunu göstermişti.

***

G20 bu sabahtan itibaren önceden tasarlanmış gündemine dönüyor; yani “kapsayıcı ekonomi” sorunlarına.

Ama Antalya Zirvesi, küresel ölçekte bir siyasi krize müdahalesiyle G20’nin ileride de siyasi gelişmelere de ağırlık koyabilme kabiliyetinin olduğunu gösterdi; bunda Türkiye’nin Suriye konusunu açılış gündemine önermesinin önemli etkisi oldu.

***

Antalya Zirvesi’nin dünkü gündeminde gölgede kalsa da bir konuya iki cümleyle de olsa değinmemek olmaz:

1-      Türkiye’de kapitalizm deyince ilk akla gelen isimlerden olan Koç ailesinin bir ferdi, Ali Koç dünyadaki sorunların, kötülüğün kaynağının kapitalizm olduğunu, bunun mutlaka dengelenmesi gerektiğini söyledi; başkası söylese başına nahoş şeyler gelebilirdi.

2-      Cumhurbaşkanı Erdoğan B20’deki büyük patronlara ve sendikacılara hitap ederken “Biraz az kar edin” dedi, çalışanlara daha fazla verilmesini istedi. Bunu da bir başkası söylese hakkında hayırlı olmayabilirdi.

Başımıza taş mı düşecek, birileri bize doğru yolu göstermeye mi çalışıyor nedir? Hayırlara vesile olsun diyelim.